"İSLÂM TARİH-ÜSTÜDÜR!.."
(...) Bir kere şu gerçeği ifade edelim: “Tarih-üstü” demek, tarih-dışı demek değildir; hatta bambaşka bir şeydir. İslâm’ın tarih-üstü oluşu, tarihle bağsız olması değildir. Kur’ân tarih içinde nazil olmuştur; Sünnet tarih içinde yaşanmıştır; Sahabe bu hakikate tarih içinde muhatap olmuştur. Fakat bütün bunlar, İslâm’ın tarihî bir tecrübeye indirgenmesini değil, tarih içinde tecelli eden mutlak ölçü oluşunu gösterir. Tarih-üstülük, Kur’ân ve Sünnet’in belli bir tarih içinde zuhûr etmediği anlamına gelmez; bilakis, zuhûr ettiği anlamına gelir. Bu yüzden tarihselciliğin asıl problemi, Kur’ân’ın tarih içinde nazil olduğunu söylemesi değildir; bu zâten İslâm ilim geleneğinin başından beri bildiği ve esbâb-ı nüzûl, Mekkî-Medenî, nesh, siyak-sibak, örf, maslahat, illet ve hikmet gibi kavramlarla işlediği bir hakikattir. Tarihselciliğin en temel yanlış varsayımı, bir hükmün belirli bir tarihî vasatta nazil olmuş olmasına bakarak, o hükmün normatif değerinin de o vasatla sınırlı olduğunu iddia etmesidir. Burada tarihselcilik, doğru bir gözlemden yanlış bir netice çıkarır. Doğru gözlem şudur: Kur’ân belli bir dilde, belli bir toplumda, belli olaylar içinde nazil olmuştur. Yanlış netice ise şudur: O hâlde Kur’ân’daki hükümlerin bağlayıcılığı da bu olaylar, toplum ve şartlarla kayıtlıdır. Oysa nüzûl sebebi, hükmün iniş vesilesidir; hükmün hakikatini ve bağlayıcılığını kendiliğinden sınırlayan bir unsur değildir. Dolayısıyla “İslâm tarih-üstüdür” hükmü, tarihî bağlamı inkâr eden bir tecrid değil, tarihin kendisini İslâm karşısında tali ve muhatap konuma yerleştiren temel bir dünya görüşü hükmüdür. __Tarihselcilik ise bunun tersini yapar; İslâm’ı tarih karşısında tali konuma yerleştirir. Mustafa Öztürk’ün hatası, tarih içinde gerçekleşmiş olmayı tarih tarafından
İslam'da Tarihselcilik
TARİHSELCİLİĞİN YANLIŞ VARSAYIMLARI...
Öncelikle, Mustafa Öztürk’ün şahsında temsil edilen tarihselci anlayışı, yine onun şahsında temsil edilen biçimiyle eleştireceğiz. TARİH-ÜSTÜLÜK TENKİDİ. İlk olarak, Mustafa Öztürk’ün “tarih-üstülük” eleştirisindeki temel problem, “tarih-üstü” ile “tarih-dışı” kavramlarını fiilen birbirine karıştırmasıdır. Tarih-dışı İslâm anlayışı, Kur’ân ve Sünnet’i nüzûl vasatından, sahabe tecrübesinden, nebevî tatbikten, içtihad ve usûl geleneğinden, kısacası hayatın canlı akışından kopararak metinleri donmuş hükümler toplamı gibi okumaktır. Böyle bir yaklaşım gerçekten de eleştirilebilir; fakat bu yaklaşım Ehl-i Sünnet’in ana çizgisini değil, daha çok