..kendi küçük hayatlarını dar kafalı küçük formüllere göre yaşayanları, bir araya toplaşmış sürüler dışında var olmayan varlıkları, yaşamlarını başkalarının düşüncelerine göre kalıplara sokanları, kölesi oldukları çocuksu kurallar nedeniyle gerçekten yaşamayı ve birey olmayı beceremeyenleri düşününce bir iki kez acı kahkahalara boğuldu...
Nasıl oluyor da insanoğlu kendi hayatını baştan sonra etkileyen bir yanlış alışkanlıktan nasıl kurtulabilirim diye kafa yormuyor da mesela yeni bir diş macunu veya bulaşık sabunu satabilmek için milyon dolarlık araştırmalar yapıp kitlelerin alışkanlıklarını istediği gibi yönlendiriyor? Ucunda para var diyeceksiniz. Bizimkinin de ucunda cennet var.. Dünyevileştiğimiz ve kısa vade odaklı olduğumuz için cennet bizde yeni alışkanlıklar oluşturacak kadar motive etmiyor artık.
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.