“Sevgiyi hiç görmemiş bir insan, gerçekten sevebilir mi?”
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
HİÇBİRİ SUAT DERVİŞ Cavide… Annesi ve babası tarafından terk edilmiş, halasının evinde büyümüş, kuzeni Neriman ile anlaşamayan, hiç sevilmediği için sevmeyi bilmeyen; hoyrat, hırçın, yalnız, sevgisiz, zalim Cavide. Annesi mutsuz evliliği yüzünden geçmişte tanıştığı unutamadığı Danyal ile kaçar; evini, kızını, eşini terk eder… Gururu zedelenen Ali, minicik kızını bırakarak Avrupa’ya gider. Çocuğunu ablasına emanet eder, iyi bir aile terbiyesi alması için… Suzan içinse Cavide, o ahlaksız kadının kızıdır. Kuzeni Neriman ise ona karşı derin bir kıskançlık içindedir. Zaman akar, Cavide zarif bir genç hanım olur. Çocukluğunda görmediği sevgi, hissetmediği güven ve yaşadığı yalnızlık onun karakterini şekillendirir. Cavide zalim, hırçın ve soğuk görünür; fakat bu sertliğin altında aslında yıllarca bastırılmış bir sevgi ihtiyacı vardır. Sevilmeyen bir çocuk büyüdüğünde, sevgiyi aramak yerine kendini korumayı seçer.İnsanlara yaklaşmak yerine duvarlar örmeyi tercih eder. Tüm benliği kendisiyle dolu olan Cavide’ye hayat bir gün aşkı hissettirir. O zaman tüm terk edilişlerini, tüm yalnızlığını affeder… Lakin karşılıklı olan bu sevgiye yine zalim hayat mani olacaktır. Cavide’nin yaşadığı aşk da onun için yalnızca bir aşk değildir; yıllarca alamadığı sevgiyi ilk kez tatma, kendini değerli hissetme arzusudur. Ama Suat Derviş burada romantik bir hikayeden çok, hayatın ve toplumun insanın karşısına çıkardığı engelleri anlatır. İçime işleyen, beni derinden üzen, harika bir eser.Suat Derviş eseri 20’li yaşlarının başında yazmış.Bilhassa kadın karakterleri ele alış biçimi, psikolojik derinliği ve toplum eleştirisiyle Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. O dönemde ses getiren yazar, ilerleyen yıllarda siyasi duruşu sebebiyle (sosyalist) ihmal edilir, görmezden gelinir, haksızlığa
Edebiyat
HiçbiriSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2021219 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2026 20. kitabı
Romanın merkezinde, Beyrut’ta yaşayan 72 yaşındaki Aaliya Saleh yer alıyor. Hikâyenin başında, kullanma talimatını okumadan saçına fazla miktarda uyguladığı bir şampuan yüzünden saçları maviye dönmüş Aaliya ile tanışıyoruz. Ancak anlatı doğrusal ilerlemiyor; Aaliya’nın zihni ne kadar karmaşıksa hikâye de o kadar parçalı bir yapıda ilerliyor. Sürekli geçmişe dönüyor, anılar arasında dolaşıyor ve okuyucuyla sohbet eder gibi hikâyesini anlatıyor. Aaliya Beyrut’ta doğmuş. Henüz iki yaşındayken babasını kaybediyor. Daha sonra annesi, dönemin gelenekleri gereği Aaliya’nın amcasıyla evleniyor. Böylece üvey kardeşlerle, “amca-baba” dediği bir adamla ve ayakta kalmaya çalışan annesiyle geçen zor bir çocukluk dönemi yaşıyor. Henüz 16 yaşındayken evlendiriliyor. Dört yıl süren mutsuz ve yalnız evliliğinin ardından boşanıyor. O dönemin Beyrut’unda boşanmış ve çocuksuz bir kadın olmak kolay değil. Toplum tarafından dışlanması beklenirken Aaliya tam tersine kendi hayatını kurmaya karar veriyor. Bu noktadan sonra ailesine, çevresine ve toplumun dayattığı kurallara karşı sessiz bir direniş başlatıyor. Aaliya’nın hayatındaki en büyük tutku kitaplar