Meşrebi Kalender

Puan vermedi·85 syf.··
2020 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2020 20:34
İdam mahkumu olan bir karakterin son saatlerinin birinci kişi ağzından aktarılması, roman kahramanı ile daha bir duygudaş olmamızı sağlıyor. Ölüm ile korkutma sebeplerinin karşısındakinin sıtmaya razı olması olarak, umut ettiğimiz insanların, blöf yapmadığını anlıyoruz. “Seni öldüreceğiz” sözü ne yazık ki bir tehdit değil. Sana ait olan bütün varlıklara el konulduğu haberini getiren bir postacı veya hayatında en çok sevdiğin insanın, ameliyattan sağ çıkamadığını söyleyen bir doktor gibi, sadece görevlerini yerine getiriyorlar. Kitapta en çok tekrarlanan söz “idam mahkumu”. Sanki bu söz, kitap çok ince olmasına rağmen, dikkati dağılanları veya zihinsel olarak uykuya dalanları uyandırmak için kurulmuş bir alarm. Birkaç sayfada bir karşımıza çıkıyor. Son olarak şunu söyleyebilirim: Yeraltından Notlar kitabından sonra ilk defa, kanlı canlı birini dinliyorum gibi hissettim. youtube.com/watch?v=k5QApJr...
Bir İdam Mahkumunun Son GünüVictor Hugo · Karbon Kitaplar · 2018152,5bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·159 syf.··
2020 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2020 23:55
Herhangi bir şeye karşı çıkmak aslında ona değer vermektir. Var olduğunu ve dikkate değer olduğunu ilan etmektir. Karşı olmak bir düşünceyi bir fikri öldürmez. Hatta senin şahsına karşı olanlar, kendileri inanmasa bile,senin karşı olduğun fikri, sırf sen karşısın diye, bayraklaştırabilirler. Herhangi bir düşünceyi Hüküm Dağı’nın cehennemi andıran ateşlerinde yakmak onu ortadan kaldırabilecek bir yöntem değildir. Yakılan düşünceler mutlaka “Zümrüdüanka”ya dönüşür. Bir düşünceyi yok etmenin en iyi yolu, öyle bir düşünce “zaten yokmuş” gibi davranmaktır. Adını anmamak en büyük yok etme yöntemidir. Evrim teorisi ile ilgili “doğru” yöntem en sonunda bulundu. Daha önce kedicikleri ile ünlü bir bir zatı muhteremin çok kaliteli kağıtlara basılan kitapları,“maymundan geliyorsak şimdi niye maymunlar insan olmuyor” ana fikri ile tüm ateistleri Cuma namazında ön saftan yer kapma kavgası yapar hale sokamayınca, yeni bir yöntem benimsendi. Artık okullarda evrim teorisi hakkında doğrudur yanlıştır yorumları yapılmıyor. “O da ne ?” deniyor. Bu fevkaladenin fevkinde taktik sayesinde sadece bir nesil sonra kimse, nursuz, cenabet suratlı Darwin’i veya onun teorisini hatırlayamayacak. Tabi ki bu yetmez! Bu teorinin çamurlarının bulaştığı kitapları da belirlemeliyiz. Hayır yakmayacağız!
Ademden ÖnceJack London · Sosyal Yayınları · 197626bin okunma
Distopik kitaplar bana göre değil diyorum ama dinlemiyor maymun iştahlı deli gönül. Kitabı okurken aldığım küçük notları paylaşmak istiyorum. Sıkıcı gelebilecek detay bilgiler çok iyi bir kurgu kullanılarak bir öğrenci gezisi aracılığı ile okuyucuyu yormayacak şekilde aktarılıyor. Her anlamda “tek tip insan” yaratmaya bokanovskileştirmek deniyor. Eğer bir tercih şansım olsa, tüm yan etkilerine rağmen, ben “bokowskileştirilmeyi” tercih ederdim. Tek tipleştirme konusu Hitler’in epey ilgisini çekmiştir. Bu arada bu kadar kör gözüne göndermeden sonra Henry Ford’un kitaba tepkisi ne oldu acaba? Beynelmilel Yahudi kitabı gibi bir karşı kitap yazdı mı acaba?
