Melek Soyluer

Olasılıksız Romanına Eleştirel Bir Bakış Adam FAWER
1/10
·496 syf.··
2026 9. kitabı
·
53 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 17:16
Adam Fawer aslında edebiyat eğitimi olmayan, işletme mezunu bir yazar. 30 yaşına kadar roman yazma gibi bir hedefi yokken, göğüs kanseri teşhisi konulan bir arkadaşından etkilenip yazmaya başlıyor. Aşk romanlarının çok fazla olduğunu düşündüğü için farklı bir şey yapmak istiyor ve bilim kurguya yöneliyor. Bu süreçte yaptığı araştırmalarda bilimin her soruya cevap veremediğini fark ediyor ve özellikle kuantum fiziğinden etkilenerek bu konuları romanına dahil ediyor. Hatta bu uğurda işini bırakıp tamamen yazmaya odaklanıyor. Daha önce uzun bir şey yazmamış olmasına rağmen kitabını tamamlıyor ama tam 49 yayınevinden ret alıyor. Yayıncılar kitabı yeterli bulmuyor ve Da Vinci Şifresi tarzında daha sürükleyici bir hale getirmesini öneriyorlar. O da bu önerileri dikkate alıp kitabını yeniden düzenliyor. Yazarın dikkat çeken bir yönü de inanç konusundaki sorgulamaları. Özellikle Empati kitabında Tanrı inancını sorguluyor. Bir söyleşisinde “mükemmel olmayan bir Tanrı, mükemmel olmayan bir dünya yarattı” diyor ve ayrıca Tanrı’nın varlığı ya da yokluğu konusunda kesin bir şey söyleyemeyeceğini belirtiyor. Benim kendi görüşüme gelirsek, kitap bana çok deneme-yanılma ile yazılmış gibi geldi. Edebi açıdan çok güçlü bulmadım ve açıkçası akıcı da değildi. Özellikle içindeki yoğun sayısal veriler ve teknik kısımlar beni fazlasıyla yordu. Bu yüzden kitabı bitirmekte zorlandım ve çok sürükleyici bulmadım. Yazarın bu kadar ünlü olmayı başta beklediğini de düşünmüyorum. Bana göre edebi altyapısı çok güçlü bir eser değil; ancak kuantum fiziği gibi ilgi çekici bir konuyla kurgulanmış olması, kitabın sevilmesinde önemli bir etken olmuş olabilir.
OlasılıksızAdam Fawer · April Yayıncılık · 202398,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·320 syf.··
2026 5. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 21:46
Yazar üç ismi tek bir cümlede konumlandırmış: “Dünyayı gözlemleyen Hayyam, o dünyayı yöneten Nizamülmülk ve dünyaya dehşet saçan Hasan Sabbah.” Romanın ideolojik çerçevesi: Bir bilge, bir düzen kurucu ve bir karanlık figür. Roman boyunca Selçuklu tasviri ise herkes gibi beni de rahatsız etti : “Şu Türk’e de bak sen! Daha çadırından yeni çıktı…” Melikşah gibi Selçuklu’nun en güçlü dönemini temsil eden bir hükümdar pasif ve etkisiz biri olarak aktarılmış. Ömer Hayyam’ın rubaiyatı ise romanın en güçlü tarafı. Kitabın birçok bölümüne serpiştirilmiş ve kayıtsız kalamayacağınız bir derinliğe sahip. Dünya görüşü, siyaseti umursamayan tavrı ve hakikati yalnızca dizelerinde araması etkileyici. Ancak yüzyıllar sonra rubaiyatın doğuşunun Titanik ile birlikte battığı anlatısı geçmiş ile modern trajediyi romantik bir sembol üzerinden bağlamış. Semerkant’ta herkes bir rol üstlenmişti: yöneten, korkutan, şekillendiren… Ama Hayyam yalnızca düşündü. Belki de bu yüzden romanın en sahici sesi onun rubaiyatındaydı. Geriye kalan her şeyi tartışabiliriz ama dizeleri konusunda herkes benimle hemfikir olacaktır.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma
Sultan Abdülhamid
10/10
·324 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
Tarih sadece bize öğretilen kalıp bilgilerin olduğu sistemler dizini ,neden sonuç olayları değil dedim kitabı bitirdiğimde. İçime kocaman bir okyanus bıraktı bağlı denizlerini keşfedebileceğim.Halk olarak değil padişah olarak baktım tahta.Okuduklarım bildiklerime aksi geldi. Tevfik Fikret'in ,Mehmet Akif Ersoy'un; Kızıl kafir, Yıldızdaki Baykuş diye nitelendiği Abdülhamide hak verirken buldum kendimi. Zeka çoğu Osmanlıda olan bir yetenekti.Bunu her padişah askeri olarak mı kullanmalıydı? İnsanlar bunu neden ön görememişti? Neden hep kötü bildik Abdülhamit’i ? Kaplan sırtında olan da bir insan değil miydi ? Peki o kaplan sırtında olmayı ataları gibi kendi mi istemişti ? Vehm-i hümayundu da haksız mıydı? Bu cevapları bulacaksınız.
