Kitap bir çırpıda bitiyor ve üç hikaye de birbirinden güzel. Özellikle üçüncü hikaye Virata'nın yaşamına bayıldım. Zweig'in ilk defa böyle bir eserine denk geliyorum.
Kitabı çok beğendim. Şans eseri karşılaştığım bir sahafta bu kitaba rast gelmem beni duygulandırdı. Çünkü Gülten Dayıoğlu, okuduğum iki kitabını net bir şekilde hatirlamasam da çocukluğumda düşünsel gelişimime inanılmaz katkıda bulunmuş yazarlardan bir tanesidir. Bu kitabı alarak hem kendisinin okumadığım bir kitabını okumuş olacaktım, hem de kütüphanemde kalması diğer kitaplarını da toplamam için bir hatırlatıcı olacaktı. İki sebep için de çok mutluyum çünkü konu itibariyle beni dolaylı olarak ilgilendirse de kitap beni bir kez daha yazara hayran bıraktı. Bir sonraki kitaplar için sabırsızlanıyorum...
Öncesinde Rusya ve Çukurova coğrafyasından içim mi bayıldı nedir -pişman değilim bu arada- Amerika kıtasının coğrafyası içimi açtı. Mark Twain'in eğlenceli üslubuyla ciddi bir konuyu ele alışı, bence ortaya çok keyifli bir roman çıkartmış. Huckleberry Finn'in Maceraları
Amerika büyük bir ülke, büyük bir kıta... Avrupalıların bu yeni dünyayı kesfetmesinden ve kızılderilileri katletmesinden sonra bu kıta acımasız rekabetine devam etmiş. O bizim kurgularda gördüğümüz Amerikan Rüyası beraberinde aslında bu topraklara hakim bir o kadar hüzün de görüyoruz. Steinbeck bunu olağan bir şekilde yansıtabilen bir yazar bence.
Hep hatırlarım ismini. Okulda duyardım. Ama üniversite zamanında okumak nasip oldu ve Jack London ile tanıştım. Beyaz diş, doğa aşığı ve bilimsel yanı ağır basan Jack London'ın benim okuduğum ilk romanı ve son olmadı. Bir belgeseli okumak gibi hissettiriyor ve bunu bir hikaye üzerinden yapıyor.