Puan vermedi·136 syf.··
2026 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 23:39
Pascual Duarte ve Ailesi ~ Camilo José Cela İnsan gerçekten kötü olduğu için mi kötülük yapar, yoksa içine doğduğu hayat onu yavaş yavaş o noktaya mı taşır? diye düşündüm. İspanyol edebiyatının dünya çapında en çok okunan ve en sarsıcı başyapıtlarından biri. Kitap, idamını bekleyen bir köylünün hücresinden yazdığı itiraflardan oluşuyor. Ancak Cela’nın asıl yaptığı şey, bir insanın hikâyesini anlatırken bir toplumun yarasını açığa çıkarması. İspanya kırsalının katı ve çorak coğrafyası sadece bir mekân değil bu kitapta. Karakterin boynuna dolanan, nefesini kesen bir ilmek olarak çıkıyor karşımıza. Yazarın dili öylesine süssüz, keskin ve acımasız ki. Kitap boyunca şiddetin kendisine değil, o şiddetin büyüdüğü aile mahzenine çarpıyorsunuz. Kötülük çatlamış topraklardan ve sevgisiz bir evin duvarlarından sızıyor. Romanı okurken zihnimin William Faulkner’ın Döşeğimde Ölürken romanına gittiğini söylemeliyim. Her iki eser de taşranın o boğucu tecridini, yoksulluğun insanı nasıl nesneleştirdiğini ve ailenin bazen nasıl bir lanete dönüşebileceğini anlatıyor. Faulkner’da çürüyen bir bedenin etrafında dolaşan sessiz trajedi neyse, Cela’da da çürüyen bir toplumun ortasında çırpınan Pascual’in hikâyesi benzer bir karanlıktan besleniyor. İkisinde de karakterlerin yazgısı kendi ellerinde değil. İçine doğdukları o ağır, affetmez iklimde saklı. Hayatın en çirkin, en dehşet verici ve absürt yanlarını hiçbir estetik örtüye saklamadan, tüm çıplaklığıyla yüzümüze çarpan sarsıcı bir başyapıt. Herkese keyifli okumalar dilerim, sevgiyle
Pascual Duarte ve AilesiCamilo Jose Cela · Olvido Kitap · 2021659 okunma
Merhamet mi Cinayet mi | Bulanık Çizgi:
7/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 22:34
Bir atın bacağının kırılması nasıl geri döndürülemez bir son ve fiziksel bir çaresizlikse, Gloria'nın ruhundaki kırıklar da tam olarak öyle. Hayat onu o kadar hırpalamış ve umutsuz bırakmış ki, yaşamak onun için bir serüven olmaktan çıkıp uzatılmış bir işkenceye dönüşmüş. Robert'in tetiği çekmesi okura soğukkanlı bir cinayetten çok, Gloria'yı o dipsiz kuyudan çıkaran nihai bir "kurtarma" eylemi gibi hissettiriyor. Kitabın en rahatsız edici ve dürüst tarafı da bu; okurken o tetiğin çekilmesini içten içe haklı buluyor insan. Enteresan ikircikli bir hal. Soluksuz devam eden dans turnuvası ve insan hallerini görmekte farklı perspektif sunuyor. #birkutukitap haziran seçkisinde...