Selefî-literalist, usûlsüz ve mezhepsiz okuma biçimlerini hatırlatır. Ehl-i Sünnet, Kur’ân’ı Sünnet’ten, Sünnet’i sahabeden, sahabeyi icmâdan, icmâyı mezhepten, mezhebi de fıkıh ve tasavvuf bütünlüğünden koparmaz. Bu yüzden Ehl-i Sünnet’i “tarih-dışı” bir okuma modeli gibi sunmak, hem tarihî açıdan hem de kavram olarak hatalıdır. Nitekim Öztürk’ün kendi tarihselci iddiasını temellendirmek için başvurduğu malzeme de bizzat Ehl-i Sünnet usûl geleneğinin malzemesidir: nesh, esbâb-ı nüzul, Mekkî-Medenî, âmm-hâss, sebebin hususiliği-hükmün umumiliği, ictihad, rey, maslahat, örf, makâsıd gibi kavramlar. Bu kavramların tamamı, Ehl-i Sünnet’in Kur’ân ve Sünnet’i tarihî gerçeklikten kopararak okumadığını gösterir. Fakat Öztürk, bu farkındalığı, sanki tamamen görmezden gelinen veya unutulmuş bir hakikati bulup çıkarmış gibi, Kur’ân ve Sünnet’in tarih-üstü ölçü oluşuna karşı delil gibi kullanır. **Ehl-i Sünnet’in tarih şuurunu kendi tarihselciliğine delil yaparken, Ehl-i Sünnet’i tarih-üstülük üzerinden donuk bir okuma biçiminin temsilcisi gibi konumlandırır. Bu, geleneğin zaten benimsediği bir yaklaşımı
İslam'da Tarihselcilik
Reklam
TARİHSELCİLİĞİN TEMEL VARSAYIMLARI...
(...) Mustafa Öztürk, Sahabe uygulamalarından ve klâsik usûl geleneğinden hareketle, bazı Kur’ân hükümlerinin belli tarihî durumlarda askıya alınabildiğini veya fiilen uygulanmadığını da işaret eder. Onun açısından burada önemli olan, bu askıya almanın bütün zamanlar için geçerli olup olmaması değildir; asıl mesele, Kur’ân’daki sosyal ve hukukî hükümlerin her durum ve şartta lâfzî biçimiyle uygulanmak üzere vazedilmediğinin gösterilmesidir. Böylece inanç ve ahlâk daha kalıcı, daha âlemşümûl bir alan olarak görülürken; hukukî ve sosyal düzenlemeler tarihî şartlara bağlı, değişken ve yeniden yorumlanabilir bir alan olarak ele alınır. Dolayısıyla Öztürk, Kur’ân’ın nüzûl ortamını sadece anlamaya yardımcı bir arka plân olarak değil, hükümlerin mahiyetini, işlevini ve bugünkü geçerlilik tarzını tâyin eden ana unsur olarak kullanır. Nesh, Mekkî-Medenî ayrımı, esbâb-ı nüzul, re’y, içtihad, maslahat, örf ve şeriatın değişkenliği gibi kavramlar hep aynı yöne çalışır. Ona göre Kur’ân ahkâmı tarihî bir süreçte, tarihî muhataplara, tarihî problemler içinde gelmiştir; bu yüzden onun bugünkü anlamı da ancak bu tarihî şartların belirleyiciliği dikkate alınarak kurulabilir. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -II. Tarihselciliğin Temel Varsayımları-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
"KUR'ÂN'I TARİHE GÖMME" ANLAYIŞI...
