Puan vermedi·139 syf.··
2026 74. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 17:50
Herkese merhabalar okullarda yaz tatiline girmişken, çocuklara güzel kitaplar armağan etmeyi unutmayınız Size harika bir çocuk kitabı önerisi ile geldim kendim keyifle okudum şimdi sıra çocuklarımda.. Teknoloji, yapay zekâ, hayal gücü, dostluk, güven, aile bağları… Hepsi hikâyenin içine öyle güzel serpiştirilmiş ki “bak burada ders veriyorum” diye bağırmıyor. Zaten en güzeli de bu değil mi? Çocuğa öğüt yağdırmadan bir şeyler hissettirmek… Güçlü olmak sadece en büyük olmak değilmiş; bazen bir arkadaşına güvenmek, ekip olmak, farklılıkları kabul etmekmiş. Kitap bunu çok güzel anlatıyor. Özellikle çocukların kendi içlerindeki gücü keşfetmesi kısmını çok sevdim. Bir de teknoloji konusu var ki tam günümüz meselesi… Teknoloji kötü mü, iyi mi? Aslında mesele onu kimin ve nasıl kullandığında saklı. Kitap bunu çocukların anlayacağı güzel bir dille anlatmış. Keşke bazı yetişkinler de okuyup biraz ders çıkarsa dedim. Kısacası; hem macera seven çocuklara hem de “ben de bir bakayım” diyen büyüklere güzel bir yolculuk. Çocuklar okurken eğlenecek, büyükler okurken “biz de biraz böyle düşünsek ya” diyecek. Kitaplarla kalalım
Nyrathos SerüveniMuhammed Selman Anasal · Kent Kardeş Yayınları · 20264 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 39. kitabı
Çukur ~ Hiroko Oyamada Bazı kitaplar okuru ikiye bölebiliyor. Çukur’da benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Son yıllarda en çok övülen Japon romanlarından biri olmasına rağmen, kitabı bitirdiğimde kendimi beklediğim kadar sarsılmış bulmadım.Batılı okurlar kitapta bazen hayvana ve çukura odaklanırken birçok okurda kitabı genç kadınların toplumsal konumu üzerine odaklanmış. Oysa başlangıçta her şey vardı. Açıklanmayan bir hayvan, tuhaf komşular, giderek tekinsizleşen bir çevre ve insanın gerçeklik duygusunu hafifçe yerinden oynatan bir atmosfer. Birçok okur kitabı Kafkaesk diyerek çok sevdi. Ama bana göre Kafka’daki ağırlık bu kitapta yok. Çünkü Kafka’da absürtlük bir varoluş krizine dönüşür. Dava’yı bitirdiğinde sistem üzerine düşünürsün. Dönüşüm’ü bitirdiğinde yabancılaşma üzerine düşünürsün. Çukur’da ise absürtlük çoğu zaman absürtlük olarak kalıyor. Atmosfer çok iyi. Kurduğu tekinsizlik başarılı. Ama derinlik aynı ölçüde değil. Kitap boyunca en çok o tuhaf hayvanı merak ettim. Fakat mesele hayvanın ne olduğunun açıklanmaması ya da metaforu değildi. Asıl mesele, o belirsizliğin beni daha büyük bir düşünceye taşıyamamasıydı. Belki de bu yüzden kitap bittiğinde elimde güçlü bir soru değil, yarım kalmış bir merak duygusu kaldı. Yine de Oyamada’nın yaptığı şeyi önemsiyorum. Çünkü Çukur, gündelik hayatın içine yerleşen görünmez boşlukları, insanın kendi hayatına yabancılaşmasını ve açıklanamayan tekinsizliği başarıyla kuruyor. Benim için unutulmaz bir kitap olmadı. Ama bazı boşlukların neden bu kadar çok konuşulduğunu düşünmemi sağladı. Herkese keyifli okumalar dilerim, sevgiyle
ÇukurHiroko Oyamada · Siren Yayınları · 2022541 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 18:32
