Kitap Şermin Yaşarla tanışmama vesile oldu ve yazarın kalemine hayran kalmamı sağladı. Hikayeyi her karakterinden ağzından okumamız oldukça sürükleyici. Eserimiz oldukça gerçekçi ve etkileyici ki kitabı bitirip kapağını kapattığımda bir süreliğine boşluğa baktım ve Samime Sanay'dan "Söyleme Bilmesinler"i dinledim tekrar tekrar. Kitap bana bir şarkının nasıl acılı, içten bir hikayeye dönüşebileceğini öğretti. Artık bu şarkıyı her dinlediğimde Ethem ve Nurten'i merak edecek; "Neredeler, ne yapıyorlar şuan, birbirlerine söyleyemedikleri neler var acaba ?" diye düşünmeden edemeyeceğim .
Kitabımızda dokuz ayrı isim, dokuz ayrı hikaye var. Bir aileye mensup dokuz kişinin birbirini nasıl tanımadığını, duyamadığını, fark edemediğini, birbirlerine yabancılaştığını okuyoruz. Üstelik hikayemizi her karakterin zihninden sırayla okuyoruz bu da her karakterle empati kurmamızı bir yandan da ailemiz bile olsa insanların birbirleri hakkında ne kadar kötü ve sinsi düşüncelere sahip olabileceği gerçeğini yüzümüze çarpıyor.
Aynı zamanda dışarıdan her ne kadar birbirimizi tanıyoruz gibi görünsek de içimizde kimsenin kimseyi tanımadığını biraz acımasız biraz da vurucu şekilde şahit oluyoruz. Kitabımızda yabancılaşma,
bastırılma duyguları oldukça iyi işlenmiş. Hikayemiz iki günlük sürede geçse de yılların acımasızlığıyla ve yüküyle karşılaşıyoruz. Uzun zamandır okuduğum en özgün anlatım tarzlarından birine sahip kitabımız. Eğer ki 2 günlük ama yılların buğusunu içine hapsetmiş , aynı aileden insanların farklı hayatlarına şahit olmak isterseniz kitabı okumanızı öneririm. Kitap bitince de Samime Sanay'dan "Söyleme Bilmesinler"i dinlemeyi unutmayın.
Güzel evimde oturmuş, aynada kendimi seyrediyorum... Parmaklarım yüzümde dolaşıyor... Her bir çizginin, kırışığın üzerinde bir süre duruyor... Gülümsüyorum... Kendi kendime... Her bir ince çizgiyi tek tek okşuyorum.
Sevgili çizgilerim benim, sevgili kırışıklıklarım, sizi ne kadar seviyorum... Siz bana ne çok şey öğrettiniz... Siz beni ne kadar çok seviyorsunuz... Siz benim mutluluğum, siz benim savaşımım, siz benim mutsuzluğum, siz benim acılarım, siz benim özgürlüğümsünüz... Sevgili, ince, küçük, zarif çizgilerim... Dostlarım. Siz olmasanız ben ne yapardım? Siz benim kararlılığım, siz benim gücümsünüz. Sizi oluşturana dek neler yaşadım... neler çektim... nasıl savaştım ben... ve size böyle anlayışla, mutlulukla bakabilmek için... ne çok uğraştım.
İstenince vermek iyidir, fakat istenmeden, ihtiyacı anlayıp da vermek daha iyidir; eli açık olanlar için, alacak olanı aramak vermekten daha büyük bir sevinçtir.