Türk Milliyetçiliğinin Dönüşümü Kitabın en çok konuşulan bölümlerinden biri milliyetçi hareketlerin değişimini anlattığı kısımdır. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nden MHP’ye uzanan süreç ele alınır. Nihal Atsız ile Alparslan Türkeş arasındaki fikir ayrılıkları sadece kişisel mesele olarak değil, Türk milliyetçiliğinin yön değiştirmesi olarak yorumlanır. Yazar, seküler Türkçülükten daha dini referanslı bir milliyetçiliğe geçiş yaşandığını savunur.
Alıntı
Yüzbaşı Çeviker, Ülkücü Ökkeş Çokuçkun ve Gabriel Aktürk adlı bir Süryanî vatandaş, birlikte “şirket” kurmuşlar, MHP’ye silah ve patlayıcı madde temin ediyorlardı. İlişki zincirine bakın; bir ülkücü, bir Süryanî ve bir yüzbaşı işbirliği yapıyor… Yüzbaşı Çeviker’in sattığı malzemeler, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ABD’den hibe edilen silahlardı.
Doğan Kitap·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
1978 başında CHP hükûmetinin işbaşına gelmesiyle birlikte MHP yeni bir iktidar stratejisi aramaya başlamıştı. Siyasal ve toplumsal gerilimi sürekli artırmaya yönelik bir stratejiydi bu. Şiddet tırmandırılarak terör kitleselleştirilecekti. Öte yandan da etnik-mezhepsel temele dayalı ayrımcılık körüklenerek gerginlik tırmandırılacaktı. Terörden korkan sağcı Sünnîler kendilerini korumak için MHP’ye sığınacaklardı. Böylece sağın önderliği MHP’ye geçecekti. Bir diğer amaç da, tıpkı 1977 seçimlerinden önce olduğu gibi 'devlet gücüne sivil destek' misyonu doğrultusunda, derinleştirilen bu bunalıma müdahale edecek askerin yanında yer alarak iktidara yerleşmekti. Bunun ilk adımı ise sıkıyönetimdi. İşte 'bu kutsal dava'lar uğruna, Ülkücü terör, artık hedef bile seçmemeye başladı…
Doğan Kitap·Kitabı okudu
Alıntı
MHP’ye yakın ve Aydınlar Ocağı etrafında toplanan antikomünist entelijansiyanın 1970’lerde Türkiye kamuoyunun gündemine getirdiği Türk-İslam sentezi 12 Eylül’ün ideolojisini teşkil etmiş, bu sentez gençliğin ve işçilerin “sapık ideolojilere” kapılmasını engelleyecek ana formül olarak görülmüştür. Din derslerinin anayasal güvence altına alınmasından Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeniden yapılandırılmasına, ders kitaplarının değiştirilmesinden tarikatların sivil toplumun ve devletin gözeneklerine sızmasına izin verilmesine kadar geniş bir alanda dinselleşmenin önü açılmış ve dinselleşme ile milliyetçilik sentezlenmiştir. Cumhuriyet ideolojisinden farklı olarak “ezan ve bayrak”, “vatan ve Kur’an” devlet söyleminin ayrıştırılamaz parçaları hâline gelmiştir. Ayrıca bireysel ve kolektif hak ve özgürlükleri değil, devletin bekasını merkeze koyan bir anayasayla, güçlü bir yürütme aygıtıyla, sınırlandırılmış bir parlamentoyla, seçim barajı aracılığıyla sınırları kalın bir şekilde çizilmiş bir parti sistemiyle, emek kesiminin elini zayıflatıp sermayenin elini güçlendiren yasal düzenlemelerle ve güçten düşürülmüş sendikalarla, solun ve işçi hareketinin siyasal alanın dışında bırakılmasının altyapısı hazırlanmış, bu ikisinin yeniden aktör hâline gelmesini engelleyecek mekanizmalar tesis edilmiştir.
