“İnsan, yalnızlığa yazgılı bir varlıktı. Benim içime dokunansa insanın yalnızlığa yazgılı bir varlık olması değil, yazgısını bu kadar derin bir yerden bilmesiydi. İnsan, öleceğini bilen tek canlı olduğu gibi yalnızlığının bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkar etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkar etmeye çalışmakla geçiyordu. Varoluşun bu acı gerçeği hayatımızı ucuz bir melodram haline getiriyordu ama gerçek buydu. Hayat, ucuz bir melodramdı. Biz de bu melodramın oyuncuları olan yalnız insanlardık.”
İnsan yalnızlığa yazgılı bir varlıktı. Benim içime dokunansa insanın yalnızlığa yazgılı bir varlık olması değil, yazgısını bu kadar derin bir yerden bilmesiydi. İnsan, öleceğini bilen tek canlı olduğu gibi, yalnızlığının bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkâr etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkâr etmeye çalışmakla geçiyordu. Varoluşun bu acı gerçeği hayatımızı ucuz bir melodram haline getiriyordu. Ama gerçek buydu, hayat ucuz bir melodramdı, biz de bu melodramın oyuncuları olan yalnız insanlardık. Bunu bilmek içimi kederle dolduruyordu.
Bazen. Bazen de artık çok geç olduğunu, bunun artık bir melodram kuşağına dönüştüğünü düşünüyorum . Ve böyle zamanlarda zamanın sinsi geçişi beni korkutuyor, sanki en başından beri aynı yerde duruyormuşum, her şey geçip giderken tek bir yerde oyalanıyormuşum gibi, bazen de kendi işime bakıyormuşum gibi hissediyorum ve bazen de benim gibi terk edilmiş ve hissizleşmiş şu evrenle alay eden sessiz kahkahalara boğuluyorum. Böyle zamanlarda söyleyebileceğim her şeyin yerini belirleyen ve onları tarif eden nüansların ağırlığı altında eziliyorum, sanki ben bunları ifade etmeden önce zaten bir yerleri varmış, onlara zaten bir anlam verilmiş gibi hissediyorum. Başka birinin tasarımının gönülsüz aracıymışım gibi,
başkasının anlattığı hikâyedeki bir kişiymişim gibi hissediyorum. Kendim gibi değil. Bunu destansı bir şeye dönüştürmeden, sınırlandırılmış gibi göstermeden, karşı çıkılamayacak olana karşı çıkmadan, affedilmez bir şeye hınç duymadan anlatmanın bir imkânı var mı?
İnsan yalnızlığa yazgılı bir varlıktı. Benim içime dokunansa insanın yalnızlığa yazgılı bir varlık olması değil, yazgısını bu kadar derin bir yerden bilmesiydi. İnsan, öleceğini bilen tek canlı olduğu gibi, yalnızlığının bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkâr etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkâr etmeye çalışmakla geçiyordu. Varoluşun bu acı gerçeği hayatımızı ucuz bir melodram haline getiriyordu. Ama gerçek buydu, hayat ucuz bir melodramdı, biz de bu melodramın oyuncuları olan yalnız insanlardık. Bunu bilmek içimi kederle dolduruyordu.