KİTAP ÇOK İYİYDİİ
Bayıldım yalayıp yuttum resmen kitabı tek kelimeyle harikaydı
Alın okuyun zoe’nin hikayesinin devamı için çok heyecanlayım umarım bir an önce onuda yorumlayabilirim burada…
Rollo May /Kendini Arayan İnsan
Kitap ,modern insanın kimlik krizini, yalnızlığını ve anlam arayışını varoluşçu psikoloji açısından ele alır .özellikle modern toplumun bireyi “kendisinden uzaklaştırdığı” fikri üzerinde durur.
Kitap 3 bölüm 8 başlıktan oluşur
1 ve ikinci başlıkta modern insanın yalnızlığı ve endişesiyle hastalığıımızın kökenleri konusundan bahseder
Modern insanın yalnızlığı ve endişesi konusunda Rollo May E.Fromun görüşüne yakın bir görüştedir, modern insan yalnız ve endişelidir
Erich Froma göre de modern insan yapayalnız ve kaygılıdır ve Durkheim da Rollo May ı desteklercesine modern insan Anomie(başıboşluk) içinde yaşar
Karn Horneyde ,modern insan için, rekabet halindedir, rekabet duygusunu bireyler ve gruplar arasında yarattığı düşmanlıktı .
günümüzde ise psikolojik sorunların kökeninde olan durumları birkaç maddeyle açıklayabiliriz
1. günümüzde en sık rastlanan sorun cinselliğe dair sosyal tablolar ya da cinsellikle ilintili suçluluk duygusu değildi cinselliğin çoğu kimse için boş mekanik ve manasız bir deneyim halini almıştır
2. Boşluk duygusu, genellikle insanların hayatlarına ya da içinde yaşadıkları dünyaya ilişkin etkili bir şey yapmaktan aciz olduklarını hissetmelerinden kaynaklanır
3. Modern insanın bir başka özelliği de yalnızlıktır, yalnızlık isminin önemli nedeni de toplumumuzun sosyal kabul görmeye verdiği değerdir, sosyal kabul görmek bir başka değişle beğenilmek yanlığınızın hissini uzak tuttuğu için son derece güçlüdür
4. Diğer özelliği de endişeli bir varlık olmasıdır
Hastalıklarımızın kökenlerine baktığımız zaman;
May’e göre modern toplum bireyi kendi özünden uzaklaştırır.
- [ ] İçi boşaltılan toplumsal değerler(Kierkegeard, nietzsche ve Kafka gibi yazarlar içinde bulunduğumuz çağda değerlerin altüst olacağına ve 20. yüzyılda
Hizmetçi olarak çalışan Grace Marks, işvereni Thomas Kinnear ve onun hizmetçisi Nancy Montgomery’nin öldürülmesiyle suçlanır. Bir doktor olan Simon Jordan, Grace’in zihnini çözmeye çalışırken okur da sürekli şu soruyla karşı karşıya kalır:
“Grace masum mu, manipülatif mi yoksa bastırılmış bir travmanın kurbanı mı?”
Güçlü Yönler
Grace’in anlatımı güvenilmez olduğu için karakter çözümlemesi çok güçlü.
Viktorya dönemi kadınlarının toplumdaki konumunu çarpıcı biçimde gösteriyor.
Gotik ve karanlık hava oldukça başarılı kurulmuş.
Kurgu ile tarihi gerçekliğin birleşimi romanı etkileyici kılıyor.
Zarif ama rahatsız edici bir anlatım gücü var.
Zayıf Yönler
Roman özellikle orta bölümlerde ağır ilerliyor.
Finalin kesin cevap vermemesi bazı okuyucuları tatmin etmeyebilir.
Psikolojik yoğunluk bazen tekrar hissi yaratabiliyor.
Kimler Okumalı?
Psikolojik roman sevenler
Kadın karakter merkezli tarihsel kurgu okurları
Güvenilmez anlatıcı temasından hoşlananlar
Gotik atmosfer ve suç psikolojisi ilgisini çekenler
Neden 7 verdim?
Psikolojik ve atmosferik olarak güçlü ama temposu ve spoiler olabilecek bazı sebepler nedeniyle herkese hitap etmeyen bir roman.
Sonuç olarak,suç, travma, toplumsal cinsiyet ve hafıza üzerine kurulu katmanlı bir psikolojik romandır.
Potansiyeli boşa harcanmış bir serinin sonu.
Birçok kez seriyi bırakmakla bırakmamak arasında gidip geldim. Ne yazık ki, seri her kitaptan sonra çok daha vasat hale geldi. İlk kitabın yazarının bu kitabı da yazan kişiyle aynı kişi olmasına şaşırıyorum. Kitapta çift hakkında bir şey yoktu.
Yarısına kadar romantik etkileşimin tamamen yokluğu başlı başına bir sorun. Kitap gereksiz yurt, kampüs evleri ve liderlik rolleriyle doluydu. Xave'nin duş almasıyla ilgili sayfalarca şey okumak zorunda kaldım. Duşun ne kadar lüks olduğu, duş başlığının açıklamaları veya çıkardığı özel kuş sesleri beni ilgilendirmiyor. Bunlar okuyucuya lüks yaşam tarzını birkaç cümleyle aktarılabilirdi, ancak sayfa sayısını doldurmak için kullanıldılar. Hiçbir romantizm yoktu.
