Üst üste gelen felaketler kara bulutlar gibi vatanın üstüne çöktüğünde göz gözü görmez, insan kendini bile seçemez olur. İki arada kalan duygular ne yana yöneleceklerini bilemezler. Giderek silinip önemsizleştiğinizi fark edersiniz. Sonra bir olay, hem de bütünüyle kişisel, toplumun ilgi alanının dışında tek bir olay, birdenbire her şeyi değiştirir. Karanlıkta bir yol bulup kendinize kavuşur, benliğinizi yeniden yaşamaya başlarsınız. Umuda, sevince ya da ilk çocuğum Cahide'nin doğumunu öğrendiğimde olduğu gibi mutluluğa sarılarak...
Oysa atla deve değil yani. Kısa bir süre şu duvarın arkasında duracaksın. Kafa bile dinlemeyeceksin yani. Kendin bile olmayacaksın. Hiçbir şey olarak orada ruhunu uyutacaksın. Şimdi yapsan böyle bir şey. Kapıyı kapatsan. Üstüne de hiç hesap veresi olmayan o cümleyi assan. Aramızda kalsın, olur gibi geldi bana:
"Gittim gelicem"!
İnsanın her zaman da takati olmaz ki tam randımanla yaşamaya. Öyle her daim hazır asker tarzında yaşayanlar da vardır mutlaka, ama insan her zaman da dahil olamaz ki hayata.
"Bugün beni saymayın" demek istemez mi insan bazen bütün dünyaya? Ruhunu uyutmak. Dükkanı kapatıp, kapıya "Gittim gelicem" yazısı asmak... Öyle işte. Bazen kendinden bile gitmek ister insan, kendi olma halinden bile izin almak. Bir süreliğine hiç kimse olmak.
Bir an duraksadı; sözcükleri arar gibiydi. Sonra kimsenin onu gözetlemediğinden emin olmak için gözlerini çevrede gezdirdi.
“Çoğunluğun kirli parayı kabul ettiği bir yerde onu geri çeviren kişi, diğerlerinin gözünde bir tehlike, olası bir ihbarcı gibi görünür ve ondan kurtulmak için her şeyi yaparlar. Üstelik bunu bana söylemekten de çekinmediler; kellen omuzlarının üstünde kalsın istiyorsan bizim gibi davranmalı, ne kötü, ne iyi görünmelisin dediler. Ne ölmek istiyorum, ne de kirlenmek; bu yüzden de size davrandığım gibi davranıyorum. Binanın içinde satıyorum, dışarıda geri alıyorum kendimi…”
Ne tuhaf bir zaman bu bizimkisi ki iyilik, kötülüğün yaldızları arasında saklanmak zorunda kalıyor.
Belki de zamanıdır , zamanın sona ermesinin…