kendisini bile; artık, kendisinden, kendi varlığından, kendi varoluşundan bile, kuşkuludur-
Özlem, kendisini bile özler hâle gelebilir...
-Özlemin özlediği-belki de- kendisidir-
Özlem, özleyenin, özlenenin bütün yaşamına 'nüfuz' edememesinin sonucudur : onun her şeyini her an paylaşamamasının...
Demek, bir şeyleri —birçok şeyi; giderek, 'her şeyim' diyebileceği bir yaşantılar toplamını — paylaşmış olmaktan — ama, işte, her şeyi her zaman paylaşamamaktan...
Özlem, paylaşılamayan paylaşılmışlıktır.
Özlem, ayrılmaktan doğar —— özlem, ayrınılmış olanın istenmesidir. Temelde istenen, demek ki, hiç ayrılmamaktır. Özleyen ile özlenen hiç ayrılmayabilecek olsalardı, özlem de gereksiz olur, ortadan kalkardı.
Oysa, iki kişinin, hiç ayrılmamak bir yana, daha özlemin istediği temel anlamda biraraya gelmeleri, olanaksızdır: Her kişi için ayrı bir saat çalışır, başka bir yıldız döner, farklı bir pusula yön gösterir
— iki kişi, ancak çok kısa zaman aralıklarında biribirlerine ulaşabilirler, ‘bir’ —olma konumuna gelip biribirlerine dokunabilirler; ama, bu ‘bir’leşme anları, aldatıcı olmadıkları zaman bile, geçicidir kaçınılmazcasına —— iki kişi,
tam, temelden ve bütünüyle, tümüyle, biribirlerinin ‘içine gire’mezler; biribirlerinin; ‘bir’i’bir’i olamazlar.
En temel özlem, özlenen (daha/henüz/hâlâ...)
özleyenin yanındayken başlayan özlemdir— yoksa,
özlenen daha özlenmemişken; henüz "burada"yken;
hâlâ özleyenin yanındayken, duyulmayan özlem, neye yarar ki...
Özlem, özleneni, özlenmesi gerekmezken de
özlemektir.