Fazla Uzaklaşmadan Yazmalıyım
Puan vermedi
#Fazlauzaklaşmışolamaz Kevser Hattatoğlu'nun ilk eseri. KESİK, KABUK ve DİKİŞ İZİ isimlerini verdiği bölümlerden mürettep öykü kitabı, neşterini maharetle kullanan eller gibi okuyucusunun şifa bekleyen yaralarına dokunuyor. Kevser Hattatoğlu'nun babalar, anneler ve evlatlardan oluşan rüyalar ve hayallerle örülü dünyasında; gerçekliğini hepimize inandırdığı Handelibe'nin sokaklarında, onun dili kullanmadaki ustalıklı rehberliği eşliğinde dolanıyoruz. Birçok hikâyesine öylesine aşinayız ki aynı zamanda ilk kez onun kaleminde can buluyor gözden kaçırdıklarımız. Yazdıklarıyla ilham kaynağı olmaya, onulmaz yaralara şifa olmaya devam etmesi dileğiyle... İlk öyküsü Ondan Geriye Say. Doğumunda annesiz kalan ve eksik kalan bu yanı hiç dolmayan yalnız bir adamın kalp nakliyle hayata tutunma çabasını okuduğumuz öykü, yaşamın doğum ve ölüm dengesinden ibaret bir gerçeklik olduğunu hatırlatıyor okuyucuya. "Çünkü kendini anlatmak zordur. İnsanlar birkaç etiketle tanımlar seni ve sökmek kolay değildir onları bedeninden." Hangi Elimde öyküsüyle hüznün ve mutluluğun aynı anda yaşandığı hastane koridorlarında dolanmaya devam ediyoruz. "Beklenmeyen bir çocukmuşum ben." diyor Ahmet. Anne ve babanın geç yaşlarda çocuk sahibi olma utancını bir ömür ruhunda taşıyan, babasıyla oynadığı o kısacık hangi elimde oyunlarıyla avunan bir çocuk yetişkin o. Fazla uzaklaşmadan, her an her yerde karşılaşabileceğimiz biri. "Geç kalmış insanların hayatı bir yerden yakalamak için aldığı fazla düşünülmemiş kararlara benzerdi gayreti, küçümsemezdim." dediği satırlarla bütün yoksunluklarına rağmen babayı mazur görmenin, bu toprakların çocuklarına yaraşır bir haslet olduğunu düşünüyoruz. Son Konserve Kavanozu annesini ondan geriye kalan son konserve kavonozunda arayan bir kadının hikâyesi. Mükemmeliyetçi
Edebiyat
Fazla Uzaklaşmış OlamazKevser Hattatoğlu · Şule Yayınları · 202518 okunma
Yalnız Bir Operanın Son Perdesi
10/10
·96 syf.··
2026 162. kitabı
Yaz Geçer, benim için sadece bir şiir kitabı değil; kalbin o en sıcak, en kavurucu mevsiminden geçip, geriye sadece küllerini ve o dinmek bilmeyen sızısını bırakan bir "ayrılık ilmihalidir". Mungan, bu eserinde kelimeleri birer hatıra değil, birer mühür gibi basar ruhuma. Okurken anladım ki; yaz sadece bir takvim yaprağı değil, insanın en çok inandığı, en çok yandığı ve nihayetinde en çok yanıldığı o görkemli aldanışın adıdır. ​Edebi bir düz yazı ile bu mevsimlik hüzne dokunmam gerekirse; Yaz Geçer, biten bir aşkın ardından tutulan o mağrur ve vakur yasın dökümüdür. Mungan, o meşhur "yalnızlık" ve "yabancılık" duygusunu öyle bir estetikle nakşeder ki; insan kendi acısının içinde bile bir asalet, bir güzellik bulur. "Yaz geçer, yine gelir" tesellisi değildir bu; "Yaz geçer, ama sende bıraktığı o keder kalıcıdır" demektir. O meşhur "Yalnız Bir Opera"da yankılanan o yüksek perde, aslında hepimizin içindeki o yarım kalmış, o devasa ve o sessiz temsildir. ​Okurken şunu iliklerimde hissettim: Aşk, bazen bir başkasıyla kurulan bağdan ziyade, insanın kendi içindeki o "ötekiyle" tanışma ve ondan ayrılma hikâyesidir. Mungan’ın dili; bir yandan popüler olanın o samimi sıcaklığını taşırken, diğer yandan kadim bir kederin, bir "melankolinin" o ağır yükünü sırtlar. Yazın o parıltılı ışığı söndüğünde, geriye kalan o gri sonbahar; aslında insanın kendi gerçeğine, o çıplak ve kimsesiz "ben"ine döndüğü en dürüst mevsimdir. ​Nihayetinde bu kitap, benim için bir "geçmişi temize çekme" çabasıdır. Murathan Mungan bize şunu fısıldıyor: Her aşk, kendi içinde bir "muhannetlik" barındırır; çünkü her gidiş, bir vaadin yarım kalmasıdır. Kitap bittiğinde zihnimde kalan; ne o süslü imgeler, ne de o hüzünlü mısralardır; sadece o sarsıcı ve vakur kabulleniş: "Yaz bitti. Her şey bitti. Ama ben, o
