"Ben Kirke" mitolojik anlatıyı yeniden üretmenin yanı sıra kadın kimliği, yalnızlık, iktidar ve dönüşüm kavramlarını modern bir bilinçle yeniden yorumlayan güçlü bir romandır. Madeline Miller, Homeros’un destanlarında çoğunlukla “cadı” olarak görülen Kirke karakterini çok katmanlı bir bireye dönüştürüyor. Romanın olay örgüsü, Titan soyundan gelen ancak ailesi tarafından güçsüz ve yetersiz görülen Kirke’nin, ölümlülere karşı duyduğu merhametle birlikte kendi büyü gücünü keşfetmesiyle başlıyor. Tanrılar dünyasının acımasız hiyerarşisi içinde dışlanan Kirke, büyücülük yeteneğinin ortaya çıkmasının ardından, Aiaia Adası’na sürgün ediliyor. Kirke’nin hem cezalandırıldığı hem de kendi kimliğini inşa ettiği bir dönüşüm mekânıdır. Glaukos ve Skylla ile yaşanan trajik olaylar, Kirke’nin gücün yozlaştırıcı etkisini fark etmesini sağlarken; Hermes, Daidalos, Medea ve özellikle Odysseus ile kurduğu ilişkiler karakterin psikolojik derinliğini genişletiyor. Odysseus ile yaşadığı romantik bağ, ruhun birbirini anlama çabası olarak veriliyor. Ancak romanın merkezinde aşk değil, bireyin kendi benliğini yaratma savaşı var. Kirke’nin oğlu Telegonos’u koruma içgüdüsüyle verdiği mücadele, onun tanrısal kimlikten insani duyarlılığa geçişini simgeliyor. Miller’ın anlatım üslubu son derece şiirsel, sakin ve atmosferiktir; doğa betimlemeleriyle karakter psikolojisi iç içe geçirilirken, mitolojik evren modern roman tekniğiyle yeniden kurulmuş. İlk tekil anlatım tercih edilerek, Kirke’nin iç sesi güçlü biçimde hissediliyor ve okuyucunun karakterle empati kurmasını sağlıyor. Romanın alt metninde ataerkil düzenin kadınları “tehlikeli”, “baştan çıkarıcı” ya da “öteki” olarak konumlandırmasına yönelik ciddi bir eleştiri var.
Kirke, erkek kahramanların destanlarında yan karakter olmaktan çıkarılıp,