Travmatik olan hayattı. Hepsi. Bütün hayat. Her şey. Özellikle de travmatik durmayan ne varsa. Doğmak gibi. Dolayısıyla doğum sonrası depresyon, yeni annelerin yakalandığı psikolojik bir hastalığın değil, hayatın tanımıydı. Hayatta kalma isteğinin. Hayata rağmen.
Birden fazla özgürlük çeşidi vardır, derdi Lydia Teyze. Bir şeyler yapma ve bir şeylerden sakınma özgürlüğü. Anarşi günlerinde bir şeyler yapma özgürlüğü vardı. Şimdiyse size sakınma özgürlüğü veriliyor. Azımsamayın bunu sakın.
Anlamıştı artık. Güzellik denen şey böyle ortaya çıkıyordu. Ve bu güzelliğe doymuştu, bundan hiç şüphesi yoktu. Tek başına bir anlamı olmayan tuhaf parçaları bir araya getirilip bir bütün oluşturuyorlardı işte. Fakat bu parçalar bu bütünden birer birer ayrılınca yine anlamsız ve önemsiz olmaya geri dönüyorlardı. Güzelliğin böyle sihirli bir kavram olduğunu aklı yettiğince anlamıştı.
...daha ileri görüşlü, özellikle de daha mantıklı
olan bazıları da ellerinde tuttukları kovaları ve kap kacağı
bereket yağan göğe kaldırıyorlardı, böylelikle Tanrı’nın rahmetini susamışlardan esirgemediği bir kez daha gözler
önüne seriliyordu.
Benim yaşamım
insanların gözlerinin içine bakmakla geçti, göz belki de insan
bedeninin içinde hâlâ bir ruh barındıran tek uzvudur ve
insanlar gözlerini yitirdiklerinde...