Şiir
Yaz GeçerMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20166,6bin okunma
Reklam
Yaylada Bahar
10/10
·170 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
Yazarımız kitapta yaşadığı olayları , toplum sorunlarını ,toplumun kanayan yaralarını , kadın cinayetlerini , eziyet gören hayvanları ,  haksızlığa uğrayan insanları ,  bozulan ekonomiyi ve toplum yapısına değinmiş . Bölümler halinde olan , her bölüme hikayelerden isim veren , konuşma havasında bir öykü kitabıdır    Ben çoğu hikayeyi çok severek okudum Özellikle #inadınaözgürlük , #çocukluğumunhayaldeposu nu çok sevdim . Asma çiçeği kokusunu “güzel düşünenlerin temiz kalpli insanların hissedebileceği derin koku” diye tanımlamıştım. Öyle bir sarar ki insanı her yerdedir koku; tüm çevreni sarmıştır, daha iyi alabilmek için yaklaşırsın asma çiçeğine ama kâr etmez, alttan koklarsın üsten koklarsın fayda vermez illaki kötülükleri uzaklaştıracaksın kalbinden o kokuyu daha iyi alabilmek için. Eğer kalbin temizse, asmadan ne kadar uzaklaştığının önemi yoktur asma çiçeği kokusunu hissedebilmek için, o derin kokuyu alabilmek için…   Çocukluk hayallerin toplamıdır aslında, büyüdükçe hayal kuramaz olur insan; çünkü artık gerçeklerle yaşamak zorundadır. Aslında zorluklardır hep hayal kurduran; her karşılaştığın sorundan kurtulmanın yolunu aramaktır hayal etmek.  Hani derler ya " İnsan hayatta öğrendiklerinin toplamıdır " , hem okuduklarım hem de yaşadıklarım benim toplamımdır.  Zor bir mevsimdir sonbahar, zor bir aydır Eylül. Ümitlerini tazeler yeniden kurarsın geleceğini, ümitlerini kaybeder yok edersin hayallerini, dolayısıyla geleceğini.  Bir şeye yaklaşımımız ona nasıl baktığımızla doğrudan ilgilidir. Bir şeyi sana emanet edilen bir şey olarak görmek ayrı davranış gerektirir, doğada eşitin olarak görmek ayrı davranış gerektirir.
1000Kitap
Yaylada Baharİlyas Kök · Kitap Müptelası Yayınları · 20235 okunma
Bir Çocuğun Fidan Kadar Kırılgan Dünyası
Puan vermedi
Şeker Portakalı’nın kapağına baktığınızda bir çocuk kitabını andırır; hatta çoğu yerde çocuk kitapları raflarında yer aldığını görebilirsiniz. Oysa bu roman, çocuklardan çok yetişkinlerin vicdanına yazılmış bir romandır . Yazar Zezé’nin hikâyesi üzerinden şu soruyu önümüze koyar: Bir çocuğu kıran şey yoksulluk mu, yoksa yoksulluğun içinde sevgisiz bırakılması mı? 1. Yoksulluğun İçinde Bir Çocuk: Zezé’nin “Ev”i Zezé, kalabalık bir ailenin içinde yalnız kalan bir çocuktur. Yeni taşındıkları ev, daha iyi bir başlangıç vaat eder gibi görünür; ama evde sürekli geçim derdi konuşulur. Yoksulluk burada sadece “para yokluğu” değildir: sabır yokluğu, ilgi yokluğu, zaman yokluğudur. 2. Hayal Gücü Bir Sığınak: Zezé’nin İç Dünyası Zezé’nin zekâsı ve hayal gücü, onu “şirin” kılan bir özellik değil; dayanabilmek için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Belki de romanın en vurucu yanı, Zezé’nin oyunlarının neşeden değil, çoğu zaman yaradan doğmasıdır. 3. Şeker Portakalı Fidanı: Bir Dost, Bir Sırdaş (Minguinho) Bahçedeki küçük portakal ağacı, Zezé’nin dünyasında bir “ağaç” olmaktan çıkar; anlatan, dinleyen, teselli eden bir varlığa dönüşür. Zezé ona isim verir, onunla konuşur; çünkü konuşması gereken şeyleri duymaya hazır tek “yüreği” orada bulur. Şeker portakalı, bu yüzden romanda yalnızca bir nesne değil, sevginin yoksunluğuna karşı kurulan bir bağdır. 4. Sevgi ile Şiddetin Yan Yana Durduğu Aile: Kırılgan Bir Denge Roman da sevilmek isteyen bir çocuk ile yorgun, öfkeli, çaresiz yetişkinler aynı çatıda yaşar. Zezé’nin yaramazlığı bile çoğu kez “şımarıklık” değildir; görülme çabasıdır.Yazar bize şunu fısıldar: Bazı evlerde çocukluk, erken biten bir mevsimdir. 5. Portuga ile Tanışma: Dünyayı Yumuşatan Bir İnsan Zezé’nin hayatına Portuga girdiğinde romanın rengi değişir.
