İnsanların kategorilere ayrıldığı ve bu kategorilerin gerekliliklerine hizmet etmek üzere bir laboratuvarda döllendirilip alfa, beta ya da epsilon olmak için gelişiminizin yavaşlatılıp zekanızın ona göre ayarlandığını ve hep aynı şeyler için şartlandırıldırılarak hayata geldiğiniz bir dünya düşünün. Cinsellik farklı bir tabuya dönüşmüş, ahlaki kurallar altüst olmuş , anne baba kavramının utanç olduğu ama herkesin herkesle beraber olabildiği şartlandırılmış insanlardan oluşan bir distopya. İşte öyle bir dünya tasvir etmiş yazar hem de yıl 1932 yken. Kitabı okurken ahlaki değerler o kadar alt üst olmuş ki bu yeni dünyada ilk bölümlerde oldukça rahatsız hissediyorsunuz çünkü çok korkunç geliyor. Zaten distopya olmasının özelliği olarak böyle bir dünya olamayacağını düşünüyorsunuz. Bu dünyada istikrarlı bir toplum önceliklidir ve tıpatıp aynı olan öğretilenden başka bişey düşünmeyen, sorgulamayan, hiç birşeyden endişe etmeyen yapay mutluluklarla oluşturulmuş bireylerle dünya düzeni oluşturduklarını düşünün. Okumak, bilim, sanat yok sadece boş vakit geçirmelik eğlenceler,filmler, kitaplar okuyabiliyorsunuz. Kitap ilerledikçe aslında anlatılan dünyanın çokta imkansız olmayacağını insanoğlunun ne kadar kör olabileceği ve bazı şeylerin günümüze ne kadar yakın gerçeğiyle yüzleşmekte baya sarsıcı bir durum oluyor. Romanda sürekli atıp kurtulmak tamir etmekten iyidir diyorlar mesela bu durum da şu an da dünyada ki tüketime oldukça benziyor. Hiç bir şeyi tamir etmiyor, kıyafetleri onarmıyor herşeyin yenisini alıyorlar. Yani oluşturulan bu düzenin mantığı çok korkutucu bir şekilde yüzünüze çarpıyor. George Orwell’in 1984 kitabını okuduysanız oradakine hem benzeyen hem de çok farklı bir dünyayı okuyacaksınız.
Kitabı herkesin okuyabileceğini düşünmüyorum ama distopya ya da yeraltı