Puan vermedi·272 syf.·
2026 33. kitabı
İlhami Algör ‘den Aziz İnsanlık Kitap içeriği P24 internet sayfasındaki “Okumalar, değinmeler” isimli yazı dizisinden alınmış. Kitabı bitirince p24 blog sayfasını da ziyaret edip oradan da inceledim. “İlhamice” yorumlar olarak isimlendiriyor bunları. Bu kitabı kendisiyle çay içerken imzalattığımı da belirtmek isterim ve ayrıca paylaşım fotoğrafındaki genç ve dinamik yazarımızın ta kendisi. İçeriğinde bir çok kitap hakkında düşünceleri, incelemeleri okuyoruz ve bir sürü kitap önerisi almış oluyoruz. İncelemeyi de kendine göre yorumluyor ve kafamda girdaplara sebep oluyor (Bu iyi yönde bir girdap). Sadece kitaplar değil elbette; tarih, film ve elbette olmazsa olmazımız birazcık, ucundan siyaset. Aman mazallah fazla siyaset bize çimdik falan atar. Neyse… Okurken keyif aldım; haftalık, aylık dergi/gazete takip etmenin güzel olacağını düşündüm. Bir yerden başlamak lazım. Selam sevgiyinen…. “Korku, bu gezegen canlılarının temel ihtiyaçlarından biridir.” “Tapınak, iktidarını insanlara terk etmek zorunda kalan Tanrı'nın yaldızlı hapishanesidir.” “Herkes nabzının attığı zaman ile meşgul. Fakat bazı hallerde geriye dönük bir sağırlık ve hatta ileriye dönük bir körlüğe yol açıyor şimdicilik.” “Bazılarımız ruhları rüzgârlı insanlardır. Risk algıları farklıdır. Onlar için "uyumsuz" derler. Belki de uyulması istenen nasıl bir hayat örüntüsü ise, o örüntünün rollerine ikna olmamışlardır.”
Aziz İnsanlıkİlhami Algör · İletişim Yayınları · 20247 okunma
Yürüyüşü Abartıp Akıl Sağlığını Tehlikeye Atmadan Önce Okunmalı!
9/10
·191 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 12:06
Tam yazın başlangıcında, kendi kişisel yürüyüş rotalarımı ve tempomu artırdığım bir döneme denk gelmesiyle beni ziyadesiyle mest eden, tam bir "doğru zamanda doğru kitap" tecrübesi oldu Yürümenin Felsefesi. Kitapta Frédéric Gros, yürümek gibi son derece yalın bir eylemi hem kendi kişisel bakış açısı ve deneyimleriyle harmanlamış hem de araya çeşni niyetine edebiyat ve düşünce tarihinin dev isimlerini serpiştirmiş. Nietzsche'nin çetin patikalardaki yaratıcı adımları, Rousseau'nun yalnız yürüyüşlerindeki özgürlük arayışı ve Kant'ın o meşhur, saat gibi dakik Königsberg yürüyüşleri arasındaki anlam ve pratik farklılıkları... Yazar sadece filozoflarla da sınırlı kalmıyor; Kiniklerin dünyayı mülksüzleştirerek yürüyüşünden, hacıların adımlarına, hatta Gandhi’nin yürüyerek salt tuz üzerinden bir toplumu sömürgecilerin elinden nasıl kurtardığına kadar konuyu çok katmanlı bir perspektifden ele almış. Kitabın benim için en güzel yanlarından biri de tam bir kaynak kitap işlevi görmesi oldu. Okuma esnasında altını çizdiğim, not aldığım isimler sayesinde şimdiden kendime yepyeni bir okuma haritası çıkardım; bana bu anlamda yeni ufuklar katacağı kesin. Tabii kitaptan kendime çıkardığım en muzip ama kulak arkası edilmeyecek ders de şu oldu: Yürümeyi de çok abartmamak gerek, yoksa mazallah akıl sağlığına mal olabilir! (Nietzsche ve Rimbaud çizgisine dikkat...) Eğer halihazırda düzenli yürüyor ve adımlarınıza zihinsel bir eşlikçi arıyorsanız, bu konuya teorik olarak ilgi duyuyorsanız ya da en temelde bedenin hareketleri ile edebiyat/felsefe arasındaki o büyüleyici ilişkiyi merak ediyorsanız, kitaplığınıza mutlaka ekleyin diyeceğim nefis bir eser. Kesinlikle tavsiyedir.
Edebiyat
Yürümenin FelsefesiFrédéric Gros · Kolektif Kitap · 20209,1bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Aşk" bu mu, sevda bu mu, hayat bu mu?