(...) Mustafa Öztürk’e göre, tarihselci okuma, önce Kur’ân’ın nüzûl ortamında ne dediğini anlamaya çalışır; ardından bu tarihî hitabın bugünkü dünyada hangi ilke, maksat veya ahlâkî yöneliş üzerinden anlam kazanabileceğini araştırır. Bu nedenle tarihselcilik, onun sisteminde, lâfzı görmezden gelmek değil, lâfzın tarihî işlevini ve maksadını daha doğru kavrama iddiasıdır. Ardından klasik İslâm ilim geleneğindeki nesh, esbâb-ı nüzul, Mekki-Medeni, maslahat, illet, makâsıd gibi kavramları hatırlatarak bu yaklaşımın gelenek içinde de dayanakları bulunduğunu ileri sürer. Fakat Öztürk’e göre Sünnî gelenek, bir taraftan Kur’ân’ı mahiyeti bakımından “kadîm”, yani Allah’ın ezelî kelamı olarak tanımlamış; diğer taraftan tefsir ve te’vil pratiğinde Kur’ân’ı nüzûl ortamı, sebeb-i nüzul, Mekki-Medeni ayrımı, nâsih-mensuh ilişkisi ve hükmün tarihî bağlamı gibi kategorilerle yorumlamıştır. Öztürk’e göre burada ilk bakışta bir paradoks vardır: Eğer Kur’ân bütünüyle tarih-üstü ve kadîm bir kelam olarak düşünülürse, onun tarihî şartlar içinde yorumlanması nasıl mümkün olacaktır? Dolayısıyla Öztürk’e göre, tarihselciliği “Kur’ân’ı tarihe gömme” şeklinde suçlayanların, klasik gelenekte zaten var olan tarihî yorum araçlarını da aynı suçlamaya dahil etmeleri gerekir. Özetle Mustafa Öztürk, tarihselci perspektifin modern dönemde dışarıdan ithal edilmiş bir yaklaşım olmadığını; aksine klasik İslâm ilim geleneğinin zâten “tarihîlik” içeren kavramlarla çalıştığını göstermek ister. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -I. Mustafa Öztürk’ün Dilinden Tarihselciliğin İddiaları-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
"NESH" MESELESİ ve ANLAYIŞLAR...
(...) Mustafa Öztürk, tarihselciliğe yöneltilen “Kur’ân’ı nüzûl çağına gömme” suçlamasını tersine çevirmeye çalışır. Herkesin bildiği fakat açıkça söylemekten kaçındığı bir gerçeği ilân ettiğini imâ eder: Anânevî İslâm ilimlerinde kabul edilen nesh anlayışı ile modern dönemde “tarihselcilik” diye adlandırılan yaklaşım arasındaki “benzerliği” öne çıkararak, tarihselcilik gelenekten bütünüyle kopuk, Batı’dan ithal edilmiş yabancı bir yöntem değildir, demek ister. Ona göre tarihselcilik, tam aksine klasik nesh teorisinin mantıkî sonuçlarının bugünkü dile taşınmış hâlidir. Buna göre geleneksel nesh anlayışına göre Kur’ân’daki bazı hükümler, daha sonra gelen başka âyetlerle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu da, vahiy sürecinde hükümlerin belli şartlara göre değişebildiğini gösterir. Öztürk buradan hareketle, “Madem klasik ulema, vahiy devam ederken bazı hükümlerin değiştiğini kabul ediyor; o hâlde Kur’ân hükümlerinin tarihî şartlarla ilişkisini vurgulayan tarihselcilik niçin sapkınlık sayılsın?” demektedir. Ona göre tarihselciliğin yaptığı şey, neshin içinde zâten bulunan tarihî değişim fikrini daha açık ve sistematik biçimde dile getirmektir. Böylece Öztürk, tarihselciliği, İslâm ilim geleneğinin dışında değil, bizzat bu geleneğin nesh, esbâb-ı nüzul, Mekkî-Medenî ve tedricî teşri gibi kavramlarının devamı olarak konumlandırmaktadır. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -I. Mustafa Öztürk’ün Dilinden Tarihselciliğin İddiaları-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
Medeni bir şekilde fikrimi belirttiğimde neden bazı insanların özellikle de kadınların bu kadar rahatsız olduğunu ve beni aşağılamaya çalıştıklarını anlamıyorum. Bir kadının üzerine kezzap dökülmesini haklı bulan bir zihniyete; cinsiyet fark etmeksizin hiçbir insanın, hiçbir canlının böyle bir vahşeti hak etmediğini ve hiçbir kanunda yerinin olmadığını söyledim diye hakaret yedim. İnsanlık adına savunduğum bu duruşumdan asla taviz vermeyeceğim.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam