Abdülbaki Gölpınarlı, klasik edebiyatta mahbûb figürünün karşımıza sıklıkla çıkmasından duyduğu rahatsızlıkta yalnız değildir. On dokuzuncu yüzyıl sonunda yoğunlaşan mahbûb tartışmaları, bu dönemde klasik edebiyatın temsilcisi sayılan Muallim Naci (ö. 1893) etrafında yoğunlaşır. Naci 1888 yılında Ahmed Midhat Efendi'nin Tercüman-ı Hakikat (1878- 1921) gazetesinde edebiyat bölümünün editörü olur. Gazete erken döneminde, Ahmed Midhat'ın romanlarının tefrikalarını yayımlarken, Naci'nin editörlüğü döneminde çok sayıda klasik şiir neşredilmeye başlar. Mey, meyhane ve mahbûb figürlerinin de yer aldığı bu şiirlerin önemli bir kısmı Naci'nin kendisi tarafından yazılmaktadır. Bir gazete okurundan gelen ve şiirlerin insanları "mahbûb-perestî"ye (oğlancılık) yönelttiğini söyleyen mektuba cevaben Ahmed Midhat, Naci ve arkadaşlarını savunsa da kendisi de mey ve mahbûb şiirleri konusunda oldukça eleştireldir. Muallim Naci'nin, Mesûd-i Harâbâti mahlasıyla yazdığı şiirler nedeniyle kendisinin "mahbûb-perestliği"ne dair dedikodular yapılmaktadır. "Garbi edebiyat" savunucusu olmakla tanınan Recaizâde Ekrem ile Muallim Naci on dokuzuncu yüzyıl sonunda hem kişisel hem de edebi boyutları olan, oldukça sert bir tartışmaya girerler. Tanpınar'ın eski ile yeninin "büyük meydan muharebesi" olarak adlandırdığı bu tartışmada da mahbûb-perestî meselesi öne çıkar. Tartışmalar "eski-yeni", "Doğu-Batı" çatışması çerçevesinde şekillense de aynı zamanda iki edebiyatçının kişilikleri, yaşam biçimleri, takipçilerinin ve kendilerinin erotizmine ilişkindir.
Sayfa 129-130·Kitabı okuyor
Men lebin müştâkiyam zühhâd kevser tâlibi Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş yâra su
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tanrı Efe’ye “Ormanımı insanla doldurmak için çocuk yap” dedi. “Mutlu olmaları için onlara her şeyi vereceğim. Asla çalışmak zorunda kalmayacaklar. Dünyanın efendileri olacaklar. Sonsuza kadar yaşayacaklar. Onlara yasakladığım sadece tek bir şey var. Şimdi iyi dinle, sözlerimi çocuklarına ver ve onlara bu emirleri her yeni nesle aktarmalarını söyle. Tahu ağacı kesinlikle insana yasaktır. Asla herhangi bir nedenle bu kanunu çiğnememelisin." Efe bu komutlara itaat etti. O ve çocukları asla o ağacın yakınına gitmedi. Birçok yıl geçti. Sonra Tanrı Efe’ye konuştu, “Yukarı cennete gel. Yardımına ihtiyacım var!” Böylece Efe yukarıya, gökyüzüne gitti. O gittikten sonra, atalar çok çok uzun bir süre boyunca onun kanunlarına ve öğretilerine göre yaşadılar. Sonra çok korkunç bir günde bir hamile kadın kocasına şöyle dedi: “Hayatım, tahu ağacının meyvesini yemek istiyorum.” Kocası “Bunun yanlış olduğunu biliyorsun" dedi. Kadın “Neden?” diye sordu. Adam "Kanuna aykırı” diye cevapladı. Kadın “Bu aptal eski bir kanun. Kime daha çok önem veriyorsun? Bana mı yoksa aptal eski bir kanuna mı?” dedi. Tartıştılar ve tartıştılar. Sonunda adam pes etti. Derin, çok derin ormana gizlice sokulduğunda kalbi korkuyla attı. Yakına ve daha yakma geldi. İşte oradaydı, Tanrının yasak ağacı. Bu günahkar bir tahu meyvesi kopardı. Onu soydu. Kabukları bir yaprak yığını altına gizledi. Sonra kampa geri döndü ve meyveyi karısına verdi. Karısı tadına baktı. Kocasına da tadına bak diye ısrar etti. Adam bunu yaptı. Tüm diğer pigmeler de bir ısırık aldılar. Herkes yasak meyveyi yemişti ve herkes Tanrının asla bunu öğrenemeyeceğini düşünmüştü. Bu sırada ay meleği yüksekten seyretmişti. Sahibine aceleyle bir mesaj taşıdı: “İnsanlar tahu ağacının meyvesini yemiş!” Tanrı çileden çıkmıştı. “Emirlerime karşı
Alıntı
Sakinin klasik Osmanlı edebiyatındaki yeri ayrı bir çalışmanın konusunu oluşturacak kadar büyüktür. Aşk, mey, meyhane ve saki birbirlerine sıkı sıkıya örülmüş öğeler olarak, tasavvuf imgeleminde de önemli role sahiptir. Saki, şarabı -aşkı- sunan kişi olarak aşığın kendisinden geçmesinin sorumlusudur. Şiirsel evrenin dışında da saki, meyhanelerin en önemli öğelerindendi. Evliya Çelebi, meyhanelerde hanende, sazende, çalgıcı ve oyuncuların bulunduğunu anlatırken, meyhanecilerin sevimli dilber çocuklarından ve onlara düşkün müşterilerinden söz eder.
Sayfa 93·Kitabı okuyor
Cânân gide rindân dağıla mey ola rizân Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Sevmek istesen de bir daha beni Aşkını mey diye içmeyeceğim
Sayfa 61·Kitabı okudu
Şiir