Yaşar Nuri Öztürk, hem bilim insanı olarak hem de politikaya da girmiş, inancını ve bilgisini politikada da göstermek istemiş olmasından ötürü saygı duyduğum bir insandır. Bu sebeple kendisine objektif bakabilmem mümkün değildir. Ancak "bir şeyin nasıl olduğunu anlamak için bir de karşıtını değerlendirmek lazım" düşüncesinden yola çıkarak, kendisinin karşısında olan tiplere baktığımda, mesela Türk kızlarına araba sürmeyi lanetleyip kendi kızına çakarlı araç tahsis ettirenler, ben kesinlikle Yaşar Nuri Hocayı daha samimi buluyorum. Kitabın içerisinde yer alan hususları biraz daha derinlemesine incelediğimde, geleneksel inanç anlayışının ne kadar türetilmiş olduğunu görüyor ve açıkçası üzülüyorum. Din, sandığımız kadar girift ve yasaklayıcı değil basit ve disiplinlidir. Mesela İslam'ın şartı beş değildir. Neden beş olsun? Adalet, okumak (Allah adına okumak tabi), topluma yararlı olmak.. Bunlar neden yer almaz. Müslümanları sadece namaz kılan oruç tutan insanlar olarak sindirmek, İslamiyet'e verilen en büyük zarardır. İnanan kimsenin şuurlu olması, akletmesi, düşünmesi, güzel ahlaklı olması neden çoğu geleneksel tipler tarafından istenmiyor? "Bana ne İngilizce'den?" diyen tiplerle mi müslümanlar dünyaya hükmedecek?