10/10
·240 syf.·
2026 18. kitabı
youtube.com/watch?v=ra-f3Ie... Gönlümün Nobel'lisi, ilişkilerin röntgencisi, aşkların (!?) ve de aşk sanılan duyguların piksel piksel fotoğraflayıcısı Kundera dedemden üçüncü kitabımı da bitirmenin haklı gururunu ve de mutluluğunu yaşıyorum. Sıra diğerlerine de gelecek elbet ;) Bu sefer öykü türünde bir yolculuğa çıktık Kundera dedemle. Ben de, her ne kadar dede olacak yaşta olmasam da, yaş almışlığımın getirdiği bilmişlikle çıktım yola ama o beni elbette ki kendi savrukluğuma bırakmadı. Yaşlı bir bilge gibi elimden tuttu, benden bir ayak boyu kadar önden, ama bir o kadar da yanımdan yürüyerek beni, gülünesi aşkların diyarında birkaç öyküyle tanıştırdı. Yedi kapıya uğradık bu yolculukta. Her kapı ayrı karakterlere, ayrı durumlara ve de ayrı sonuçlara açıldı. Yalnız bu yolculuklarda bir terslik vardı. Her ne kadar ayrı karakterlere, durumlara ve de sonuçlara uğradık desem de ben, bahsi geçen her karakter, yaşadığı duyguyu bir tek cümleyle ifade etmeye yemin etmiş gibiydi: Bunun adı aşktı. Hepsini dinledik, kah kızdık, kah üzüldük, kah birine, kah ötekine hak verdik... Fakat Kundera dedem her kapının kapanışında, her hikayenin bitişinde, yüzünde müstehzi bir gülümseme ile ayrıldı oradan. Bense olayların afallatışından mıdır bilmem, bu gülüşleri yersiz buldum. Yine de hürmetten soramadım da, ben bu kadar afallamışken sen ne görüp bu kadar gülüyorsun diye. Mazallah, sonra yolculuğumuz Hz. Musa ile Hızır'ın yolculuğuna dönebilirdi. Yolculuk bitti, Kundera elimi bırakıp beni bir sonraki yolculuğa kadar sorularımla baş başa bıraktı. Yüzündeki müstehzi gülüş silinmedi elbet, bu da beni iyice rahatsız etti. Fakat ona karşı değildi rahatsızlığım elbette ki. Beni, bunca farklı şeyle karşılaştırıp, sonrasında cevapları bana bırakıp
Edebiyat
Gülünesi AşklarMilan Kundera · Can Yayınları · 20141,204 okunma
2/10
·288 syf.··
2026 27. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 00:00
tamamdır modernite, tamamdır en batılı, tamamdır muhafazakar düşmanı, tamamdır en İzmirli... Ya hak diyerek incelemeye başlayacağım ama bu dizeyi de yazamadan edemedim kusura bakmayın. Gören ve beni tanımayan bu ne yazmış böyle diyerek inceden tiklenebilir amma kusura bakmayın dostlarım çünkü ben kitabı okurken şekilden şekle girdim. Güzel bulamadığımdan değil, yazardır saygım var. Kalemine de sağlık ve emin olun fikrine de (kısmen!) saygım var ama birazdan vereceğim örneklerden sonra bana hak verebilirsiniz. Öncelikle sade bir dili var, anlatırken Eski Türkiye'yi görmeseniz bile göresiniz geliyor. Buram buram eski sokak kokuyor.. Sorun burada değil.. Sorun ablamızın belli başlı inançsal sorunları olması. Kendisi Müslüman değil, olmamasına bir şey demiyorum, kendini ilgilendirir tabi ki. Ateist olduğunu da ifade ediyor zaten lakin sayfalarda Müslümanlığa karşı tiklerinin olduğunu da BARİZ bir şekilde ifade de ediyor. Aynı duyguları Hristiyanlığa ya da Yahudiliğe göstermediğini okurken anlıyorsunuz zaten. Sokakta takkeyle gezen bir amcaya olan öfkesini, gidip onun kafasındakini yere atıp adamı hırpalamamak için kendini zor tuttuğunu falan belirtiyor. Tamam diyelim o dönemlerde Cumhuriyetin tohumlarını yeni attık, okeyy! Okeyy de heyyy demezler mi adama sen bu şekilde nasıl özgürlüğü savunuyorsun diye. "Üs­te­lik ba­zı Arap ka­dın­la­rı­nın gö­rün­tü­sü çok ür­kü­tü­cüy­dü. Çün­kü çar­şaf­la­rı­nın pe­çe­si­ni in­di­re­cekle­ri­ne ya da bi­zim şe­ri­at­çı ba­yan­la­rı­mı­zın bir kıs­mı gi­bi ka­ra cam­lı göz­lük ta­ka­cak­la­rı­na, yüz­le­ri­nin üst kısmı­nı de­ri­den ya­pıl­mış bir mas­key­le ör­tü­yor­lar; o mas­ke­nin delik­le­rin­den ba­kı­yor­lar­dı in­sa­na. Bir kor­ku fil­min­den çık­mış­lardı san­ki." __(evet abla hatta sizi yemeyi falan da düşünüyoruz
Alıntı
Bir Dinozorun GezileriMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 20253,926 okunma
“Anlamı daraltan bir yaşam, ruhu yaralar.”
