Adam Fawer aslında edebiyat eğitimi olmayan, işletme mezunu bir yazar. 30 yaşına kadar roman yazma gibi bir hedefi yokken, göğüs kanseri teşhisi konulan bir arkadaşından etkilenip yazmaya başlıyor. Aşk romanlarının çok fazla olduğunu düşündüğü için farklı bir şey yapmak istiyor ve bilim kurguya yöneliyor. Bu süreçte yaptığı araştırmalarda bilimin her soruya cevap veremediğini fark ediyor ve özellikle kuantum fiziğinden etkilenerek bu konuları romanına dahil ediyor. Hatta bu uğurda işini bırakıp tamamen yazmaya odaklanıyor.
Daha önce uzun bir şey yazmamış olmasına rağmen kitabını tamamlıyor ama tam 49 yayınevinden ret alıyor. Yayıncılar kitabı yeterli bulmuyor ve Da Vinci Şifresi tarzında daha sürükleyici bir hale getirmesini öneriyorlar. O da bu önerileri dikkate alıp kitabını yeniden düzenliyor.
Yazarın dikkat çeken bir yönü de inanç konusundaki sorgulamaları. Özellikle Empati kitabında Tanrı inancını sorguluyor. Bir söyleşisinde “mükemmel olmayan bir Tanrı, mükemmel olmayan bir dünya yarattı” diyor ve ayrıca Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu konusunda kesin bir şey söyleyemeyeceğini belirtiyor.
Benim kendi görüşüme gelirsek, kitap bana çok deneme-yanılma ile yazılmış gibi geldi. Edebi açıdan çok güçlü bulmadım ve açıkçası akıcı da değildi. Özellikle içindeki yoğun sayısal veriler ve teknik kısımlar beni fazlasıyla yordu. Bu yüzden kitabı bitirmekte zorlandım ve çok sürükleyici bulmadım.
Yazarın bu kadar ünlü olmayı başta beklediğini de düşünmüyorum. Bana göre edebi altyapısı çok güçlü bir eser değil; ancak kuantum fiziği gibi ilgi çekici bir konuyla kurgulanmış olması, kitabın sevilmesinde önemli bir etken olmuş olabilir.