Önceleri pek farkına varılmaz Günün birinde insanın canı artık hiçbir şey yapmak istemez. Hiçbir şeyle ilgilenmez ve kurur gider. Üstelik bu isteksizlik geçici değildir, hatta giderek de artar. Günden güne, haftadan haftaya daha kötü olur. İnsan kendinden hoşlanmaz, sanki içi bomboştur ve dünyayla bağdaşamaz. Sonraları bu hisler de kalmaz ve hiçbir şey hissetmez olur. Bütün dünyaya yabancılaşmış ve hiçkimse artık onu ilgilendirmez olmuştur. Ne kızgınlık duyar ne de hayranlık. Ne sevinmesini bilir ne de üzülmesini. Gülmeyi de ağlamayı da unutmuştur. Böyle bir insanın içi kaskatı kesilmiştir. Artık hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi sevemez. Bu durumda, artık hastanın iyileşmesine olanak yoktur. Geriye dönüş kalmamıştır. Bomboş, kül rengi bir yüzle ve nefretle çevresine bakar, tıpkı duman adamlar gibi .Onlardan biri olup çıkmıştır.
Hastalığın adına gelince, buna ölümcül can sıkıntısı denir.
Delilik nedir ki? Birinin kabul etmediği fikirlere sahip başka birinin zihinsel süreçleri, ona göre hep yanlıştır. Yani o insanın zihni yanlış çalışır. Yanlış çalışan zihinle delilik arasındaki çizgi nedir? Aklı başında birinin, başkalarının vardığı makul sonuçlara temelden ters düşmesi, çok anlaşılabilir bir şey değil.
Eski bir numara bu, en az sınıf mücadelesi kadar eski: Emek ordusunun liderlerini, işçilerinden çalmak. Zavallı ihanete uğramış işçiler! Bir generali satın almak, onunla ve ordusuyla savaşmaktan çok daha ucuzdur.