Ozanlar benden, - erkek- kahramanın karşısında diz çöküp merhamet dilenen bir kadın olarak bahsetti hep; ilaç katarmışım tatlı şaraplarına, büyüleyip domuza çevirirmişim hızlı giden gemilerin tayfasını, babaevini unutturur, sılaya kavuşmalarına müsaade etmezmişim. Ne demeli kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimidir; yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikaye olmazmış gibi.
Ama yanılıyorlar, yanılıyorsunuz: Cadılık illa nefret, kıskançlık ya da başka türlü bir kötülükten doğmaz; ben ilk büyümü aşkımdan yapmıştım.
Ben, Helios'un kızı, Aiaie Cadısı Kirke. Hayatım boyunca trajedinin beni bulmasını bekledim. Bulacağından hiç kuşkum yoktu çünkü başkalarının hak ettiğimi düşündüğünden daha fazla arzum, isyanım ve gücüm vardı, yıldırımları üstüne çekecek şeylerdi bunlar.
İthaki Yayınları, 20. Baskı, Nisan 2022·Kitabı okudu
Yeni yılın ilk kitabını bitirdim ve 2023'e en azından kitaplar açısından iyi bir başlangıç yaptığımı söyleyebilirim. Çünkü "Ben, Kirke"yi çok beğendim.
Mitolojiye ilgim var ve üzerine okumalar yapıp podcastler dinliyorum. Dolayısıyla zaten belli bir bilgiye sahip olarak okudum Ben, Kirke'yi. Fakat kitabı anlamak ya da okumak için mitoloji bilmenize gerek yok. Normal bir roman olarak okuyabilirsiniz.
Aiaie'nin Cadısı, Güneş Helios'un kızı Kirke... Ama her şeyden önce yalnız ve sevgiye aç bir kadın olan Kirke... Cadılar genelde kötü olarak tasvir edilse de Kirke ilk büyüsünü aşktan dolayı yapıyor. Kirke kardeşleri kadar güzel olmayan bir tanrıça ve ölümlülerin sesine sahip olduğu için konuşmasına tahammül dahi edilmeyen bir yerde yaşıyor. Hataları kaynaklı sürgün edildiği Aiaie'de sonsuza kadar tek başına yaşamaya mahkum oluyor. Biz de Kirke'nin sessiz ve silik bir tanrıçadan Aiaie'nin güçlü cadısına dönüşümünü okuyoruz ve bu sürecin oldukça etkili anlatıldığını söyleyebilirim. Başta kendisini adadaki bitkilerle ve büyülerle oyalasa da Kirke bir kadın olarak sevilmeyi de arzuluyor. Kirke'nin duyguları ve düşünceleri çok güzel bir şekilde aktarılmıştı. Kirkeyle beraber mitolojik hikayeleri de okuyoruz; Ariadne ve Theseus, Minotauros ve Pasiphae, Daidalos ve oğlu İkarus ve tabi ki Odysseia. Bir şekilde Kirke'nin hayatına dokunuyorlar ve bu mitolojik hikayelerin bazılarının içine giriyor bazılarınınsa yanından geçiyoruz. Olimposlular da zaman zaman hikayeye dahil oluyor; Hermes, Apollo gibi. Hermes mitolojide ilgimi çeken karakterlerden biridir, o yüzden olay örgüsüne girmesi oldukça hoşuma gitti.
İncelemeleri okuduğumda Telemakhos ile ilgili çok bir şey yazılmadığını gördüm. Elbette Kirke'yi çok sevdim ama ana karakterimizden sonraki favorim Telemakhos oldu. O kadar
Dut ağacı yaraları için reçine salgılıyordu. Parmağıyla reçineye dokunup yapışkan sıvıyı diline değdirdi. Zor bela ayağa kalkarken “Doğa yarasını sarmasını biliyor da, insan bilmiyor,” dedi.
Kasabanın toprak damlı evlerindeki tek hayat belirtisi camlara vuran hareketli televizyon ışıklarıydı. Yaşlı kadın yollardayken bu ışıklara hep yutkunarak bakardı. Ona bir evin saadetini, yemekten sonra gevşeyen bedenin dinlenme isteğini, bütün gün sağa sola koşturan bacakların sonunda bir yerde soluklanmasındaki huzuru hatırlatırdı bu ışıklar. Bu duyguyu yetmiş yıllık hayatında bir kez bile yaşamamıştı. Hep yolda, hep dışarıda, hep bir ölünün peşinde koşmuş, bu dünyada soluklanmak nedir bilmemişti.