oluyor. Yıllarca Beyrut’ta bir kitapçıda çalışıyor ve İngilizce ile Fransızcadan Arapçaya çeviriler yapıyor. Tolstoy, Pessoa, Calvino gibi önemli yazarların eserlerini çeviriyor. Fakat ilginç olan şu ki bu çevirilerin hiçbirini yayınevlerine göndermiyor. Tam 22 yaşından itibaren her yılın ilk günü yeni bir çeviriye başlıyor ve tamamladığı metinleri kutulara koyup evindeki küçük hizmetçi odasında saklıyor. Yıllar içinde 37 roman çevirmiş olmasına rağmen bunların hiçbiri yayımlanmıyor. Roman boyunca yalnızca Aaliya’nın kişisel hikâyesini değil, Lübnan’ın çalkantılı tarihini de görüyoruz. Özellikle Lübnan İç Savaşı ve Ortadoğu’nun siyasi
Lüzumsuz KadınRabih Alameddine · Budala Kitap · 2021516 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mithat Cemal Kuntay - Üç İstanbul
Puan vermedi·648 syf.··
2026 16. kitabı
Edebî açıdan özellikle başları öyle zayıf geldi ki eserden ne anlayacağımı şaşırdığım anlar oldu ancak devamında anladım ki eserin amacı edebî keyif vermekten ziyade dönemin menfaat peşinde siyasî fikri değişen namussuzlarını okura tanıtmakmış. Abdülhamit'in Selanik civarını kurşun atmadan verdiğini daha önce de duymuştum, eserde verilen bilgilerden biri de budur. Eserde Divanı Lügatit Türk'ü bulan Ali Emiri Efendi hakkında bilgili ve namuslu bir memur olup kitap topladığından bahsedilir. Eser aslında günümüzde de devam eden çarpık ilişkiler, yapmacık saygı ve kendine işleyen bürokrasinin bir eleştirisidir. İttihat ve Terakkiyi ince ince eleştirirken aynısını Hürriyet ve İtilaf'a da yapar. Eser içerisinde bir partili "Manda istemek vatansızlıktır." der ve parti bu sözleri üzerine adamı partiden atar çünkü böyle namuslu insanlarla parti "simasını" kaybedecektir. Anadolu'nun doğusu ve güneydoğusundan "Kürdistan" diye söz edilir. Denilene göre meme hizasını geçmeyen sakalla orada devlet adamlığı yapmak imkânsızdır. Hikâye boyunca (bence bilinçli bir şekilde de abartılmıştır) o cenahtan bu cenaha savrulan, siyaseti şahsi menfaat için kullananların karıları da kocaları gibi güç dengesi kimdeyse onunla yatıp kalkarlar. Eser, annesi hasta olan genç Adnan'ın 93 harbindeki acıyla ilgili yazmaya başladığı romanın girişiyle başlar. Savaşta bizimkiler ezkaza Sohum Kalesi diye ironik isimli bir kale alır ve bunun üzerine Abdülhamit kendini gazi ilan ettirir ama Ruslar Ardahan'ı bu sırada alıp Tuna'yı geçer. Adnan'ın babası şehit bir Miralay (Albay)dır ve ailesiyle İstanbul'da bir yalıya sığınmışlardır. Annesi veremdir. Adnan hem parasız hem de çalışmakta hiç gözü olmayan, eli kalem tutan ancak çok da ileri olmayan özenti bir tiptir. Annesi sefil ve aç bir halde yaşarken bu karı
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Sander yayınları · 19833,388 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2026 26. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 16:23
Bu kitabın beni bu kadar üzeceğini tahmin etmeden başlamıştım, bitirdiğimde bu kadar kısa satırlara bunca acı ne büyük bi ustalıkla yerleştirilmiş çok şaşırdım. Ötelenmiş onca şeyi getirip gözümüzün önüne koyan yazarın dili çok zengin ve akıcı. Akdeniz’in güzelliklerinden bahsederken o maviye, ağaçlarının dallarına ne yarım kalmış hikayeler sığmış. Mavi de, yeşil de rengini meğerse acıdan almış.
