“Bir devlette yapılan en ufak haksızlığın, en küçük adaletsizliğin bile hükümdar tarafından bilinmesi ve suçlu kim olursa olsun herkese ibret olacak biçimde cezalandırılması gerekir. Şu kadı veya bu vali görevini kötüye kullanıp yoksulların sırtından kesesini dolduruyorsa, biz bunu nereden bileceğiz? Kurbanlar şikayetçi olmayı göze alamadığına göre, hafiyelerimiz sayesinde!”
Nitekim Alparslan dört gün dört gece can çekiştikten sonra öldü. Canı ağır ağır çekilirken acı bir muhasebeyle geçen dört gün.
Dönemin vakanüvisleri sözlerini şöyle naklettiler: “Daha dün bir tepenin üstünden birliklerimi teftiş ediyordum, onların adımlarının altında yerin sarsıldığını hissettim ve kendi kendime, ‘şu cihanın hakimiyim! Benimle kim boy ölçüşebilir?’ dedim. Allah bu kibrime, bu böbürlenmeme karşı, insanların en sefilini, yenilmiş, esir düşmüş bir adamı, bir idam mahkumunu saldı üzerime; o benden daha güçlü çıktı, vurdu devirdi beni tahtımdan, aldı canımı.”
Vatan ve milletle hiçbir vicdan ve fikir bağlantısı kalmamış bir sürü delinin, devlet ve milletin istiklal ve haysiyetinin koruyucusu mevkiinde bulundurulmasına nasıl göz yumulabilirdi?
“Berlin altın bir kafesti,” dedi. Özgürlüğüne düşkün bir kuş gibi öfkelendim, çıldırdım neredeyse. Her gün yalnızca seni düşündüm. Ayrılığın bana bu kadar koyacağı aklımın ucundan bile geçmezdi. Berlin’de bir kez daha anladım ki, sen benim özgürce nefes aldığım Saraybosnam gibisin.