Atları da VururlarHorace McCoy · Dedalus Kitap · 2026537 okunma
Reklam
8/10
·248 syf.··
2026 28. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 22:22
İrvin Yalom ve Marilyn Yalom'un birlikte yazdığı Marily'in ölümcül bir hastalık sebebiyle hayatının son zamanlarını ve ölümünden sonra 13 yaşından beri onu seven İrvin'in ( kitap yazıldığında yazar 88 yaşındaymış) yaşadığı yaş sürecini anlatan bir kitap. Ben yazarları ayrı ayrı değerlendirmek istiyorum. Marilyn Yalom un dili inanılmaz iyidi, bu yazarı bu kadar zaman nasıl tanıyamadım nasıl okumadım diye hayıflandım resmen. Araştırma yaptığımda yazarın normalde farklı kitapları da olmasına rağmen Türkçe'ye iki üç tane kitabının çevrildiğini gördüm:( (şaşırdık mı!) İrvin Yalom'u uzun yıllardır okumamıştım onun bakış açısını aktarma tarzını ince ince aklınızda yer eden kalıpsal cümlelerini özlemişim. Özellik Marily'in öldükten sonra kendi kitaplarından destek alması, terapiye başlaması ve yazdığı o baş edilemez depresyon, boşluk hissi bence özellikle psikiyatri alanında çalışsak bile yaş sürecinde baş etmede zorlanılacağının açık kanıtlarından olmuş.
Ölüm Kalım MeselesiIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 2022647 okunma
Acının kalbine inmek isteyenler için muazzam bir kurgu...
9/10
·272 syf.··
2026 15. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 22:02
"Bir insanın çocukluğu belki de en büyük cenneti ya da en derin cehennemidir." ​Kitabı az önce bitirdim. Elimde kapalı bir kitap öylece kalakaldım. Zihnimin içinde bir cümle dönüp duruyor: Bir annenin dudaklarından dökülen tek bir cümle, bir çocuğun ruhunu nasıl bu kadar darmadağın edebilir? Nasıl olur da o tek bir an, bir çocuğun tüm hayatını, hayallerini, büyüme hikayesini baştan yazar? Ebeveynlerin çocuklar üzerindeki o görünmez ama devasa etkisini düşündükçe içim sızladı. ​Ben çocukluğunu kolay kolay unutamayan biriyim. Yaşadığım iyi kötü her anıyı hafızama adeta kazımışım, silinmiyor. Belki de bu yüzden ana karakter Vidar’ın o geçmişi eşelemesi, unuttuğu o anları zorla hatırlamaya çalışması beni derinden sarstı. Kitap boyunca aynı şeyi söyledim: "Hatırlamasa daha mı iyiydi acaba?" Bazen bazı şeylerin üstünü örtmek, o gerçeğin acısıyla yüzleşmekten daha mı güvenli yoksa? Bunun üzerine düşündüm... Acı, varlığını kanıtlamak için her zaman bir yol bulur. Bastırılmış anılar, zihnimizin derinliklerinde patlamaya hazır birer bomba gibi bekler. Onları hatırlamak, o an canımızı çok yaksa da aslında bize bir özgürlük alanı açar. Schulman Alex Schulman kitabın sonunda bizi o acının tam kalbine indiriyor. ​"17 Haziran" 17 Haziran benim için içimde bir köşede kırgın oturan çocukla yüzleşme romanı oldu. Sıradan gibi görünen bir yaz gününün, bir insanın ömür boyu taşıyacağı bir cehenneme nasıl dönüştüğünü okumaktan çok etkilendim. ​Biz büyüdüğümüzü, her şeyi atlattığımızı sanıyoruz ama aslında hepimiz çocukken aldığımız o yaraların, bize söylenen o ağır sözlerin gölgesinde yürüyoruz. Kendinizden, kendi geçmişinizden bir parçayı bulacağınız, bittiğinde uzun süre tavana baktıracak bir kitap. Kesinlikle tavsiyemdir.