Bugün size, okurken içimde fırtınalar koparan, sinir harbiyle başlayıp gözyaşlarıyla bitirdiğim çok sarsıcı bir hikayeden bahsetmek istiyorum. Kitap iki gün önce bitti ama kalbime oturan o ağırlık hâlâ geçmedi. Merkezinde bir narsist koca profilinin olduğu, manipülasyonlarla örülü koskoca bir girdap bu aslında. Kitap boyunca bencil, empati yoksunu bir narsistle aynı evi paylaşmanın ne demek olduğunu iliklerimize kadar hissediyoruz. İnsan okurken ister istemez şu sorunun peşine düşüyor: Peki, bir narsist gerçekten iyileşebilir mi, kalbi insafa gelebilir mi? Psikolojide narsizmin şifası neredeyse imkansız görülürken, bu kitap bize çok başka bir pencere açıyor. Bilimin bittiği yerde maneviyatın devreye girmesiyle, o aşılmaz sanılan kibir duvarlarının nasıl çatlayabileceğine şahit oluyoruz. Büyük umutlarla, severek ve isteyerek kurulan yuvalar... Sadberk ve Melal de böyle başlıyor yolculuğa. Ancak zamanla, dışarıya yansıtılmayan o kapalı kapıların arkasında, narsist eşlerinin bencil ve manipülatif dünyasında buluyorlar kendilerini. Okurken o kadar empati yaptım, o kadınların çaresizliğini o kadar içimde hissettim ki anlatamam. Melal ve Sadberk’in evlatları için, onların huzurları adına yıllarca her şeyi alttan almaları, o sessizce sabredişleri yüreğimi dağladı. Üstelik mesele sadece eşleri de değil; her iki kadının da ruhunun derinliklerinde, kendi ailelerinden kalan ve bir türlü aşamadıkları o çocukluk yaraları var. Narsist kocalar tam da o zayıf noktalardan vuruyorlar. Satırları okurken o kadar sinirlerim bozuldu, o bencilce hallere o kadar hırslandım ki... İki kadını da oradan çekip çıkarıp sıkı sıkı kucaklayasım geldi. Ama hayat, o en karanlık anlarda bile bir çıkış kapısı sunar ya hani; bu hikayede de öyle oluyor. Sadberk ve Melal, yollarını psikolog Kartal Bey ve
Kocam Bir NarsistFunda Uçuk Er · Hayy Kitap · 2025426 okunma
10/10
·210 syf.··
2026 4. kitabı
Ana karakterimiz Fugui, bütün servetini bir kumar masasında kaybeden bir mirasyedi olarak karşımıza çıkıyor. Bu kırılma noktasından sonra hayatında gerçekleşen her şey tam bir trajedi: yoksulluk, savaş, devrim... Tüm bunlar yetmezmiş gibi, sevdiği herkesi teker teker kaybetmeye başlıyor. Bu kayıplar Fuguiyi bambaşka bir insana dönüştürüyor. Başlangıçta kibirli ve umursamaz biriyken; acıların içinden geçerek mücadeleci ve sarsılmaz bir karaktere evriliyor. Aslında Fuguinin bu değişimine, büyük ölçüde, Çin'in o dönemki despot siyasi yapısı ve toplumsal dönüşümü neden oluyor. Kitap, Mao dönemi Çin'inde geçiyor; "Büyük İleri Atılım" projesinin halk üzerinde yarattığı tahribatı ve eşitlik vaat eden bir rejimin, sırası gelince halkı nasıl baskı altına alabildiğini çok net bir şekilde aktarıyor. Kitabın ana teması aslında tek bir kelimede gizli: Mücadele. Hepimiz hayatımızın belirli dönemlerinde "Yaşamak nedir?" diye sorguluyoruz Sahip olduklarımızı beğenmeyip "Bu da yaşamak mı?" diyerek isyan ediyoruz. Oysa bazen insanın en büyük başarısı, sadece hayatta kalabilmektir. Hayat bazen sadece nefes alıp vermekten ibaret kalabilir. Herkesin Fugui kadar ağır savaşları olmayabilir ancak her yaşam kendi içinde bir mücadele barındırır. Fuguï'nin yaşadıklarının yarısını bile yaşamamışken yaşadıklarımıza dayanamıyor kaçmak veya yok olmak istiyoruz. Buradan bakınca anlıyoruz ki asıl mesele zorluğun derecesi değil, o zorluk karşısında nasıl bir duruş sergilediğindir. "insan bazen hiçbir şey için değil, yaşamak için yaşar"
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,7bin okunma