Alıntı
Birincisi, MHP’nin Türkiye yönetici sınıfının ve emperyalizmin çıkarlarını yönetecek bir parti olmamasıyla ilgilidir. MHP “bir iç savaş örgütü ve operasyon partisi” olarak değerlendirilmekteydi, “siyasal yapıda ortaya çıkan bozulma ve dağılmayı ortadan kaldıracak, ekonomik krizi aşacak politikaları uygulayacak, daha da önemlisi toplumdan genel bir ideolojik onay alarak halkı yeniden ‘devlete güven’ çizgisinde bir araya getirecek kapsamlı bir ‘onarım projesinin’ taşıyıcı gücü” olmaktan uzaktı. İkincisi, MHP solun ve toplumsal muhalefetin yükselişini durdurmayı başaramamıştı. “MHP’ye karşı, bu hareketin politik pratiği (katliamlar vb.) nedeniyle toplumun önemli bir kesiminde bir nefret birikmişti.” Darbecilerin MHP’yi kollayan bir tutum içerisine girmesi darbenin meşruiyetini zedeleyebilirdi. Bu yüzden “aşırı sola ve aşırı sağa karşı olma görüntüsü vermek önem taşıyordu.” Ve üçüncüsü, ciddi bir kitleselliğe ulaşmış olan ve hem devlette hem asker içerisinde kadroları bulunan MHP kendisi bir darbeyle iktidarı almaya çalışabilir ve bu da çok ciddi bir toplumsal bölünmeyi beraberinde getirebilirdi. Dolayısıyla “ülkenin en örgütlü, en disiplinli ve hâlâ ‘en güvenilir’ kurumu olmaya devam eden ordunun ‘emir komuta zinciri içinde’ ve ‘siyasetler üstü’ bir müdahalede bulunması ‘en akılcı ve en birleştirici seçenek’ olarak görülüyordu.” (Yanardağ, 2002: 238)
Alıntı
Bu kitaptaki en gerçekçi makale..
1989 sonrası yeni ortaya çıkan bu bölgelerin etkilediği ikinci çizgi, kökeni tarihsel nedenlere dayanan nostaljik bir Osmanlıcılık olarak tespit edilebilir. Bu ikinci çizgi aslında Türkiye merkezlidir ama Osmanlıcı bir özle hareket edecektir. Özellikle Balkanlar konusunda ortaya çıkan tartışma ve sorunlara bir kısım Islâmcıların Osmanlı perspektifiyle baktıkları oldukça aşikâr bir konudur. Türkiye’de aynı dönem içerisinde tartışılan ulusal kimlik sorunu ve bu sorunu çözmek üzere ortaya atılan neo-Osmanlılık gibi tartışmalardan da beslenen, seyreltilmiş bir tür milliyetçiliği de içinde barındıran, bir yeni Islâmcı anlayıştan da elbette bu bağlamda söz edilebilir (Çalış, 2001: 153-166), Ancak İslamcılıkla milliyetçiliği aynı potada buluşturan, önceki iki çizgiyle eş zamanlı olarak aynı dönemlerde karşımıza çıkan bir başka gelişme daha vardır: Orta Asya’nın yükselişi ve Tûrki Cumhuriyetlerin ortaya çıkışı. Sovyetlerin Birliği ve Varşova Paktı'nın dağılmasına paralel olarak bağımsızlıklarını ilan eden Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Tacikistan, Türk milliyetçileri kadar Islâmcılardan bir kesimi de heyecanlandırmış, klasik anlamda Türkler ve Türk dünyası sorunlarıyla pek de ilgilenir görünmeyen Islâmcılar arasında, bu yeni devletlerin ortaya çıkışı yeni bir hareketlenmeye sebep olmuştur. Türk dünyasının ortaya çıkışı elbette ümmetçi İslamcılar İçin de ümmetin bir parçası olarak not edilecek bir husustur ama, Türkiye İslamcıları belki de Türkçü sayılmama ve aralarındaki farkı gösterme adına bu dünya ve onların sorunlarıyla çok da fazla ilgilenmemişlerdir. Filistin sorunu onlar için Batı Trakya’daki Türkler ya da Doğu Türkistan sorunundan hep daha öncelikli görülmüştür. Kıbrıs’a ilişkin özel İlgiye rağmen, Türk-Yunan çatışması zaman zaman neredeyse
Sayfa 901·Kitabı okudu