"Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku. Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim..." "İnsan muhutin bayağı, manasız ve soğuk tesirlerinden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir. " -Canım Aliye Ruhum Filiz
Şeytan dediğimiz mahluğun, nefsin mağlup olduğu çeşitli kötülükleri insan kulağına fısıldayıp yapması için zorladığını düşünürüz değil mi? Hatta daha fenası akıl almaz bir çok fenalıkların, irade dışı diye düşündüğümüz bir çok tavırların, esas sahibinin bu hodbin kafalı şeytan olduğunu söyleriz. Ne acaiptirki hep suç içimizdeki şeytandadır. İşte sevgili arkadaşlar buraya kadar hep düşündüklerimiz. Peki esas olan nedir?
Burada işin içine İçimizdeki Şeytan kitabı ile Sabahattin Ali giriyor: ilk olarak pek manidar bulduğum bir Macide ile Ömer hikayesi karşınıza çıkacak. Ömer'den önce macidenin çocuk kalbine piyano öğretmeninin ayak basıp iz bırakarak geçip gittiğini görecek fakat aradan geçen onca zaman sonra tekrar hayatlarının bir noktada kesiştiğini göreceksiniz.
Peki kitabın ismi niçin "İçimizdeki Şeytan" diye soracak olursanız; Macide ile Ömer aşkında geçim sıkıntısı çekerken bulundukları konumu titreten bir takım fenalıklar olur. Ömer bu sıkıntı içerisinde tekin olmayan yollara başvurur bundan kaçmaya çalışır. Ve bu ters yollara sebep olanında içindeki şeytan olduğunu düşünür. Bundan sonrası öyle güzel cümlelerle tasvir edilmişki Sabahattin Ali'ye bir kez daha hayran kaldım. Şu aşağıya yazacağım cümleleri kullanarak aslında içimizdekinin şeytan olmadığını söylemiş ve kendi iradi suçlarımızın kabahatini bakın nerede bulmuş:
Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... içimizde şeytan yok. İçimizde aciz var. Tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçma itiyadı var...
Hiçbir şey üzerinde düşünmeye hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet