Dörtlemenin biri olan Biz romanı, özellikle insanın makineleşmesi, birey kavramının git gide silikleşmeye yüz tutması, çağı etkisi altında yürüten bilimin otoriter bir krallık oluşturmuş olması üzerine çarpıcı bir bilimsel-otodünya kurar. Ben bu romanı özellikle etik ve bilimsel taraflardan değerlendirmek istedim.
Öncelikle etik açıdan ele aldığım vakit romanın merkezindeki “Tek Devlet”, insan varlığının mutluluğunu özgürlükten üstün tutmayı yeğlemiştir. Kitap o kadar farklı ki İnsanların isimleri bile yoktur; herkes sayıdan ibarettir. Aklınız biraz belki o yönde karışabilir. Bu durum etik açıdan şu soruya kapı açar: “İnsan can güvenliği ve düzeni uğruna özgürlüğünden vazgeçebilir mi?” zor bir soru kabul ediyorum. Ama roman bize bu yönde akıl yürütmemizi ve aynı zamanda da çürütmemizi daha doğrusu çürütmemize sebebiyet veriyor. Zamyati'ye kafamızı çevirdiğimiz vakitse oldukça dikbaşlı bir cevapla karşılar. Özgürlüğünü kaybeden insan, insanlığını da kaybeder.
(Ben bu cevap üzerine de küçük bir düşünce yazısı yazmayı yeğlerdim fakat uzatmak istemem.)
Başta bahsini geçirdiğim birey kavramının silikleştirilmeye yüz tutmasını bariz olarak Tek Devlet’te insanlar bildiğimiz cam evlerde yaşarken mahremiyet alanı bir suç gibi görülmeye başlanır. Çünkü sistemin berraklığı ahlâkî olarak bunu önlerini koyar. Ancak etik açıdan bu durum, tam anlamıyla bireysel iradenin yok edilmesini sağlar.
Romanın beni en etkilediği daha doğrusu biraz düşündüren ve kafamı karıştıran taraflarından biri şuydu, bilimi kutsallaştıran bir toplum tasarlaması. Evet belki bu yeni bir şey olarak bazılarımıza gelmemiş olabilir fakat beni oldukça huylandırıyor. Zamyati'ye baktığımız vakit bilimin kendisine değil de aslında bilimin ideolojiye dönüşmesi ve bunu kutsallaştırmaya çalışarak yüce tutan hatta