Tam yazın başlangıcında, kendi kişisel yürüyüş rotalarımı ve tempomu artırdığım bir döneme denk gelmesiyle beni ziyadesiyle mest eden, tam bir "doğru zamanda doğru kitap" tecrübesi oldu Yürümenin Felsefesi.
Kitapta Frédéric Gros, yürümek gibi son derece yalın bir eylemi hem kendi kişisel bakış açısı ve deneyimleriyle harmanlamış hem de araya çeşni niyetine edebiyat ve düşünce tarihinin dev isimlerini serpiştirmiş. Nietzsche'nin çetin patikalardaki yaratıcı adımları, Rousseau'nun yalnız yürüyüşlerindeki özgürlük arayışı ve Kant'ın o meşhur, saat gibi dakik Königsberg yürüyüşleri arasındaki anlam ve pratik farklılıkları... Yazar sadece filozoflarla da sınırlı kalmıyor; Kiniklerin dünyayı mülksüzleştirerek yürüyüşünden, hacıların adımlarına, hatta Gandhi’nin yürüyerek salt tuz üzerinden bir toplumu sömürgecilerin elinden nasıl kurtardığına kadar konuyu çok katmanlı bir perspektifden ele almış.
Kitabın benim için en güzel yanlarından biri de tam bir kaynak kitap işlevi görmesi oldu. Okuma esnasında altını çizdiğim, not aldığım isimler sayesinde şimdiden kendime yepyeni bir okuma haritası çıkardım; bana bu anlamda yeni ufuklar katacağı kesin.
Tabii kitaptan kendime çıkardığım en muzip ama kulak arkası edilmeyecek ders de şu oldu: Yürümeyi de çok abartmamak gerek, yoksa mazallah akıl sağlığına mal olabilir! (Nietzsche ve Rimbaud çizgisine dikkat...)
Eğer halihazırda düzenli yürüyor ve adımlarınıza zihinsel bir eşlikçi arıyorsanız, bu konuya teorik olarak ilgi duyuyorsanız ya da en temelde bedenin hareketleri ile edebiyat/felsefe arasındaki o büyüleyici ilişkiyi merak ediyorsanız, kitaplığınıza mutlaka ekleyin diyeceğim nefis bir eser. Kesinlikle tavsiyedir.