Edebiyat & Roman
Kaplanın SırtındaZülfü Livaneli · İnkilâp Kitabevi · 202415,5bin okunma
10/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2024 1. kitabı
Daha önce hiç mitolojik bir kitap okumamıştım. Kitapta bu yüzden biraz karakterlerle boğuştum fakat kitabın sonunda karakterlerin çokluğundan olsa gerek karakter dizini bulunuyordu zaten. Tabi bunu biraz geç farkedip kendi dizinimimi oluşturmuştum. Peki kim bu Kirke? ''Ben doğduğumda, olduğum şeyin bir ismi yoktu. Anneme, teyzelerime ve bin kuzenime benzeyeceğimi varsayarak nympha demişlerdi bana.” diyerek başlıyor kendini anlatmaya. Sadece farklı görünüme sahip olduğunu düşünürken sebebinin insan sesi ve daha doğuştan göstermesi gereken alametleri gösterememesi etkili olmuştu.''Gözleri sidik gibi sarı, sesi baykuş gibi cırtlak. Atmaca diyorlar ama öyle çirkin ki keçi demeleri gerekli.''diyor kardeşi.Tüm ailesi ve herkes tarafından itilip kakılmış bir tanrıçanın hayatını düşünün. Sonra kardeşi (Aietes) oluyor onunla huzur bulup biraz nefes alıyor Kirkemiz. Aietes büyüdüğünde herşey değişir diye bekledim fakat Kirke hiçbirşey bilmiyordu.Gücünü nasıl bulacağını ,etrafında neler olup bittiğini kardeşi Aietes'ten öğrenebiliyordu. Kendini artık keşfetmesini beklerken günler sonra ilk büyüsünü yapmıştı Kirke. Üstelik aşkından. Yaptığı büyünün sonuçlarından dolayı cezalandırılmıştı Zeus tarafından. Aietes adasına sürgün edilmiş ne babası ne de kardeşi onu korumamıştı bilakis babası cezalandırmıştı aslında kendisini korumak için. Bu büyü onun tüm hayatını etkileyecek kitabın esas kısmını oluşturacaktı. Aiaie adasına sürgün edilmiş ve bir canavar yaratmıştı. Adada tanrıça ama aynı zamanda kendini bulmuş yeteneklerini keşfeden bir cadı olacaktı.''İçimde ne olduğunu kim bilebilir?''diyordu. Haklıydı. Adada kaldığı sürece kadın olmanın getirdiği tüm zorluklarıyla yüzleşti. Sevdikleri için her şeyi göze alan bir anne oldu. Güçlüydü Kirke, güçlenmişti .Yeri geldiğinde oğlunu
Ben, KirkeMadeline Miller · İthaki Yayınları · 202444,2bin okunma
Peki biz?
3/10
·96 syf.··
2022 13. kitabı
Kitap 4 bölümden oluşan kısa bir öykü. İlk üç bölümde Martı Jonathan Livington anarşist olarak ele alınmış. Jonathan türünün sınırlarını aşmış, reddedilişine rağmen inandığı hedefte çaba göstermiştir. Yazar ilk üç bölümün hikayeyi anlattığına kanaat getirmiş 4. bölümü basıp basmamakta kararsız kalmış. Çünkü 4. bölüm yönetici ve ritüellerin gücüne karşı olan kazancın kaybedilişe dönüştüğü bölümdü. Peki ama bu bölümde Jon neredeydi? Olması gerektiği anda ve gerektiği yerde...Kitabın son cümlesinde. Yazar sonsözde de martılar üzerinden vermek istediği mesajı açıkça belirtmiş: ''Acaba biz de dünyamızdaki özgürlüğün bitişini izleyen martılar mıydık?'' Peki biz ne kadar kendimiz olduk ne kadar özgürüz ne kadar mücadele ettik? Ne kadar Jon'uz?
Hikaye-Öykü
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,1bin okunma