Puan vermedi·120 syf.··
2026 10. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2026 22:50
Kitapta anlatılanlar münferit değil; aksine yıllardır üzeri örtülen, görmezden gelinen ve hatta kimi zaman bilinçli biçimde büyütülen bir yapının dışavurumu… Tarikat yurtlarının “barınma” adı altında nasıl ideolojik kadrolaşma alanlarına dönüştüğünü görmek için bu kitabı okumak yeterli. Özellikle yıllardır hizmet söylemiyle meşrulaştırılan ve kamusal alanda görünmez bir ayrıcalık zırhıyla hareket eden yapılar düşünüldüğünde meselenin ne kadar derin olduğu daha da netleşiyor. Bu yapılar birey yetiştirmez. Biat eden, sorgulamayan, düşünmeyen kitleler üretir. Ve bu yönüyle artık birer yurt değil, açıkça birer militan yetiştirme mekanizmasıdır. Nasıl bilerek ve isteyerek bu yapılara alan açıldığını o kadar güzel gözler önüne sermiş ki yazar. Bu noktada insanın aklına kaçınılmaz olarak geliyor bu düzen gerçekten denetlenemiyor mu, yoksa denetlenmek mi istenmiyor? Mağdur olan hep ama hep ÇOCUKLAR. Ama neredeyse sorumlular hiç değişmiyor? Vicdanı olan herkes için bir uyarı bu kitap. Çünkü bir ülkenin geleceği çocuklarını kimlere emanet ettiğinde saklıdır. Tam da bu yüzden bu mesele artık bireysel değil, doğrudan Cumhuriyet meselesidir. “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz.” – Mustafa Kemal Atatürk
Kimsesizler Cumhuriyetiİsmail Saymaz · İletişim Yayınları · 2018595 okunma
9/10
·640 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 16:09
Yol nedir, yola çıkmak nedir, yolda olmak nedir; yolcu kimdir, yoldaş kimdir, ben kimim? Şair kitabına vurulduktan sonra Ahrar kitabını aldım ve sadece okumaya başladım. Roman mıdır, deneme yazıları mı diye bakmadan. Kimden bahsediyor konusu ne diye araştırmadan başladım okumaya. Başlarda tarih kitabı gibiydi Yıldırım Beyazıt ve Emir Timur yani Ankara Savaşı sonra savaşın sonuçları ikisininde amaçları, pişmanlıkları.. Timur’un dönüş yoluna düşüşü, komutanları, saltanatının varisleri… kardeşin kardeşi kırışı, hırsları arzuları korkuları... Onların düşüncelerini etkileyen, değiştiren ve yola getiren büyük kadınlar.. Sonra her dönemde var olan tasavvuf âlimleri, anlaşılanlar anlaşılmayanlar… İlim için savaşanlar, nefsi ile savaşanlar.. meczuplar, sadece deli olup kalanlar.. Bir deryaydı okuduğum; tarih, savaş, barış, teslim olmak, teslim olmamak, aşk, ihanet, korkusuzluk, astronomi, nefis, tasavvuf… tüm konular bir yerde toplanılmış birden çıkmış gibiydi. Tesir eden, içimde bir yerlere dokunan çok cümlesi oldu. Anlamadığım, bu bakış açısı doğru mudur, diye düşündüğüm çok cümlelere denk düştüm. Bazı kitapları okurken; bu başıma gelmişti ya da bugün bunu düşünmüştüm dediğim cümlelere de rastladım.. yine cümleleriyle vurulduğum bir eserdi..