9/10
·304 syf.··
2026 2. kitabı
Halid Ziya’nın Kırk Yıl’ına başladığı gibi ben de kısa bir mukaddeme olarak bir nebze de olsa yazarın derdini icmal etmeye çalışayım… Aslında kitabın genel kaygısı, insanın dünya karşısında henüz doğumundan itibaren hissettiği ezilmişlik hissini ve bunun sebep olduğu psikolojik sorunları hayatın ikinci yarısında farkedebilecek bilinç düzeyine, depresyonun önüne geçecek şekilde ancak kaygıdan yoksun olmayan bir güçlükle erişmeyi sağlayacak soruları sordurmak. Hollis’in defaatle salık verdiği, Yurdakul’un sarahatle bahsettiği “Müstebidin nasîbi: Ya bir mezar, ya bir zindan…” dizelerinde olduğu gibi insan kendini önce düştüğü sonra tekrar kurduğu dünya zindanından özgürleştirmek için doğumundan itibaren tahakküm altında kaldığı tüm fikir, varsayım ve kişilerden özellikle de en fazla kendinden belirli bir bilinç düzeyine gelerek kurtarması gerekir. Tabii bu süreçteki problem ve çözümleri tanımlarken Hollis’in sıklıkla ta’zîz ettiği Jung’un, bir öğrencisi olduğunu söylemekle birlikte kitabı olması gerektiğinden daha dikkatli okumak gerektiğini düşünüyorum çünkü henüz bilimsel inkişâfın emeklediği bir dönemde kendi çağının ilerisinde koşmaya çalışan bu insanların fikirleri hâlâ varsayımdan öteye gidemeyecek şekilde kurgulanmıştır. Kısa bir örnekle açıklamak gerekirse (ki bu tarz örnekler kitap içinde farklı konularda tekrarlanabilir), bize tamamen yabancı birinin itici gelmesinin sebebi olarak “o an karşımızdaki tanımadığımız öteki, kendimizle ilgili inkar etmek istediğimiz özellikleri veya kendimizden olabildiğince uzaklaştırmak istediğimiz ikilemleri”taşıması gibi cevaplarla aşırı kompleks ve biteviye olmayan ilişkisel bütünlükleri icmâle uğraşmak boşuna olmasa bile hâlâ bilimsel bir izlenimden ziyade felsefî bir sistem gibi geliyor bana. Tabii bütün bunlar kitabın veya
1000Kitap
Yaşamın İkinci Yarısında Anlam ArayışıJames Hollis · İletişim Yayınları · 2020284 okunma
10/10
·248 syf.··
2026 5. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2026 23:05
İmam Gazali ’nin dev eseri İhyâ-u Ulumi'd-Din (4 Cilt Takım) içerisinde yer alan bölümlerden biri olan ve müstakil bir kitap olarak da sıkça karşımıza çıkan Dilin Afetleri İslam ahlakın en sarsıcı eserlerinden biridir. Tadı damağımda kaldı kalemi o kadar güzel ve lezzetli ki bir sonraki kitabını okumak için can attırıyorum. Gazali bu eserinde, insanın en küçük ama en tehlikeli azası olan dili ele alarak insanını hem vezir hem rezil edebilecek çift taraflı keskin bir kılıçtır dediğini görüyoruz ağızdan her çıkan kelimeyi insanın ölçüp biçip o şekil konuşması lazım yoksa nelere mal olacağını bile tahmin etmek çok zor çünkü basite aldığımız şeylerin ne kadar büyük ve tehlikeli olduğunu düşünemiyoruz ve bu yüzden çıkan her kelime insanı derinden sarsabilecek durumdadır. Dilin hacmi küçük ama suçu büyüktür. Kalpteki bir bozulma dile yansır dildeki bir bozulma ise zamanla kalbi karartır. Bu nedenle dili kontrol altına almak sadece bir nezaket meselesi değil bir nefis tezkiyesi kendini arındırma mücadelesidir. Peygamber efendimiz (sav) ne güzel söylemiş Susan kurtulmuştur hadis-i şerifinin sırrını anlamış olur. Çünkü şu âfetlerin hepsi tehlike ve felaketlerdir ve hepsi de konuşanın yolunda beklemektedirler. Konuşan susarsa, selamet bulur konuşursa nefsini tehlikeye atmış olur, ancak fasih bir dil geniş bir ilim koruyucu bir takva kendisine refakat ederse ve kendisi de mümkün olduğu kadar konuşmayı azaltırsa selamette kalması umulur. Kendini övme, beğeni toplama hırsına lüzumsuz konuşma, bilgi kirliliğine dönüşmüştür. Bunlardan uzak durmak en büyük görevimizdir yani dunyaya geliş sebebimiz belliyse dilimize hakim olmak zorundayız yoksa mazallah kötü sonuçlara sebep vermiş oluruz . Herkesin bu kitabı okuması gerekir çünkü kendini geliştirmek ve insan ilişkilerinde derinleşmek isteyen herkesin başucu
Dilin Afetleriİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 201617,1bin okunma