“i am sorry this world
could not keep you safe
may your journey home
be a soft and peaceful one”
Rupi Kaur'un topluma, kadınlığa, kendini keşfetme ve kabullenme yolculuğuna, hayata dair düşünce ve hislerini yayınladığı ikinci şiir kitabı. Süt ve Bal kitabında kadın olmak ve kadınlığa dair çokça şiir bulunduran Kaur, bu kitabındaki şiirlerinde de feminist kişiliğinden ödün vermeyerek yer yer bu konudaki hislerini aktarmaya çalışmış.
Şiir kitabı toplam 5 bölümden oluşuyor: solmak, dökülmek, köklenmek, uyanmak, çiçeklenmek. Yani bir çiçeğin yaşama sürecine benzetilmiş başlıklar. Her bir bölümde de farklı konulara değinilmiş. İlk iki bölümde daha çok aşk, umutsuzluk, ayrılık ön planda. Üçüncü bölümde ağırlıklı olarak göç ve ırk gibi toplumsal konular yer alıyor. Dördüncü ve beşinci bölümde ise kişinin kendini anlama ve sevme yolculuğu genel olarak ele alınmış.
Okuyan kısmın ya bu eseri çok sevdiğini ya da nefret ettiğini gördüm ama benim hislerim daha orta düzeyde. Daha önceden Rupi Kaur'un 'milk and honey' şiir kitabını okumuştum birkaç yıl önce ve onu daha çok sevmiştim. Bunda belki okuduğum zamanki hislerim ve yaşımın da farkı olabilir. Bu kitapta da başta biraz sıkıldım, çok klişe cümlelerle yazılmış bir söz kitabı okuyormuş gibi hissettim. Gerçekten bir şiir eseri açısından baktığınızda çok sönük kalıyor. Kaur'un bir 'instapoet' olduğunu göz önünde bulundurarak okudum daha sonrasında. Yani tarzı bu aslında. Anlatmak istediği konular boş içerikli değil, özellikle toplumda kadın olmaya dair daha derin düşünceleri olduğuna eminim ama bunları oldukça basit sözler kullanarak ifade etmeyi tercih ediyor. Şiirlerde gördüğümüz süslü kelimeler, derin anlamlar burada yok. Ayrıca kitabın içerisinde kendi illüstrasyonları da mevcut. Bunlar da basit karalamalar ama ben bunların
“Rüyadayken her şey gerçekmiş gibi gelir ya insana, ancak uyandıktan sonra rüya olduğunu anlarsın. Demek istediğim elbet bir gün biz de bu rüyadan uyanırsak, o zaman…”
Yaptığınız hareket, sahip olduğunuz düşünce ne olursa olsun yaşadığınız topluma aykırılık içerebilecek en ufak kararınız insanlar için büyük bir tehdit olarak algılanabiliyor. Bu, tek bir topluma özgü değil. Kuşaklar boyunca her kültürün, parçalara ayrılmış bölümleri içinde bile kendine ait yazılı olmayan kuralları mevcut ve sizin bunlardan birine karşı çıkmanız bir başkaldırı hareketi.
Vejetaryen kitabı, Yonğhe isimli baş karakterimizin gördüğü rüyaların etkisinde kalarak vejetaryen olma kararıyla başlıyor. Kitapta anlatıcı konumunda ise 3 bölümde de 3 farklı karakter devreye giriyor: Yonğhe'nin kocası, eşi ve ablası. Yani Yonğhe'nin hikâyesini okuyoruz ama onun iç dünyasını yakınlarının bakış açısından görüyoruz. Başta vejetaryenlik kararı ile başlayan bu hikâyenin devamı rüyaların temeli, çevrediklerin tepkisi, sürecin daha büyük bir hastalığa doğru ilerlemesiyle oldukça gizemli bir hâl alıyor.
Kitapta vejetaryenlik aslında bir simge olarak kullanılıyor, bir başkaldırı hareketi. Bir Kore edebiyatı eseri olarak yazar, kendi toplumuna dair bir eleştiriye yer vermiş. Kore'de yapılan ve tüketilen yemeklerde et ürünleri oldukça büyük bir yer kaplıyor. Yemek kültürlerinin büyük bir parçasını oluşturan et ve türevlerini yemeyen Koreli birinin olması toplumlarına ters bir durum. Ayrıca tamamen sıradan bir kadın tiplemesine yer verilmiş kitapta. Sıradan bir Kore vatandaşı, sıradan bir kadın, sıradan bir eş sıfatlarıyla kabul etmiş çevresi de onu. Yaşamında şu ana kadar toplumun ve ailesinin kabul ettiği sıradanlığa sahip olan Yonğhe'nin sıradışı hareket ve fikirlere yer vermesi de ailesini epey rahatsız
"i made change after change
on the road to perfection
but when i finally felt beautiful enough
their definition of beauty
suddenly changed
what if there is no finish line
and in an attempt to keep up
i lose the gifts i was born with
for a beauty so insecure
it can't commit to itself"
"perhaps we are all immigrants
trading one home for another
first we leave the womb for air
then the suburbs for the filthy city
in search for a better life
some of us just happen to leave entire countries"