Buraya niçin mi geldim? İnsandan, toplumdan yıldığım, korktuğum, kaçtığım için değil. Tükendiğime inandığım için hiç değil. Belki de yeniden başlamak, yeniden doğup, yaşamak, büyüyüp yaşlanmak için... Gerilere doğru daha bilinçli bakıp tadını çıkarabilmek için...
Zaten saatle insanı birbirinden pek ayırmazdı. Sık sık, “Cenab-ı Hak insanı kendi sureti üzere yarattı; insan da saati kendine benzer icat etti…” derdi. Bu fikri çok defa şöyle tamamlardı: “İnsan saatin arkasını bırakmamalıdır. Nasıl ki, Allah insanı bırakırsa her şey mahvolur!” Saat hakkındaki düşünceleri bazen daha derinleşirdi: “Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır… Bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur!”
Bazen düşünürüm, ne kadar garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?
İlk söylemek istediğim şeyi hemen ifade etmek istiyorum: Kemal TAHİR’le tanışın.
Esir Şehrin İnsanları benim uzun süredir okumak istediğim, radarımda olan bir kitaptı, ama sanırım yeterli motivem yoktu; bir arkadaşın bu seriye başlayıp beni de uyandırmasıyla ben de okumuş, tanışmış oldum. İyi ki okuduğum kitaplardan oldu. Sizin de listenizde ise ve bir türlü ona sıra gelmiyorsa, bence bu sizin için bir işaret olsun.
Bu seferki incelemeyi kitabın içeriğinden veya gayriciddi duygularımdan arındırarak farklı bir perspektifle yapmak istedim. Bu kitapta öğrendiğim, kelime hazineme eklediğim yeni kelimeler aslında kendimce not aldığım kelimelerdir. Ama daha sonra düşündüm, burada da paylaşayım dedim ki hem kendinizi test etmiş olursunuz hem de belki birinize bir kelime-cik öğrenmenizde bir katkım olur.
Kısa kes, aydın abası olsun diyerekten bazı bilmediğim kelimeleri ve birkaç ifadeyi kitap içinde geçen cümlesiyle beraber yazdım.
BU BİLGİLER %100 DOĞRU VE TEYİTLİ DEĞİLDİR.
Elbette profesyonel bir içerik olmadığı için, TDK dışında ekşisözlük ve diğer bağlantılı sitelerden de yararlanılmıştır.
Muhakemesi size kalmış.
Mer-views, 2020
***
Kaltaban: Namussuz. (“Kaltaban mıydım ben bu kadar?..”)
Buduar: Buodoir: Kadının küçük özel odası. (“Sabriye yatak odasının bitişiğine Fontainbleau Sarayı’ndaki Türk buduarının tıpkısını yaptırmıştı.”)
Mujik: Rus köylüsü. (“…Allaha şükür, anladı artık mujikler artık, Çar babasız yapamayacaklarını…”)
Paraşol: /paraçol: (İtal.) Tek atla çekilen, üstü kapalı, yanları açık, dingilsiz asma araba. (“Kâmil Bey neredeyse dağılacak gibi her yanından ayrı gıcırtılar gelen paraşolla Üsküdar’dan Bağlarbaşı’na çıkıyordu.”)
Reze: Menteşe (“…paslı kilit anahtara epey direndi, rezeler gıcırdadı.”)
Karakunculus: /Karakoncolos: Varlığı çocukları