“Bazı şeyler bir tek bana mı acayip geliyor?” (s.14)
Yönetmen olma hayaliyle yola çıkıp, kendini sansürcü olarak bulan bir kurgu operatörünün hayatının kontrolünü kaybetmesiyle, mesleğinin yan etkisi olduğunu düşündüğü tuhaflıklara dair başkarakterin sadece kendine değil, aslında yazarın direkt okura da sorduğu bir sorudur bu, kitabı bitirdiğinizde cevaplamanız gereken… Hem Gabriel Garcia Marquez’in de ifade ettiği gibi, “Kitaplar inanılmak için değil, sorgulamalara konu olmak içindir.”
Silinmiş Sahneler güvensiz bir anlatıcının gözünden aktarılan, başı sonu belli olmayan, başkarakterin kafası gibi karışık bir kurguyla tekinsiz bir atmosferde ilerleyen ve tuhaflıklarla dolu bir roman…
Bu esere dair analize geçmeden önce, ekseriyetle yazar odaklı* okuma yapan biri olarak, (*Hilmi Yavuz‘un Okuma Biçimleri’nde belirttiği üzere “üç farklı okuma biçimi” vardır:
Yazar merkezli okuma [intentio auctoris], metin merkezli okuma [intentio operis] ve okur merkezli okuma [intentio lectoris].
Kısaca okuma, yorumlama ve anlamlandırma uğraşı, ya o metnin yazarının metne verdiği anlamın ne olduğunu (yazarın niyetini) bularak, ya yazarından bağımsız olarak metnin kendi anlamını (metnin niyetini) ortaya koyarak, ya da okurun o metni nasıl yorumladığına (okurun niyetine) bakılarak gerçekleştirilebilir.) kitaplarını okuduğum yazarların öncelikle nasıl yazmaya başladığını, en çok nelerden ve kimlerden etkilendiklerini, eserlerine yansıttıklarının kendi hayatlarında karşılığının olup olmadığını hep merak ettiğimden ötürü, bu hususla ilgili bazı bilgileri paylaşmak
"Sayın George Orwell, dünya öyle bir hale geldi ki, torunlarınızın en büyük korkusu öngördüğünüz gibi sürekli gözetim altında olmak değil. Yaptıklarının, paylaştıklarının, ceplerinde taşıdıkları kameralarıyla kesintisiz olarak çektikleri hallerinin görülmemesi. Yani gözetlenmiyor olmak. Saygılar."
"Patron koltuğunun tek farkı kafa yaslama bölümü. Kocaman bir kafa yaslama bölümü var sırtının devamında. Diğerlerinin kafalarını işten kaldırıp arkaya yaslanmalarına müsaade yok."
“Elvis Presley tek bir şarkı bile yazmamış. Charles Manson kimseyi öldürmemiş. Saf ipek dediğin, böcek salyası. Beynimiz yağ ve sudan oluşur. Ve günde 70,000'e varan düşünce üretir. Uykulu olmakla uykusuz olmak aynı anlama geliyor. David Bowie'nin asıl adı David Robert Jones ve nakaratı Türkçe olan bir şarkıcının var: 'Yaşasın'. Bob Dylan'ın asıl adı Robert Allen Zimmerman ve dedesiyle babaannesi aslen Kağızmanlı. Bazı şeyler bir tek bana mı acayip geliyor? Çok alakasız, apayrı iki hayvana da ‘kurt’ diyoruz. Şahin Sucukları'nın logosunda kartal var. Ve hepsinden tuhafı, düğünlerde insanlar pastayı alkışlıyor.”