“Aşk? Aşk nedir?” diye düşünüyordu. “Aşk ölüme engel olur. Aşk hayattır. Her şeyi, anladığım her şeyi, sevdiğim için anlıyorum. Her şey sadece sevdiğim için var, her şey sadece sevdiğim için oldukları yerde. Her şey sadece ona bağlı. Aşk Tanrı’dır ve ölmek de benim için aşkın bir parçası, herkesin döneceği ebedî kaynağa dönmektir.” Bu düşünceler onu rahatlatmışa benziyordu. Ama bunlar sadece düşünceydi. Bir şey eksikti, tek taraflı, şahsi ve zihinsellerdi, bir şeyi kanıtlamıyorlardı. Kaygı ve belirsizlik yeniden kendini gösterdi. Uykuya daldı.“...şaşırıyor. Bu insanların hepsi birer birer, fark ettirmeden kaybolmaya başlıyorlar ve tek bir konu, kapalı kapı meselesi her şeyin üstüne çıkıyor. Kalkıyor ve sürgüsünü çekmek, kilitleyip kilitleyemeyeceğine bakmak için kapıya gidiyor. Her şey kapıyı zamanında kilitleyemeyeceğine bağlı. Kapıya doğru gidiyor, acele ediyor, bacakları hareket etmiyor ve kapıyı zamanında kilitleyemeyeceğini biliyor, yine de acı içinde tüm gücünü harcıyor. Azap veren bir korkuya kapılıyor. Bu korku ölüm korkusu: Kapının ardında o bekliyor. Güçsüz bir halde, zar zor kapıya doğru sürünürken, korkutucu bir şey kapının diğer tarafından yükleniyor, içeri girmeye çalışıyor. İnsani olmayan bir şey, ölüm kapıya yükleniyor ve ona engel olmak gerekiyor. Kapıya destek oluyor, son bir çaba gösteriyor, kilitlemek artık imkânsız, destek olmak gerekiyor, ama gücü yetmiyor, dayanamıyor, korkunç bir şekilde yüklenilen kapı açılıyor ve tekrar kapanıyor.
Kapı dışarıdan bir kere daha itiliyor. Son, doğaüstü çabalar da fayda etmiyor ve kapının iki kanadı da sessizce açılıyor. O giriyor ve o ölüm. Ve Prens Andrey ölüyor.
Prens Andrey öldüğü anda uyuduğunu hatırladı ve son bir çaba gösterip uyandı.
Yüreğinde bir anda, “Evet, bu ölüm. Öldüm ve uyandım. Ölüm, bir uyanış,”