Hidâyete eren veya hidâyete vesile olan... Beşik... Beslenilecek ve büyüyecek yer... Yeryüzü... Yayıp döşemek... Hazırlanmak... Kâr kazanmak... Hindiba otu... Hind suyu... Acı marul... Hediye, armağan... İstikbal... Kabir... Örtü, perde... Şerif, ulu, hayr... Az sayılı... Mahdud, sınırlanmış... Hududlanmış... Tesviye edilmiş... Silinmiş, düzgün... Meyvesi çok olup da dalları eğilmiş... Hileye aldanmış, aldatılmış... Kandırılmış kimse... Boyun damarı kesilmiş kimse... Döşeme, döşek... Yastık... Balta, kazma... Kaptan, reis, başkan, baş, kafa... İçine hediye konulan kab... Ufuk... Aldatan, kandıran, hile yapan... Korkutan, tehdid eden... Mürşid, muvaffak...
Sayfa 349 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Tablo: Mehdi
Lûgatçe
tümdengelim (deduction) Genel bir iddiadan yola çıkılarak varılan daha dar bir sonuçtur. Örneğin; "Tüm salyangozlar marul yer. Bu bir salyangoz; öyleyse marul yer."
Sayfa 34·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ah o marul, bir yeşilliğin hayatımı böylesine altüst edeceğini nasıl bilebilirdim
Olsaydı da biz de kütür kütür yeseydik:)
"Langa'nın hıyarı, Yedikule'nin marulu" benzetmesi vaktiyle İstanbul halkı arasında bir deyim hâline gelmiş. 1939 târihli bir gazete, haber başlığını şöyle atmış: "Yedikule, dün marul bayramını tes'id etti." Langa hıyarı artık târih oldu. Lâkin sur dibinde yetiştirilen Yedikule marulunun o efsânevi tadına bakmak hâlâ mümkün..."
Hepimiz yükünü sırtında taşıyan birer kaplumbağalarız. Yol üstünde marul görmüş gibi salıyoruz düşünceleri sokak ortasına. Öyle ulu orta... Dizlerinde derman kalmamış bir devenin bükülen dizlerine benziyor telaşlarımız. Hörgücü ağır gelen bir deve...
Alıntı
Oruçtur. Bir kuşluk gibi, ağaçların arasından, kuş seslerinin marul içi tazeliğindeki bebeksi sevinçlerinin içinden GÜNEŞ NEŞESİ'nin yürüyerek insanları kuşatışı gibi gelen Oruçtur.