Melis Esim Çatal

sen ve ben
Gün değil, hafta değil, ay değil Beş sene, on sene sonra gelsen de Bu canım durdukça tende İyi bil Beklediğim sensin. Bazen bir demet gül alırım elime Bazen ıhlamur çiçeği Her şeyin doğrusu ve gerçeği Kokladığım sensin. Cebimde mektubun olmayabilir Ne çıkar fotoğrafın yoksa masamda Öğrenmek istersen eğer Gel, sevda iklimime gir Açılmamış gönül kasamda. Sakladığım sensin. Yağan yağmur duyar mı bilmem Topraktaki mutluluğu? Ve güneş vurunca topraktan yükselen buğu Doldursun diye Yerle gök arasındaki boşluğu En masum sevgiye Eklediğim sensin. Uykudayken, uyanıkken Uzakta ve yakında Sen olmasan da farkında Gidip gidip arada bir
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?

Melis Esim Çatal

, bir kitap okudu
10/10
·480 syf.·
Beğendi
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2020 15:38
·
2020 13. kitabı
Can Dündar
9.3/10 · 5,5bin okunma
Şimdi sen ve senin kaderinde giden on binlerce genç bu metotla birer toplum ve düzen kırgını olup çıktınız.
Sayfa 232 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Siyaset
DİLE GELMELİYDİ AYNA
Uzun uzun bakıyorum gözlerimin elasına, zira yirmi yıl baktığı rengi görmemiş gözlerim. Kayboluyorum, yeşil ile kahvenin birbirine karıştığı bulanıklıkta. Saçlarıma düşen kar tanelerini izliyorum sonra. Zaman ağartmamış, kumralıma bulut katmış, eskitmemiş, izlerini bıraksa da. Buklelerimi aşağıya doğru çekip tekrar kıvrılışını izliyorum. Yaramaz bir çocuktan farksızlar, o kadar başına buyruk ki hepsi ama yine de her teline ayrı bir hikaye sığdırmışım. Dudaklarımı, dilimi lal eden o sözcükler mi boyamış kırmızıya? Kirpiklerimde bir bulut, yine de her kırpışımda göç ediyorlar dalından yeni koparılmış elmanın kokusuna. Gülümsüyorum sonra, en içten halimle. Kış günü sobanın üstüne koyulan portakal kokusu yayılıyor sanki. İşte öyle bir sıcaklık, yuva gibi. Aynaya her baktığımda bir ses fısıldıyor. Sakın yitirme gülüşünü. “Söz” diyorum gözlerimin içinden el sallayan çocukluğuma. “Çok güzel gülüyorsun.”Seslenen çocukluğum değildi bu kez. Son dönüş, mahallenin girişindeki o yüksek duvarlı evi de geçtik mi beni evime bırakacaktı, evsizliğin ortasında bıraktığının farkına varmadan... Sonra kendime veda edecektim. Benden bir parçayı alıp gidiyordu, elindeki o parçayı kime emanet edeceğini bilmeden. Evet çok az kaldı. Birazdan arabadan inip kapatacağım kapısını. Ama kim bilir neyin kapısını? Usulca yaklaştı evin yanındaki ceviz ağacının dallarına doğru. Durdu. “Teşekkür ederim dedim her şey için.” İçimde zerre pişmanlık kırıntısı olmadan. “Lütfen... ” dedim “Lütfen, hırpalama kendini, sana en çok sen lazımsın. ”Ne heves, ne gurur, ne akıl, ne ego ne de aşk. Ya da sanrı. Hangi illüzyonistin kurbanı olacağını seçemiyor insan? Peşinden sürükleniyor belki ama yolun sonunda daima kendini yitiriyor. Ben mi? İzin veriyordum ırmağın akışına müdahale söz konusu bile değildi.
Edebiyat