kazması küreğiyle gelen bir ceset
bir yularla taşınmış belli
sanki lümpen proletarya mensubu
filvaki yere serilmiş bir yumrukla
bu da suratındaki morlardan belli
toprağın altından bile gelecekmiş gibi kokusu
son kez
sınıfını bilmediği bir lise koridoru bu hayata
sinmeye de belki nefessizlikten öncedir ki meyilli
kasvetli gri göklerin altında yemyeşil
kahveden köklerin eseridir
çapaklarında biriken o çamurlu kir
-hiç inandı mı bilinmez ama-
öyle bir sardı ki toprak onu
sanki ikisi de birbirini çoktandır bilir
şimdi bir ismi yok taşında
bir iz bile yok hatta bir zamanlar
var olduğuna dair
sonuçta o benim
ve o benim lafügüzafım, başka bir şey değil
ama ya vardıysa
bana düştüyse sözünün hakkı
sanırım hakkını veremedim
buna layıkmışsın zâde
bana da anlatacak o aşklar varken sen düştün,
bilmukabele
ve umarım
sesi işitilmiyordur
dogmatizm sadece düşündüğün fikirdeki bağlılığınla ölçülmez. aynı zamanda işlevsel manada başka kaynakların tamamen karşısında durmak da dogmatizmdir ve fiilidir. bu, o kaynak ve "fikirlerin hakkı"nı vermemek olur. kişiler gelip geçer ama fikir hiçbir yazıtta izi bulunmasa da filiziyle bir yerde bekler.
Geçen yüz elli yıl
boyunca insanlar «yararsız bilgi»nin değerinin ne olduğu sorusunu gittikçe daha çok kurcalamışlar ve gittikçe
daha çok, sahip olmaya değer biricik bilginin toplum İktisadî hayatının şu ya da bu bölümüne uygulanabilir bilgi olduğu inancına varmışlardır.
Tarihsel bakımdan konuşursak, görev kavramı, iktidar sahipleri tarafından başkalarına kendi çıkarlarından çok efendilerinin çıkan için yaşamaları gerektiği düşüncesini aşılamakta bir araç olarak kullanılmıştır. Doğallıkla, iktidar sahipleri kendi çıkarlarının, insanlığın daha geniş çaptaki çıkarlarıyla özdeş olduğuna
kendi kendilerini inandırarak, bu olguyu yine kendi kendilerinden saklamaktadırlar.