Matrix'in ilk filminde Ajan Smith'in Morpheus ile paylaştığı ilginç bir tespit söz konusudur. İnsanın canlıları sınıflandırmasında, kendisini memeli sınıfına koymasının hatalı olduğunu öne sürer. Çünkü yeryüzündeki bütün memeliler muhtaç oldukları doğa ile mükemmel bir denge içerisindedirler. Ama insan öyle değildir. Bulunduğu yeri sonuna kadar sömürür, yok eder ve kendisine yeni sömürülecek yerler arar.
"Psikoterapist Jung insan yaşamının iki evreden oluştuğunu söyler. İlk evre ailemizin ve toplumun bizden beklentilerini karşılamakla geçer. Bize hedef gösterilen okullara gideriz, çok çalışıp mezun oluruz, bizden beklenen işlere gireriz. Ardından toplumdaki en küçük birimi kurmamız istenir, çünkü bireyken karar vermekte ne kadar özgürsek aile olduğumuzda elimiz kolumuz o kadar bağlıdır. Hele bir de işin içine çocuklar girdi mi, hapishane tamamlanmış olur. Hayatımız bize verilen görevleri en iyi şekilde tamamlamakla geçer. Tüm görevler tamamlandığında adeta bir duvara çarparız. Varoluşsal bir iktidarsızlık başlar ve iki soru belirir önünüzde.
A. Kimim?
B. Ne olmak istiyorum?
Bu iki soruyu hayat çizgimizde iki nokta olarak alırsak tüm hayatımız A noktasını tespit etmek ve B noktasına gitmeye çalışmaktan ibarettir. Hayat her zaman size bu iki soruyu soracak, cevabınız yoksa o size söylüyor olacaktır! Hepimiz hayatın öğrencileriyiz sonuçta! 4 yaşına kadar kaderimizin, 40 yaşına kadar düşünce ve seçimlerimizin sonucunu yaşarız, ta ki farkındalık yaşayana kadar.
Matrix filminin diliyle konuşursak hayatta bize bu iki soruyu sorduran her türlü olay kırmızı haptır. Tadı acı ama vadettiği topraklar cennettir. Farkındalığın kapısını açar!"
Kuantum devrimiyle katı olan her şey akışkan hâle gelirken bugün dijital devrimle akışkan olan her şey buhar olup uçmakta ve sanal bir algoritmaya dönüşmektedir. Tutunacak dal diye uzandığımız şeylerin birer ekran görüntüsü, avatar, kod, yazılım, imge ve yanılsama olduğunu fark ettiğimizde iş işten geçmiştir. Artık biz Matrix'in içinde değiliz, Matrix bizim içimizde.