Yaz Geçer, benim için sadece bir şiir kitabı değil; kalbin o en sıcak, en kavurucu mevsiminden geçip, geriye sadece küllerini ve o dinmek bilmeyen sızısını bırakan bir "ayrılık ilmihalidir". Mungan, bu eserinde kelimeleri birer hatıra değil, birer mühür gibi basar ruhuma. Okurken anladım ki; yaz sadece bir takvim yaprağı değil, insanın en çok inandığı, en çok yandığı ve nihayetinde en çok yanıldığı o görkemli aldanışın adıdır.
Edebi bir düz yazı ile bu mevsimlik hüzne dokunmam gerekirse; Yaz Geçer, biten bir aşkın ardından tutulan o mağrur ve vakur yasın dökümüdür. Mungan, o meşhur "yalnızlık" ve "yabancılık" duygusunu öyle bir estetikle nakşeder ki; insan kendi acısının içinde bile bir asalet, bir güzellik bulur. "Yaz geçer, yine gelir" tesellisi değildir bu; "Yaz geçer, ama sende bıraktığı o keder kalıcıdır" demektir. O meşhur "Yalnız Bir Opera"da yankılanan o yüksek perde, aslında hepimizin içindeki o yarım kalmış, o devasa ve o sessiz temsildir.
Okurken şunu iliklerimde hissettim: Aşk, bazen bir başkasıyla kurulan bağdan ziyade, insanın kendi içindeki o "ötekiyle" tanışma ve ondan ayrılma hikâyesidir. Mungan’ın dili; bir yandan popüler olanın o samimi sıcaklığını taşırken, diğer yandan kadim bir kederin, bir "melankolinin" o ağır yükünü sırtlar. Yazın o parıltılı ışığı söndüğünde, geriye kalan o gri sonbahar; aslında insanın kendi gerçeğine, o çıplak ve kimsesiz "ben"ine döndüğü en dürüst mevsimdir.
Nihayetinde bu kitap, benim için bir "geçmişi temize çekme" çabasıdır. Murathan Mungan bize şunu fısıldıyor: Her aşk, kendi içinde bir "muhannetlik" barındırır; çünkü her gidiş, bir vaadin yarım kalmasıdır. Kitap bittiğinde zihnimde kalan; ne o süslü imgeler, ne de o hüzünlü mısralardır; sadece o sarsıcı ve vakur kabulleniş: "Yaz bitti. Her şey bitti. Ama ben, o