Bütün hareketler tek bir büyük hareketsizlikte toplanmış. Her şey bana anlamsız geliyor... Dünya yavaşça kaybolup gidiyor. Bu anın tek gerçekliği olan ruhumun derinliklerini ise yoğun ve görünmez bir keder, karanlık bir odada ağlayan birinin sesindeki gibi bir hüzün kaplamış.
Düşünceleri kendimin ürettiğini sandığımı ama aslında düşüncelerin bir ormandaki hayvanlar, bir odadaki insanlar ya da havadaki kuşlar gibi olduklarını düşündüğünü söylerdi. 'Bir odadaki insanları gördüğünde, o insanları senin yarattığını ya da onlardan senin sorumlu olduğunu düşünmezsin, değil mi?' diye de eklerdi. Ruhsal nesnelliği ve ruh gerçeğini bana öğreten o olmuştur.