AhrarRafet Elçi · Litera Yayınları · 2013258 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Meczuplar
7/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2025 140. kitabı
Meczuplar Sözlükte “kendine çekmek, yaklaştırmak” anlamındaki cezb (cezbe) kökünden türeyen meczûb kelimesi tasavvufta, bir daha kendine gelmemek üzere Allah’ın âniden kendine çektiği, dost edindiği ve dâimî surette huzurunda bulundurduğu velîleri tanımlamak için kullanılmıştır. Dinî duygu ve heyecanlara genellikle cezbe denir ve bu anlamda her dindar kişi ve sâlik az çok cezbe sahibidir. Mutasavvıflar, bir anda Hakk’ın katına ulaşan meczupların bu yüce mertebeyi kendi gayretleriyle kazanmadıklarını, bunun kendilerine Hakk’ın bir lutfu olduğunu söylerler. Cezbe aklı baştan alan bir hal olduğundan meczuplar ömür boyu kendilerinden tamamen veya kısmen geçmiş bir durumda yaşarlar. Günlük işlerini yönetip düzenleyemedikleri gibi dinî emir ve yasaklara zâhiren tam olarak riayet etmezler. Dinî yükümlülüğe temel oluşturan aklî dengeye tam anlamıyla sahip olmadıklarından dinin emir ve yasaklarıyla da yükümlü sayılmayan meczuplara me’hûz (kendinden alınmış), meslûb (akıldan soyulmuş), ma‘tûh (bunak), mağlûb (yenilmiş), vâlih (çılgın), behlûl (sâf), dîvâne ve mecnun gibi unvanlar da verilir. İbn Haldûn, meczupların bir bakıma delilere benzedikleri halde velâyet makamında bulunduklarını ve sıddîkların hallerine sahip olduklarını belirttikten sonra fıkıh âlimlerinin onların velîliğini kabul etmediğini, ancak bunun yanlış bir hüküm olduğunu, zira ibadetin velîliğin mutlak şartı olmadığını, Allah’ın velîliği dilediğine lutfettiğini söyler. Ona göre meczuplar şer‘î hükümlere tam anlamıyla uygun olmasa da ibadet ederler. Doğuştan saftırlar, kendilerine göre iyi işlerin yapılmasını teşvik eder, kötü işleri engeller, hiçbir kayıt altında bulunmadıklarından bazan gaybdan haber verirler (Muḳaddime, s. 153; Şifâʾü’s-sâʾil, s. 107). Hücvîrî, meczupların kulluk görevlerini yerine
Din İslam
Bir Delinin Hatıra DefteriNikolay Gogol · Tutku Yayınevi · 201718,1bin okunma
Okuuuu!!
Puan vermedi
"Fakat şahısların ölmesinden ne çıkardı? Fikirler yaşıyordu ya." Milli Edebiyat Dönemi denilince aklınıza gelecek kalemlerin başında gelen , eserlerinde Anadolu ' yu birebir yansıtan Reşat Nuri Güntekin den okumalarımı biraz ikinci plana atmışım farkındayım ve hemen hatamı telafiye girişiyorum arkadaşlar. An itibariyle geldiğim eserle ilgili Mustafa Kemal Atatürk'ün yazardan yazmasını istediği eser olarak geçiyormuş( Bu bilgiyi okuyunca varın düşünün nasıl şevkle elimden düşürmeden okuduğumu) . Osmanlı ' nın sonundan başlayıp Kurtuluş Savaşı dönemini ele alan eserimizi detaylı incelemeden önce belirtmeliyim sanki günümüzü okudum. Neyse yine çenem düştü daha fazla uzatmadan eserimize gelecek olursak ; İstanbul' da medrese eğitimi alıp hoca olan Ali Şahin bulunduğu çevresiyle o kadar zıt bir karakter ki. Böyle yaşamaya devam ederse yavaş yavaş tükeneceğini hissedip aydın kişiliğine uygun muallim mektebine yönelir. Mektebi bitirir bitirmez öğretmen olarak yobazlığın ve çıkarcılığın içiçe olduğu ( bu durumu Yeşil Gece olarak nitelendiriyor) İstanbul' dan Anadolu ' nun ücra bir köşesinde mesleğini icra etmek istiyor . Şans bu ya gittiği kasaba da en az geldiği yer kadar yobazlarla dolu. Hem cehaletle hem de düşmanla mücadele eden muallim Ali Şahin ' in karşılaştığı zorlukları sabırla nasıl alt ettiğini görünce işte dedim tam bir Cumhuriyet öğretmeni. Velhasıl kelam arkadaşlar; tarih de kokan Anadolu' yu ayna gibi yansıtan eseri şiddetle okuyun diyerek incelememi canım Atamın hayat felsefemiz olması gereken satırlarıyla noktalıyorum. "Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. Hayatta gerçek. yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fenden
