Martin Eden. İşçi sınıfına mensup, kaba saba, cahil bir genç adam. Gemilerde tayfalık yapan, çamaşırhanede çalışan, yol parası verecek durumu olmadığı için 100 kilometre yolu bisikletle gidip gelen bir karakter. Hayalini kurduğu şeylere ulaşmak için uykusundan ve başka birçok şeyden fedakarlık yapan bir insan.
Jack London'ın şaheseri.
Düzgün konuşmayı, oturup kalkmayı bilmeyen bir adamdan, burjuva sınıfının üstüne çıkan, onları aşan bir bilgi birikimine sahip olan ve aslında burjuva sınıfının boş insanlar kalabalığı olduğunu fark eden bir genç Martin Eden.
Martin o kadar iyi kalpli ki bazen içimden şöyle söyleyip duruyordum kitabı okurken: "Be adam açlıktan öleceksin, hala başkalarını düşünüyorsun." Ama onun bir hayali vardı, ve ben dar görüşümle bu genç delikanlının içindeki ışığı çok sonra fark ettim. Belki bir babanın oğluna yapmayacağı kadar büyük iyilikleri, kan bağı olmayan Portekizli ev sahibesine yapan bir adam Martin Eden. Hayalini kurduğu şeyleri başarabileceğini en başından beri bilen, çalışkanlığına ve özgüvenine bizi hayran bırakan birisi.
Martin'in altın bir kalbi var ama bize insan denen varlığın neden böyle olduğunu sorgulatıyor eser. İnsanların sizden bir çıkar elde edemediklerinde yüzünüze bakmamalarını ama en ufak bir çıkarları olduğunda etrafınızda pervane olmalarını suratımıza çarpıveriyor kitap son bölümlerinde.
İnsanların ona tabiri caizse tapmasına sebep olan eserlerini, yazdığı fakat yayınlatamadığı dönemlerde açlıktan ölme durumuna gelen bir adam sadece eserlerini yayınlatabilip, şöhrete kavuştuğunda ve menfaatler ortaya çıktığında herkesin ona yemek teklif etmesi, peşinde koşturması derinden yaralıyor Martin Eden'ı. Bize de dünyanın nasıl bir yer olduğunu gösteriyor. İnsanların kişilerden çok kişinin konumuna önem verdiği gerçeğini