Bir derdin acısını bu kitaptan çıkarttım
Puan vermedi·504 syf.··
2026 8. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 22:18
Bir tavsiyeyle belki de hiç dikkatimi çekmeyen bu kitabi bir çırpıda okudum. Betimlemeler ve karakterin iç dünyasına ayna tutan pasajlar okuyucu adına lezzetli anlatılar. Fakat bir karakter vardı ki hayal kırıklığı. Şuan elimde olan "Tanpınar'a Huzur Yok" kitabında da öyle bir karakterle karşılaştım. Edebiyatımıza giren bu tiplemeler niye diye sormadan edemedim. Bunu nasıl bir yerden yazıyorlar; artık gerceğimiz olmaya başlamanin yansımaları mi,bizi bir şeye ikna etme çabası mı, olur ne yapalım varlar ve var olmaya devam ediyorlarin kabulü mü.... Üzgünüm ama ben bu tiplerin edebiyatta varolmaya devam etmesine karşıyım. Eğer mesele hoşgörüyse ahlak çatısı altına sokamayacagim hiçbir hoşgörü benim sanatımda yer alamaz. Dünyayı değiştirmek herşeyiyle kabul ettiğim düzenin anlatıcısı olmamı gerektirmez. İlla da almak mı istiyorsunuz o halde anlatıp geçmeyin. Sanki öylece hayatımıza girebilir, görmezden gelebilir zemininden aktarmayın. Ana karakterin yapabileceği şeyler olmalı. Bir yazar olarak tek gayemiz bir karaktere hayat vermekten ve peşinde sürüklenmekten ibaret olmamalı. Bir hareket,bir erdem ve bir değişim tutarli bir sona işaret etmeli değil mi!
EvNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20256,9bin okunma
Puan vermedi·215 syf.·
2026 28. kitabı
Frank Furedi'nin 2004'te kaleme aldığı, Türkçeye 2010'da Erkan Koca çevirisiyle kazandırılan bu kitap, ilk bakışta bir nostalji metnine benziyor: "nerede o eski entelektüeller?" sorusunu sorduğunda, çoğu okur kapağı kapatmadan önce gözünü deviriyor olabilir. Çünkü bu soruyu soran her kalem, biraz da geçmişin kült figürlerine sığınan, yenilenle başa çıkamamış birinin sızlanması gibi gelir kulağa. Furedi bu tuzağa kısmen düşer; ama düştüğü yerden çıkardığı tespitler, bu coğrafyada sızlanmayı hak edecek kadar haklıdır. Kitabın belkemiği tek bir kavram: philistinizm. Furedi'nin Schopenhauer'den ödünç aldığı bu terim, "zihinsel ihtiyacı olmayan insan"ı tarif eder. Yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi, mevki ve şöhret kovalamayı bilen ama düşünceyi kendi başına bir zevk olarak tanımayan, hatta düşünmenin kendisini "zaman kaybı" sayan tipoloji. Bir zamanlar bu sözcük üniversite çevrelerinde sıradan halkı tanımlamak için kullanılırdı; Furedi'nin tezi şu: artık üniversitenin kendisi philistinleşmiştir. Çürümenin alttan değil üstten geldiği bir çağdayız. Kitap altı bölümde altı yara açar. Aklın değer kaybı: Aydınlanma'nın iddiası — "akıl evrenseldir, hakikat bulunabilirdir, bilgi özgürleştirir" — postmodern relativizm tarafından aşındırılmıştır. Hakikat artık çoğul, görelidir; herkesin gerçeği kendinedir; bu cümle bir özgürleşme gibi başlamış, bir teslimiyetle bitmiştir.Önemsiz görülen arayışlar: Bilgi salt bilgi olarak değer taşımaz olmuştur; her cümlenin altına bir "ne işe yarayacak?" sorusu konmuştur. Einstein'ın "gerçeğin arayışında olmak, ona sahip olmaktan daha değerlidir" cümlesi artık duvar süsüdür; uygulanmaz.İçeriğin yokolması: Üniversite işletmeye, akademisyen profesyonele, ders pakete dönüşmüştür. Edward Said'in kitapta alıntılanan tespiti sertir: profesyonel, "kayığı
Nereye Gitti Bu Entelektüeller?Frank Furedi · Birleşik Kitabevi · 201062 okunma