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
Distopik kitaplar bana göre değil. Kullandığı terimler çok uzak, çok soğuk. Bir türlü kitaba kendini kaptıramıyorsun. Sanki Finlandiyalı bir sevgilin var. Çok güzel, çok karizmatik ama daima bir poker suratı ifadesi çehresinde yer etmiş. Ne kadar uğraşsan da bir makas bile alamıyorsun yanağından. Abartmıyorum. İlk yirmi sayfa içinde defalarca “bu aşkın ızdırabını” sin kafları düzüp kitabı bir köşeye fırlatmak çok olası. Tabi ki “Leyla vuslatına ermek o kadar da kolay değil” sebatına sahipsen durum bambaşka olabilir. Anarşizmden çok Komünizm eleştirisi var kitapta. “Paylaşmak” gibi çok insani bir kavramın ideolojik hale getirilip bir baskı unsuru olarak kullanılmasını hicvediyor. Sadece bununla da kalmıyor. Sosyal yaşamda sürekli karşımıza çıkan, mantık kuralları ile çatışsa bile üstün gelen adet ve kurallara da giydiriyor. Tolkien gibi yeni bir dil yaratmasa da kitabın içinde kullanılan terimlere çok emek verilmiş. Notre Dame’nin Kamburu kitabının neredeyse yarısının Paris’in mimari özelliklerine ayrılması gibi burada da kavramların İOCA veya PRAVCA’da hangi anlamlara geldiğini okuyoruz. Sözün özü: Ben almayım, alana da mani olmayayım.
MülksüzlerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 202215,6bin okunma
Puan vermedi·331 syf.··
2019 24. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2019 00:23
Kitabın başındaki “yazım şekli” hakkındaki uyarının ne kadar gerekli olduğunu, kitapta birazilerler ilerlemez anlıyorsunuz. Tutunamayanlar kitabının bir bölümünde de buna benzer bir “noktalama işaretsizliği” deneyimi yaşamıştım . Kitabı bitirdiğimde “görmek” eylemi diye bir konuda hiçbir fikrimizin olmadığı, görme yetimizin olmadığı bir dünya nasıl olur diye düşündüm. Çok sürmedi. Konun beni aştığını anlayıp vazgeçtim. Sokma ihtimaline karşı bir örümceği veya bir arıyı rahatlıkla öldürüp hayatımıza devam etmemiz gibi burada da nasıl bulaştığı anlaşılamayan bir salgın sebebiyle, dostlar, sevgililer, en yakınlar, gözden ırak tutularak, bırakın vicdan azabını, görev bilinci ile ölüme terkediliyor. Gregor Samsa’ya ailesinin reva gördüğü sonun benzeri bu insanlara da uygun görülüyordu. Kendi kendilerine bir köşede ölüp “henüz” sağlıklılardan uzak olsunlar. Konu çok özgün. Kitap salgından sonra kör olan insanların kapatıldığı hastanelerden birine odaklanıyor. Ama asıl merak uyandıracak konu kitapta çok az yer alıyor. Salgın ortaya çıktığında “henüz” sağlıklı insanların dünyasındaki değişime daha çok yer verilmesini isterdim. Yani her an kör olma duygusu yaşayanların her nefesinde hissettikleri dehşet, ahlak ve toplumsal kurallardaki ani değişimin asıl değiştiği yer “dışarısı” kitapta yok. Salgın her yere yayıldıktan sonra ancak şehirde neler olduğunu anlayabiliyoruz. Böyle olunca da, Korkusuz Korkak filmindeki Mülayim karakterinin vakitsiz gelen para ile ilgili söylediği vecizeye benzer düşünceler okuyucunun kafasında dolaşıyor. Körlerin hayatının cehenneme döndüğü bir gerçek. Ancak dışarıdakilerin hayatı ise arafa dönüyor. Araf ise , Dante’nin anlattığı Cehennemden bile daha kötü bir yerdir. “Önce can sonra canan” realitesinin “yemişim cananı, sadece can”
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022131,9bin okunma