Mesa’yı okuyun. Cümleye böyle girmekte beis görmüyorum çünkü bu genç yazarın küçücük ayrıntılarla koca düzeni ifşa etme becerisini daha görünür kılmak gerek.
Dramatik büyük olaylara ihtiyacı yok. Onun alameti farikası, insanın içindeki küçük gerilimleri, bastırılmış utancı ve huzursuzluğu okurun sinir uçlarına basarak görünür kılması. İlişkiler içindeki görünmez güç mekanizmalarını açığa çıkarmaya yemin etmiş biri Mesa. Ve bunu öyle iyi yapıyor ki, okurken sıkışmış, boğulmuş hissediyorum.
Bir Aşk’ta bunu özellikle ilişkiler üzerinden yapıyordu. Bu kitapta ise en çetrefilli yerden, aile kavramı üzerinden yapıyor. Büyük olaylara, fiziksel şiddete ya da yüksek dramatik kırılmalara başvurmaya tenezzül etmiyor derdini anlatmak için. Çoğumuza sıradan gelen gündelik baskıyı, sevgiyle tahakkümün birbirine karıştığı ince çizgiyi belirginleştiriyor.
Aileyi kapalı bir kurum gibi anlatmıyor; ailenin kurduğu yaraların insanın toplumla ilişkisine nasıl sızdığını gösteriyor. Evde yaşadığı sıkışmayı içselleştiren çocukların dışarı çıktığında da “yer kaplama hakkından” emin olamayışı… Aile içinde sürekli denetlenmiş, küçümsenmiş ya da duygusal olarak bastırılmış birinin okulda, arkadaşlıkta, aşkta, iş hayatında kendini doğal bir özne gibi hissedemeyişi… Evde söz hakkı olmayan çocuğun, dışarıda da kolay kolay ses çıkaramayan bir yetişkine dönüşmesi…
Karakterleri asla dramatik biçimde “mağdur”laştırmıyor. Daha çok, insanın hayata katılma enerjisinin yavaş yavaş nasıl aşındığını gösteriyor.
Kendi tercihlerini ahlaki üstünlük gibi sunan, başkasının yükünü “değer”, “doğallık”, “emek” gibi kavramlarla meşrulaştıran, karşı tarafı itiraz ederse sanki yüzeysel, eksik, suçlu hissettiren baba modeli de maalesef fazla tanıdık.
En çarpıcı yanı da bu zaten. Her şey, herkes çok tanıdık.
‘’çünkü nasıl olursa olsun sevgi, zamanla
yorulur, kendinden bir şeyler kaybeder; hele sevmek isteği yoksa tamamen söner” çok hoşuma giden cümlesi ile…
Mevlevi tekkesinin şeyhi olan Ahmed Nureddin’in iç dünyasını ve trajedisini konu alır. Ahmed Nureddin, dış dünyadan ve onun pisliğinden kaçıp tekkede huzur bulmuş, inancıyla kendine korunaklı bir kale inşa etmiş saygın bir derviştir.
Ancak bu huzur, erkek kardeşi Harun’un haksız yere tutuklanıp idam edilmesiyle paramparça olur. Kardeşini kurtarmak için adalet arayışına giren derviş; devlet mekanizmasının soğukluğu, yolsuzluğu ve acımasızlığıyla yüzleşir. Kardeşinin ölümü sonrası içindeki intikam ateşi onu tekkeden çıkarıp güç ve iktidar mücadelesinin tam ortasına fırlatır.
Roman, totaliter sistemlerin ve bürokrasinin bireyi nasıl ezdiğini mükemmel bir şekilde işliyor.Ahmed Nureddin, adalet ararken devletin adaletsizliğiyle; din adına hareket ederken dinin nasıl bir baskı aracına dönüştürüldüğüyle yüzleşir. En trajik olanı ise, dervişin daha sonra iktidarı ele geçirdiğinde, eleştirdiği o acımasız çarkın bir parçası (kadı) haline gelmesidir.
Ahmed Nureddin, roman boyunca sürekli kendisiyle ve Tanrı’yla hesaplaşıyor.Kardeşinin ölümü, onun sarsılmaz sandığı inanç dünyasında devasa bir gedik açar. Roman bu yönüyle Dostoyevski romanlarını veya Albert Camus'nun varoluşçu felsefesini andırıyor..İnsanın mutlak yalnızlığı, hayatın anlamı ve ölümün kaçınılmazlığı dervişin iç sesinde yankılanıyor.
"İnsan her zaman kaybeder, kaybetmek için yaşar."
Derviş ve ÖlümMeşa Selimoviç · Timaş Yayınları · 20242,192 okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ahmed Nureddin düşündüklerini yapsa kitap ya bambaşka bir esere dönüşecek ya da 19. sayfada falan bitecekmiş. Öyle arada bırakan bir kitap olmuş. Mevcut haliyle Derviş'in yüreklendiği yerlerde kitap güzel akıyor ama düşünceleri içinde beni de boğdu.
Derviş ve ÖlümMeşa Selimoviç · Timaş Yayınları · 20242,192 okunma
#SüleymanCeran'ın editörlüğünde yazar, akademisyen, aktivistlerin kalemlerinden uç seri şeklinde hazırlanan eserin birincisi #GazzeninHafızasıKızılKapıİnsan eserini #okudumbitti.
Eserdeki yazi başlıklarına bir bakalım,
İsmail Haniyye ve Gazze'nin Çerçeveli Fotoğrafları / Adem Özköse
Şehit Yahya Sinvar'a / Tülay Gökçimen
Dağ Gibi Adamların, Gölgesi Düşmana Yeten Komutan: Muhammed Deyf / Musa Üzer
[Doğumundan Şehadetine Şeyh Salih el-Aruri / Mahmoud Mardawi
Ebu Ubeyde : Peygamberin Ashabından İlham Alan Bir Yiğit / Abdulkadir Şen
Halid Meşa / l Gönül Ayyıldız
Gazze'nin Ruhu : Halid Nephan / Süleyman Ceran
Rıfat el-Arir'e Açık Mektup / Peren Birsaygılı Mut
Beni Gelip Alacak mısınız ? Çok Korkuyorum / Mustafa Özel
Pelerinli Mücahid / Nesibe Hale Tezcan
Dr. Adnan el-Burş / Orhan Alimoğlu
Bir Cerrahın Tanıklığı ve Mücadelesi / Kadriye Sınmaz
Yaşatma Ülküsü, Yok Etme Patolojisini Er Geç İyi'leştirecek / Mustafa Kayapınar
sarstı, damlaları filmine saklayıp kendimi kandıracağım, aynı nureddin gibi
ya bu karakter sınırına da… kelimeler kiyafetsiz kalıyorsa ben ne yapayım 1k?
Derviş ve ÖlümMeşa Selimoviç · Timaş Yayınları · 20242,192 okunma
İspanyol edebiyatını sevmemde başlangıcı olan kitaptır kendisi. Hikaye boyunca kırsallığı iç huzursuzluğu hissediyorsunuz. Her şeyi bırakıp kırsala yerleşen bir çevirmenin hikayesini anlatıyor. Yaptığı ilkel ‘ takas’ ile başlayan ‘aşkını’ okurken içinizden bir güzel sövüyorsunuz. hızımı alamayıp filmini de izledim. Alman’ın neye benzediğini merak etmiştim. Bir kadının kendi değerini bile isteye düşürdüğünün en güzel örneğini anlatmış Sara Mesa. Akıcıdır hızlı okunur.