"Osmanlı'yı geride bıraktık, sil baştan bir güvenlik erki ve medeni bir hukuk sistemi oluşturduk ama eski tas eski hamam. İktidarı elinde tutanların da sıradan bir vatandaş gibi yargılanacağı, cezalandırılacağı günlere ne zaman ulaşacağız sence?"
"Ulaşamayacağız. Şunu unutma Saffet, iktidar her şey demektir. Kimin elindeyse onun borusu olur ve o öttürür. Üstelik bunun doğusu, batısı, Asya'sı Avrupa'sı filan da yok. İnsan insandır ve neresinden bakarsan bak, aşağılık bir mahluktur."
Medine'de nâzil olmuştur. 29 âyettir. Bu mübarek surenin içinde demir mânasına gelen hadîd zikredildiği için, Hadîd adını almıştır. Demirin ise insan hayatındaki rolü anlatılamayacak kadar büyüktür. Adeta demirsiz hayatı düşünmek bile zordur. Diğer Medenî sureler gibi yaşama, eğitim ve yönlendirmeye önem verir. İslam toplumunun yapısını; saf inanç, güzel ahlâk ve hikmetli kanun koyma esasına göre kuracak kaideleri koyar. Bu mübarek sure söze Yüce yaratıcının büyüklüğünden söz ederek başlar ki; ağaç, taş, toprak, insan, hayvan ve cansız varlık olarak kâinatta ne varsa, hepsi onu tesbîh eder ve hepsi O'nun büyüklüğünü ikrar edip birliğine şâhidlik eder. Sure; kâinatın tamamının Allah'ın mülkü olduğu ve tasarruf hakkının da yalnız O'na âit bulunduğundan, din ve Allah yolunda malı ve canı feda etmek gerektiğinden ve dünyaya ise asla aldanılmamasından önemle bahseder. Bundan sonra süre Yüce Allah'ın güzel sıfatlarını ve yüce isimlerini anlatır. Ardından müslümanları, İslâm'ı azîz kılacak ve şanını yüceltecek şeyleri Allah yolunda harcamaya, cömertliğe çağıran âyetler gelir. Müminin dünyada mutluluğa, âhirette sevaba nail olması için, malı ve canıyla cihad etmesi gerektiğinden bahseder. Dünya ve âhiretin hakikatını anlatır ve onları en ince bir şekilde tasvir eder. Bu mübarek sure, Rasulü Ekrem [s.a.)in peygamber olarak gönderilmesindeki gayeyi bildirerek, Yüce Allah'dan korkmayı ve peygamberlerine uymayı emrederek sona erer.
Bir toplumu medenî yahut barbar yapan, sadece yahut öncelikle sahip olduğu maddî imkânlar yahut teknolojik araçlar değil, varlığı ve hayatı anlamlandırmak için ortaya koyduğu tasavvur, tutum ve davranışlardır.
Türkiye'nin yeni zengin sınıfı da öyle yapmıştı, hızla fakirleştirdiği kültürlü, biraz kibirli, medeni ve neşeli olmaktan vazgeçiremediği sınıfların yaşama sevincini öldürmeyi görev bilmişti.
Bundan böyle, tarihin ilk biyolojik dersi, hayatın bir rekabet olduğudur. Rekabet, sadece ticaretin hayatı değil, hayatın ticaretidir de gıdanın bol olduğu zamanlarda, barış içinde cereyan eden bir rekabet, ağızlar yiyecekten fazla
olduğu zamanlarda ise, şiddetli bir rekabet. Hayvanlar, vicdan azabı duymaksızın biribirlerini yerler; medenî insanlar, kanunî işlemlerle biribirlerini yutarlar.