Bir insanın kendine yapacağı en büyük kötülük dengi olmayan insanlarla beraber olmaktır. Kapasitenin altındaki her insan, seni de aşağı çekiyor farkında değilsin. Çünkü bir süre sonra onların sıradanlığına alışıyorsun. Hayallerini küçültüyorsun, hedeflerini törpülüyorsun, potansiyelini saklamaya başlıyorsun. Anlaşılmak için değil, uyum sağlamak için konuşuyorsun. Parlamamak için kendini geri tutuyorsun. O ortamda fazla gelmemek için kendinden eksiltiyorsun.
En tehlikelisi de şu; bir zaman sonra o dar alan sana normal gelmeye başlıyor. Daha fazlasını istemek ayıp gibi, büyümek kibir gibi, gelişmek gereksiz gibi hissettiriliyor. Oysa senin ruhun daha geniş, zihnin daha derin, kalbin daha güçlü. Dengini bulamadığın yerde ya öğretmen olursun ya yük taşıyıcı. Sürekli anlatan, sürekli sabreden, sürekli tolere eden taraf olursun.
İnsan, potansiyelini besleyen insanlarla beraber büyüyebilir. İlham veren, ufkunu açan, seni zorlayan ama aşağı çekmeyen insanlarla. Yanındakiler senin çıtanı yükseltmiyorsa, sadece zamanını değil, geleceğini de tüketiyordur. O yüzden mesele yalnız kalmamak değil. Mesele, yanında kimlerle yürüdüğün. Çünkü hayat, yanında taşıdıkların kadar hafif ya da ağır.
Ben sabırlı bir insanım. Çok dayanırım. Mücadele ederim, savaşırım. Öyle çok savaşırım ki dışarıdan bakan biri asla vazgeçmeyeceğimi zanneder. Sanki ne olursa olsun hep orada kalacak, hep aynı mücadeleyi verecekmişim gibi görünür. Ama insanın içinde de bir sınır var. Görünmeyen, kimsenin fark etmediği bir çizgi. Gün gelir, bir söz olur, bir davranış olur ya da sadece içimde bir şey yorulur… İşte o an sabrım taşar.
Aslında o noktaya bir anda gelmem. İçimde biriken küçük şeyler vardır; söylenmemiş kırgınlıklar, görmezden gelinen emekler, sürekli idare etmeye çalışmanın verdiği yorgunluk… İnsan çoğu zaman güçlü görünür ama o gücün altında sessizce biriken bir yorgunluk da olur. İşte o yorgunluk büyür, büyür ve bir gün kalbimin içinde ağır bir sessizliğe dönüşür. Ve garip olan şudur; bunca zaman direnen, bunca şey için mücadele eden ben, o anda birden susarım. Kavga etmem, anlatmam, açıklamam. Sadece içimden bir kapı kapanır.
Çünkü bazı vedalar gürültüsüzdür. İnsan bazen en çok yorulduğu yerden sessizce gider, bir daha dönmemek üzere.
Birinden vazgeçmek diyince, Frida’nın şu mektubu gelir aklıma hep.
“Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.
bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.
gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.
düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.
ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.
sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden "sen" olduğun için vazgeçtim.
bencil olduğun için vazgeçtim.
bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.
ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.
bu yüzden ben de senden vazgeçtim.”