Edebiyat
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,3bin okunma
10/10
·278 syf.··
Beğendi
·
2025 88. kitabı
Nilar Gök / Pala Mustafa Geçmişin acıları, pişmanlıkları ve ayrılıkları bir balıkçı kasabası olan Çaltılıbük’ün üzerine çökmüş. Herkesin yüreğinde taşıdığı bir yara, bir pişmanlık ve bir suskunluk var. Yazar bu duyguları öyle derin ve sahici bir dille anlatıyor ki, sayfalar ilerledikçe hem kasabayı hem de her bir karakterin içini okumaya başlıyoruz. Bir balıkçı teknesi olan Pala Mustafa’nın gölgesinde şekillenen bu hikaye, insanın kendi geçmişiyle hesaplaşmasına dönüşüyor. Denizin tuzu, insanların içindeki acıyla birleşiyor ve ortaya hem hüzünlü hem de sıcak bir atmosfer çıkıyor. Aydın Reis, geçinmesi zor, huysuz ve kaba bir insandı ama denizi çok iyi bilirdi. Dedesinden kalan Pala Mustafa, seneler içinde ne fırtınalar, ne kavurucu sıcaklar, ne büyük dalgalar görmüştü. Zamanında yöre halkı bu koca tekneye tayfa olmak için yarışırdı. Son üç mevsimdir denizlere açılmayan Reis, son bir sefere çıkmak için hazırlıklara başlar. Planları gerçekleşirse balıktan çok daha büyük bir vurgun yapacaktır. Mürettebata son anda köpeği Dalyan’la katılan İbrahim’in ise bu sefere dahil olmasının bambaşka bir sebebi vardır. Yedi insan ve bir köpekle Ege sularında ilerleyen Pala Mustafa’da neler yaşanacaktı? Romanın akışı çok sürükleyici. Bir yandan huzursuz bir sır dolaşıyor, diğer yandan her karakter kendi iç savaşlarını veriyor. Yazar tayfayı tanıtırken, onları bugün oldukları insana dönüştüren kırılma anlarını da ustalıkla işliyor. Denizle boğuşurken anıların fırtınalarına kapılmak, ağı sadece balıklar için değil sırların su yüzüne çıkması için de atmak zorunda kalıyoruz. Son sayfaya geldiğimde bütün karakterler içimde farklı bir iz bıraktı. Bir kitaptan beklediğim en önemli şey de budur: ruhunun olması. Bu romanın kesinlikle bir ruhu var. Keyifli okumalar…
Pala MustafaNilar Gök · Ayrıkotu Yayınları · 20255 okunma
Bahar Buselik
Puan vermedi·104 syf.··
2025 61. kitabı
Her başlık baharla ilgili. Bu çok güzel sevdiğim mevsimdir bahar. Şairin bırakın her mısrasını her cümlesini her kelimesinin anlamı doygun ve dolu. Çok seviyorum Nurullah Genç'i ve kalemini, çok güçlü kelimeleri mısraya sonra da şiire dönüştürme kâbiliyeti herkese verilmiyor ama şairden esirgenmemiş. Şiddetle tavsiye ederim. Alın ve okuyun hatta çok çok alın hediye edin. Bence miras bırakılacak derecede güzel kitapları var. :)
Bahar BuselikNurullah Genç · Muhit Kitap · 2020513 okunma
Reklam
Reklam