Duygu ve Düşünce
Yeşil GeceReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 20254,468 okunma
10/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2025 20:59
Sayın komutanımızın birkaç kitabını daha okudum. Komutanımızin, askerliğin yaninda yazarlık becerisi de bir hayli iyi. Komutanımız bu kitabı haksız yere tutuklu olduğunda yazmış. O sıralar aklı başında hiç kimse bu davalara ve bu tutuklamalara inanmadı. Fakat siyasi irade ve her yere sızan fetö örgütü bu kıymetli insanlara eziyet etti, TSK'nın itibarını düşürdü, zayıflattı. Bu kitapta o sıralarda bu insanların seslerini duyurma çabasıydı. Her Türk vatandaşı bu ve bunun gibi eserleri okuyup ders almalı ki rahmetli Ata'mızın bundan seneler evvel söylediği "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler,müritler,meczuplar memleketi olamaz.En doğru, en hakikat tarikat medeniyet tarikatıdır." sözlerini kendilerine rehber edinsin. Keyifli okumalar...
Beşiktaş’ta Sırtlan PususuMustafa Önsel · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202175 okunma
Puan vermedi·509 syf.··
2024 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Aralık 2024 17:36
Bazen hayatınıza geri kabul edilmek için yapabileceğiniz hiçbir şey kalmaz. Denedikçe düşkünleşirsiniz. Bir küçük hata... Küçücük bir şey bütün hayatınızı silip atar. Hep birlikte size gülerler. Sizin olmadığınız her yerde bundan emin olmanız için her şeyi yaparlar sizden bahsedilir ve gülünür. Küçük düşersiniz, ezilirsiniz... Tiksinti uyandırır bir zamanlar hayranlıkla bakılan yüzünüz. Başlarını çevirirler. Artık sizi sevmek yasaklanmış gibidir. İsminizi anmaya cesaret edenlerle bile selamı sabahı keserler. Birkaç düşkün şövalye kalır geriye, belki birkaç vefakår... O bir avuç insan da o kadar kifayetsizdir ki gülenler karşısında, onların teveccühüne mazhar olmak bile utanç verir insana. Sanki... Sanki sahte bir peygamber gibi meczuplar kabilesi düşmüştür payınıza. Sizi sevenlere bile görünmek istemezsiniz. Yaşadığınızın adaletsizlik olduğunu hatırlatan bu dostlar, daha acı vericidir yalnızlıktan. Büsbütün unutulmak istersiniz, bir zamanlar sevilen, hayran olunan biri olarak hatırlanmaktansa... Eskilerden birinin sizi görüp isminizi çıkarmak için kekelemesini izlemektense, büsbütün saklanmak istersiniz. 'Bir zamanlar, demesin diye, 'bizim için çok önemliydiniz. Birkaç dost, sırf üstlerine düşen görevi icra etmenin sıkıntısıyla, "Talihsizlik!" der, 'Keşke şöyle yapmasaydınız." 'Keşke şöyle olsaydı... Değiştiremeyeceğin, dönüp geri düzeltemeyeceğin küçücük şeylerden söz ederler. 'Adaletsizlik bu,' demek istersin... Öyledir zaten. Benim gibi bir kader sillesiyle gözden düşenler... Gözden düşenler, yelkenliler gibidir, bahtları bir rüzgâra bağlıdır. Hanımlar... Bazen rüzgâr esmez. Esmedi mi esmez yıllarca. İnsanı en çok kendini hayal kırıklığına uğratmak mahveder. Bir yandan onların alayı, bir yandan senin kendine biçtiğin başı sonu olmayan eza... Dert, dermansızlaşır
Edebiyat
Düğümlere Üfleyen KadınlarEce Temelkuran · Can Yayınları · 20164,800 okunma