"Defalarca aynı sokaktan geçmiş, aynı çeşmeden su içmişizdir hem de kayıtsız bir şekilde.
Lâkin bazen öyle bir an olur ki "İşte bu! Daha önce nasıl olmuş da ben bunu fark edememişim." deriz. Kırılma noktasını
oluşturur o an hayâtımızda. Bütün mesele bu kırılma ânını/ anlarını çoğaltarak meleke hâline getirebilmekte..."
Daha yeni tanıştığı kişilerle konuşmak insanı düşüncelere sürüklüyor ve yoruyor. O kişilerle dalga geçseniz olmuyor, onları ciddiye alsanız olmuyor. Onlarla temas kurarken ne kadar ileri gitmelisiniz, genel olarak onlarla temas kurmalı mısınız, bu da daima bir mesele, sizce de öyle değil mi?
Çaresizlik ve tehlike anladı vardır ki o zaman çırpınmaya ve haykırmaya gelmez. Batar insan ve boğulur. Marifet o anları geçirmektir. Sonrası gittikçe kolaylaşır. Kadere teslim olmak lazımdır o anlarda. Menfi, miskin, aciz bir tevekkül değildir. Sabırdır. Müspet, enerjik, hedefli, iyimser bir sabır. Bu dünyada ölümden başka hemen her şeyin çaresi var. Mesele diye karşımıza çıkan zorlukların çoğunu kendi ruhumuzun içinde halledebiliriz.
-Bence,bütün mesele insanın umumi kültürünü ve meslek bilgilerini ihtiyaçlarına ve istidadına göre hazırlamasının yolunu kendisine göstermek ve vasıtalarını vermektir.Müfredat programlarının ezici yükü altında bunalan şimdiki mekteplerde her çocuğun ayrı ihtiyaç ve istidadı hesaba katılamaz.Talebe derse çalışmaktan ve imtihana hazırlanmaktan şahsi araştırmalara da vakit ve enerji bulamıyor.Hâlis kültürü de ,meslek bilgisini de bu şahsi araştırmalar verir.
Çarpık ve bulanık görüşlü Müslümanların çoğunluğu teşkil edişinde bir tuhaflık bulmuyor, bunu her alanda hüküm süren zihin kirliliğinin sonuçlarından biri sanıyordum. Kendim zihin berraklığına kavuştukça, benim kazandığımın bütün Müslümanların kazancına kaybolacağına inanıyordum. O günlerden şimdiye kadar bu inancımda hiçbir eksilme olmadı. Ne var ki, hiç kimsenin Türkiye ile Müslümanlık arasındaki irtibatta benim gibi düşünmediğini çok geç anladım. Ayaklarımın suya erişi neden gecikti.?