Bir kadın olarak kadın olmanın zorluğunu bana tekrar hatırlatan bir kitap. Zaten ne yazık ki hiç unutmuyoruz. İnsanın ana karakter olan Firdevs'in yaşadıklarına dair satırları okurken içi burkuluyor. Ancak yine de kitabın sığ bir kitap olduğunu düşünmeden edemedim. Biyografik bir kitap ama çok da edebi bir değeri olduğunu düşünmüyorum. "Hiçbir şey ummuyordum. Hiçbir şeyden korkmuyordum. Bu yüzden özgürdüm." Bu cümle bana direkt Kazancakis'i hatırlattı zaten. Cümle kesinlikle ondan kopyalanarak yazılmış. Firdevs gerçekten bu şekilde söylediyse onu bilemem.
Bilinen bir cinayet günü dakikası dakikasına ancak bu kadar güzel anlatılır herhalde. Marquez edebiyatçı ruhunu konuşturmuş yine. Yüzyıllık Yalnızlık'taki Aureliano Buendia karakterini bu romanda da geçirerek gönderme yapması hoşuma gitti. Soruşturma raporundaki birkaç cümle de hoşuma gitti. Onları da alıntıladım zaten:) İyi ki almışım bu romanı elime kaç senedir kitaplığımda duruyordu.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
Orhan Kemal'in akıcı bir dille yazdığı yer yer ağlatan yer yer sinirlendiren bir romanı. Dönemin toplum yapısına da ışık tutuyor. Yeşilçam filmi gibi bir roman. Filmini de izlemek icap eder sanırım
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,2bin okunma
Toplumsal bir felaket durumunda bireylerin davranışlarının nasıl değişebileceği ile karşılaşıyoruz. Bazı davranışlar kime göre neye göre iyi veya kötü orası tartışılır ancak bazı davranışları sergileyen insanlar var ki onlar salt kötüdür. Hayatta kalmak için çabalayan insan topluluğu var ama bazı davranışların hayatta kalma mücadelesiyle alakası yoktur. Bunu yazar tüm çıplaklığı ile gösteriyor. Hayatta kalma mücadelesi kısmına dönersek insanın bu durumda temel ihtiyaçlarını karşılamak adına ahlaki değerlerinden vazgeçebileceğini görebilirsiniz. O kısımlarından çok bahsetmeyeyim. Romanı okuyarak yaşayın derim. Bu süreçte hükümet politikalarına gelirsek başarısız bir yönetim süreci sonunda ortada bir hükümet hatta "devlet" de kalmıyor. Ve aslında ilkel yaşamdan da daha kötü bir yaşam şekline tanıklık ediyoruz. Aslında ana tema hepimizin yaşayan gören olduğumuz halde yaşayan körler olduğumuz. Yaşamdaki pek çok şeyi ister iyi şeyler ister kötü şeyler olsun görmememiz. Mesela en hoşuma giden kısımlardan biri 3 kadının çıplak şekilde yağmur suyu altında banyo yapmasıydı. Kör oldukları için o anı her türlü koşula rağmen öyle bir mutluluk içinde yaşayabildiler. Normal bir zamanda gören gözlerle doğayla bir bütün olabilerek o anı yaşayabilirler miydi?
Orhan Pamuk'u ilk defa okudum. Dili oldukça akıcı ve hiç yormuyor. Diğer kitaplarını da okuyacağım sanırım. Romana gelince sadece dizilerden bildiğim eski İstanbul'u satırlarda yaşamak oldukça güzel oldu. Füsun ile Kemal'in dünyasına girdiğimde Kemal'e hem kızdım hem üzüldüm. Güzel Füsun'u Kemal'in gözünden hayal etmek oldukça güzeldi. Aşk gerçekten de absürt ve aynı zamanda derin bir şey. İnsan aslında neden nasıl diye sormamalı. Eşyalarla bu kadar bağ kurmanın yer yer saçma olduğunu düşündüm ama iş müze kısmının kurulma aşamasına gelince bunu oldukça anlamlı buldum. Zira müzelerde sergilenen eski eşyalara bakmayı severim. Aynı şekilde eski eşyaların satıldığı yerleri de gezmeyi severim. Kitabımın içindeki biletle beraber Masumiyet Müzesi'ni gezmeyi çok isterim. Umarım İstanbul'a yolum düşer ve gezerim.