1989 sonrası yeni ortaya çıkan bu bölgelerin etkilediği ikinci çizgi, kökeni tarihsel nedenlere dayanan nostaljik bir Osmanlıcılık olarak tespit edilebilir. Bu ikinci çizgi aslında Türkiye merkezlidir ama Osmanlıcı bir özle hareket edecektir. Özellikle Balkanlar konusunda ortaya çıkan tartışma ve sorunlara bir kısım Islâmcıların Osmanlı perspektifiyle baktıkları oldukça aşikâr bir konudur. Türkiye’de aynı dönem içerisinde tartışılan ulusal kimlik sorunu ve bu sorunu çözmek üzere ortaya atılan neo-Osmanlılık gibi tartışmalardan da beslenen, seyreltilmiş bir tür milliyetçiliği de içinde barındıran, bir yeni Islâmcı anlayıştan da elbette bu bağlamda söz edilebilir (Çalış, 2001: 153-166),
Ancak İslamcılıkla milliyetçiliği aynı potada buluşturan, önceki iki çizgiyle eş zamanlı olarak aynı dönemlerde karşımıza çıkan bir başka gelişme daha vardır: Orta Asya’nın yükselişi ve Tûrki Cumhuriyetlerin ortaya çıkışı. Sovyetlerin Birliği ve Varşova Paktı'nın dağılmasına paralel olarak bağımsızlıklarını ilan eden Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Tacikistan, Türk milliyetçileri kadar Islâmcılardan bir kesimi de heyecanlandırmış, klasik anlamda Türkler ve Türk dünyası sorunlarıyla pek de ilgilenir görünmeyen Islâmcılar arasında, bu yeni devletlerin ortaya çıkışı yeni bir hareketlenmeye sebep olmuştur. Türk dünyasının ortaya çıkışı elbette ümmetçi İslamcılar İçin de ümmetin bir parçası olarak not edilecek bir husustur ama, Türkiye İslamcıları belki de Türkçü sayılmama ve aralarındaki farkı gösterme adına bu dünya ve onların sorunlarıyla çok da fazla ilgilenmemişlerdir. Filistin sorunu onlar için Batı Trakya’daki Türkler ya da Doğu Türkistan sorunundan hep daha öncelikli görülmüştür. Kıbrıs’a ilişkin özel İlgiye rağmen, Türk-Yunan çatışması zaman zaman neredeyse