Bir yarayı iyileştiren, her şeyden önce orada bir yara olduğunu kabullenmekti. 'Bir şeyim yok, iyiyim ben' dedikçe insan her şeyden önce tedaviyi reddediyordu.
Zamanı doğa değil hızlı koşan hayat belirliyordu. Hayat bazen zamanı bile geçiyordu, öyle hızlı bir koşmak içindeydi dünya. Dünyanın böyle hızlı nereye koştuğunu kimse bilmiyordu. Ama onun hayatı çok yavaştı ve çok yavaş geçmesi yaşayacağı yılların azaldığı gerçeğini değiştirmiyordu.
Hoşlanmadığı şey, üstüne düşmeleriydi. Kendisine fazla ilgi göstermesinler diye varlığını oradan oraya akan, sessiz bir gölge haline getirmişti. Yirmi küsur yıldan beri. Çeşitli yollarla. Sessiz kalarak, aptalmış gibi görünerek, gölgeleşerek, silinerek, solarak, kaybolarak. Böyle olması gerektiğini çok çabuk anlamıştı.
Yaşanan her şey zamanla soluyordu. Öyle bir soluyordu ki belli belirsiz bir iz bırakıyordu arkasında. İnsan bu ize bakıyor ama yaşandığından emin olamıyordu.