İlk birlikte oldukları sahneden sonra, doğru düzgün bir diyalog veya konuşma yok; bir sonraki haftaya atlıyor ve o hafta Xave bize duygularının nasıl geliştiğini anlatıyor. Ama biz bunu okumuyoruz. Ve aşık olduklarına inanmamız bekleniyor.
Willow Dixon
Proleter; geçimini çalışarak kazanan, sermaye sahibi olmayanlar. İşçi, doktor, avukat, yazar gibi meslekleri yürütenler proletarya sınıfına dahil edilirler. Hatta fikir işçisi olan Marks da bu sınıfa dahildir.
Komünizm; ortak mülkiyete dayalı, sınıfsız ve devletsiz bir yönetim sistemi. Devlet ya hiç yoktur ya da sadece denetleme görevi yürütür. Sosyalizmden farklıdır. Çünkü sosyalizmde özel mülkiyet vardır, sadece üretim güçlerinin mülkiyeti (toprak, fabrika vb.) devletin elindedir. Yani devlet vardır ve oldukça güçlüdür. Bir nevi komünizme geçişte bir basamak diyebiliriz sosyalizm için.
Marks’a göre tarihte doğrusal bir ilerleyiş vardır. Feodaliteyi burjuvazi takip etmiş, burjuvaziden doğacak proletarya devrimi ile de son adımda komünizm kurulacaktır. Proletarya devrimi feodal dönemde olamazdı, bu yüzden burjuvazinin gelmesi gerekiyordu.
Bununla birlikte Marks’ın öngörüleri (en azından yaşadığımız döneme kadar) gerçekleşmedi ve kapitalizm bir şekilde ayakta durmaya devam etmektedir. Bunun farklı sebepleri olabilir.
Öncelikle kapitalizm hatalarından ders alarak bu hataları düzeltme yoluna gidiyor. Çalışanların refah düzeylerinin artırılmasına yönelik düzenlemeler yapılıyor. Hastaneler, okullar gibi. Ayrıca proleter olarak tanımladığımız topluluğun üyeleri arasında farklılaşma yapılarak bütünlük bozuluyor. Bugün ülkemizde bile proleter olarak nitelendirebileceğimiz iki kişi arasında 20 kattan fazla fark olabiliyor. Bir de proleter olarak tanımladığımız kişiler sistemi olduğu gibi kabul ediyorlar. Bu kişiler mümkünse kendi çocuklarını özel okullara gönderiyor, mümkünse küçük de olsa bir şirket kurup başkalarının emeği üzerinden geçinmenin hayalini kuruyorlar. Zaten sistem de sınıflar arası geçişin önünü tamamen kapatmadığı için insanlar kendilerini dahil oldukları
1844 El Yazmalarıyla Marksizme giriş yaptım.Kar Marksa göre kapitalist toplumun temel çeliskisi emek-sermaye çelismesinden kaynaklanıyor.İşci, İşine hayatını (gerçek anlamda) koymasına karşın karnını bile doyuramıyor insanca bir hayat yaşamayı geçtim çocukları bile açlıktan ölüyor eğer kendisi kuru ekmek yiyorsa şansli sayılıyor, ne kadar üretirse kendisi o derec fakirleşir.Karl Marksın Politik İktisatçılar dedigi liberal iktisatçılar ve düşünürler bu düzeni mesrulaştırmak için çalışıyorlar(aslında hâla da var bunlar)Kitabin bel kemiğini "yabancılaşma" kavramı oluşturuyor işçi üretim üzeirnde kontrolünü kaybettiği zaman kendine topluma ve ürettiği ürüne yabacılasır, kendisi için çalışmadığı zaman insanlığını kaybediyor, fabrikada patron için çalısan bir hayvandan bir makineden farksız bir robot oluyor.Düşünmesi, yaptığı iş yaratıcılık kullanması değil sadece önüne verilen işin yapması isteniyor böylelikle işci makineleşiyor.Butun varlığını ürettiği metaya koyup karşılığında bunun çok çok az bir kısmını kazanabiliyor.böylelikle kendi emeğine ve dünyaya yabancılşıyor.İşci 4 şekilde yabancılaşır
1)Ürettiği Ürüne yabancılsşır
Çünkü ürettiği şey ona ait değildir.
2)Üretim Sürecine Yabancılaşır
Çalışmak artık yaratıcı bir faaliyet değil hayatta kalma aracıdır.
3) insani özüne yabancılaşır
Üretim sürecinde bilinci ve yaratıcı yönünü kullanması istenmez böylelikle makine parçasına dönüşür.
4) Diğer insanlara yabancılsşır
Çünkü herkes rekabet içindedir ve herkes (işçi patron fark etmez) herkes diğerini insan olarak değil rakip olarak görür.Kapitalizm insan ilişkilerini bozar.
İnsanlar hem kapitalizm yüzünden yabancılaşıp hem de birbirini insan değil elde edilecek nesne gözüyle bakarlar.Gunumuzde buna bir de sosyal medya ayağı eklendi.
Karl Marks sadece bunu