Cümbezin KızıÜlkü Demiray · Bilge Kültür Sanat · 20242,008 okunma
Aynı Duygunun İzinde
8/10
·82 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 09:34
Şiiri hep sevmişimdir. Çok şiir okudum demek istemiyorum çünkü şiir sayıyla ölçülen bir şey değil. Ve açıkçası ikinci defa bir şiir kitabına inceleme yazıyorum. Çünkü şiirin duygusunu, insanda bıraktığı izi nasıl anlatmak gerekir, bunu ben de tam olarak bilmiyorum. Yıllardır farklı yazarların, farklı şairlerin pencerelerinden dünyaya bakmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Buna rağmen şiirlerde beni en çok etkileyen şeylerden biri hep aynı oldu. Şair bir dizeyi yazarken ne gördü, ne yaşadı, ne hissetti bilmiyoruz. Belki bir pencerenin önünde duruyordu. Belki denize bakıyordu. Belki yalnızca bir anıya, bir hayale ya da gerçekten bir kişiye. Ama şiir yayımlandığı anda o pencere artık yalnızca ona ait olmaktan çıkıyor. Herkes aynı şiire başka bir yerden bakıyor. Hatta bazıları baktığı yerin bir pencere olduğunun bile farkında olmuyor. Belki şair denizi anlatıyordur, okur ayrılığı görür. Belki şair bir vedayı anlatıyordur, okur umudu bulur. Belki şair yalnızlığı yazıyordur, okur aşkı okur. Ve bence bunların hiçbiri yanlış değildir. Hatta olması gereken de budur. Ben Mavide Beyaz Halka’yı okurken bunu birçok kez düşündüm. Beni buna iten şey ise kitap boyunca hissettiğim o ortak duyguydu. Okuyacak olanlara sürprizi kaçırmamak adına duygunun kendisini söylemek istemiyorum ama başından son şiire kadar devam eden güçlü bir tekrar hissi vardı. Sanki zihne takılmış ve yıllardır çıkmayan bir düşünce gibi. Şiirler değişiyor, dizeler değişiyor ama o duygu okurun peşini bırakmıyor. Bir süre sonra şiiri okumaktan çok o duygunun içinde yaşamaya başlıyorsunuz. Ve insan ister istemez şunu düşünüyor; belki de bu duygu yalnızca okurun değil, şairin de peşini hiç bırakmadı. Belki bu yüzden şiirler değişse de öz aynı kaldı. Çünkü bazı duygular yaşanıp bitmiyor, insanın içinde kendine bir yer bulup
Mavide Beyaz HalkaAslı Özgür · Cinius Yayınları · 201966 okunma
Bütün Şiirleri (Orhan Veli) /İnceleme/
Puan vermedi·247 syf.·
2026 154. kitabı
Orhan Veli’nin o güne kadar kasım kasım kasılan, fildişi kulelerine hapsolmuş Türk şiirine okkalı bir omuz atıp edebiyatı sokağa, tam da o nasırlı elleriyle hayata tutunmaya çalışan Süleyman Efendi’lerin kalbine indirdiği muazzam bir ihtilaldir aslında. Kitabın kapağını açtığınız an yaldızlı, ağdalı sözcükler veya ulaşılamaz aşk acıları yerine; İstanbul’un taze bükülmüş simit kokusu, dalgaların esintisi ve cebinde meteliği olmayan bir adamın o filtresiz yaşama sevinci karşılar sizi. Kafiyeleri, süslü kalıpları, o yapay edebiyat tezgahlarını bir kenara fırlatıp sokağın o duru, hilesiz diliyle insanı bazen hüzünlendirip bazen de muzipçe gülümsetebilmek gerçekten düşününce her kalemin harcı değildir; ama Orhan Veli bunu dizelerine makyaj yapmadan, adeta sizinle salaş bir masada dertleşiyormuş gibi o kadar doğal yapar ki, şiirler ruhunuza hiç çaktırmadan usulca sızar. İstanbul’u gözleri kapalı dinlerken de, cep delik cepken delik sokaklarda avarelik ederken de o maskesiz çocuk saflığıyla bize içeriden bir yerlerden seslenir şair. Sahi, hayatın bunca derdi tasası, bitmek bilmeyen koşturmacası ve yapaylığı arasında, durup dururken bize "Bedava yaşıyoruz, bedava; hava bedava, bulut bedava" diyerek o en yalın, en saf varoluş coşkusunu hatırlatan bir sesten daha kıymetli ne olabilir ki bu dünyada? Türk şiirinin genetiğini değiştiren, ona büsbütün yeni bir tür ve özgürlük alanı açan bu yalınlık; laf kalabalığından yorulan ruhumuz için her gece sığınılacak, her ömre ve her mevsime yakışacak muazzam bir başucu kaynağıdır nihayetinde. Melankoliyi bile ince bir mizahla ve o tatlı ironisiyle harmanlamayı çok iyi bilen bu kitap; hayatın katılığına karşı o eşsiz sadeliğiyle direnen, her mısrasında gökyüzünü maviye, denizi köpüğe, insanı da aslına rücu ettiren, bittiğinde ise cebinizde
Edebiyat
Bütün ŞiirleriOrhan Veli Kanık · Yapı Kredi Yayınları · 202431,4bin okunma