1000Kitap
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 2026838 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 36. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 23:54
Recep Çiftçi - Meğersem Güneş Hep Balçıkla Sıvanırmış Herkese selamlar Nasılsınız, neler okuyorsunuz? Bugün sizlere bir çırpıda okuyup bitirebileceğiniz ve okuduktan sonra farklı düşüncelere sahip olabileceğiniz bir kitap ile geldim. Normalde bir kitabı okumadan türüne, arka kapak yazısına bakarım. Açıkçası bu kitapta türü ön kapata kişisel gelişim baskısıyla gördükten sonra arka kapak yazısını okumadan direkt kitaba başladım. Başladım ama başlar başlamaz ters köşe oldum çünkü klasik bir kişisel gelişim kitabı okuyacağımı düşünürken birden farklı bir kitapla karşılaştım. Kitapta yazar Kur'an ayetlerini farklı yönlerden anlatarak aslında farklı bir bakış açısı kazanmanızı sağlıyor. Ayetleri yaşanmış tarihi olaylarla, hayatın içinden örneklerle, alışılagelmiş cümlelerden farklı bir şekilde anlatıyor ve siz okuduktan sonra Kur'an'ın anlattıklarına, mesajlarına daha farklı bir çerçeveden bakmaya başlıyorsunuz. İşte yazar tüm bu açıklamaları yaptıktan sonra tam da bu noktada "Meğersem Güneş Hep Balçıkla Sıvanırmış"ı çok güzel anlatıyor. Alıntılar "Benliğin karanlık labirentlerinden geçip onun hizmetkar mı yoksa hakim mi olacağına karar verdiğimiz bu yolculuğun sonunda artık gözümüzü başka bir yöne çevirebiliriz." "Ayetler, yalnızca bilgi değil, dönüşüm isteyen ruhlar içindir." "Kaçışın olmadığı tek yer iç gerçekliktir." "Hakikat, yardımla gelmez. Yardımlar sustuğunda açığa çıkar. Sen ateşten geçeceksin, formların yanacak, düşüncelerin çözülecek. O an geldiğinde, sana dışarıdan kimse tutunamayacak. Çünkü Allah'ın en yakıcı tecellisi, yalnızlıkta kendini gösterir."
2026 Okuma Raporları
Meğersem Güneş Hep Balçıkla SıvanırmışRecep Çiftçi · Ceres Yayınları · 20267 okunma
10/10
·724 syf.··
2026 44. kitabı
·
156 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 15:32
Tutunamayanlar’ı ikinci kez bitirdim. İlk okuyuşumun üzerinden yıllar geçti. O zamanlar yirmili yaşlarımın başındaydım. Şimdi ise otuz yaşıma yaklaşırken tekrar okudum. Ve dürüst olmak gerekirse aynı kitabı okumadım. Çünkü kitabın kendisi aynı kalsa da onu okuyan kişi aynı değildi. İlk okuduğumda zorlanmıştım. Karmaşık gelmişti. Uzun cümleler, bitmek bilmeyen düşünceler, kimin konuştuğu belli olmayan bölümler… Daha çok kitabın yapısıyla uğraşmıştım. Bu kez yapıya değil insanlara takıldım. Daha doğrusu Selim’e. Selim Işık hakkında ne hissettiğimi hâlâ tam olarak açıklayamıyorum. Çünkü bir noktada onu anladım, bir noktada ona kızdım. Bazen ona sarılmak istedim, bazen de omuzlarından tutup sarsmak. Ağzının üstüne bir tane çarpıp ne yapıyorsun sen diye bağırmak. Bazı bölümlerde onun acısını hissettim, bazı bölümlerde kendine ve çevresindekilere yaptığı haksızlıklara öfkelendim. Kabul ediyorum birazcık toksik bir karakter selim. Ama onu bu kadar gerçek yapan şey de bu bence. Çünkü Selim sadece anlaşılmamış bir insan değil. Aynı zamanda anlaşılmayı zorlaştıran biri. Sadece toplumun dışına itilmiş biri değil; bazen kendi kendini de dışarıda bırakan biri. İnsanları eleştiriyor ama kendisine de hiç merhamet göstermiyor. Kendine karşı öylesine acımasız ki bir süre sonra insan onun bu haline üzülmekle kızmak arasında gidip geliyor. Üzülsem mi kızsam mı şaşırdım. Kitap boyunca birçok kez Haklısın Selim dedim.Bir o kadar da Ama bunu kendine sen yapıyorsun. Hakediyorsun dedim. Belki de bu yüzden sadece Selim’i sevdim demek doğru olmaz. Onu sevmek bir yana daha çok hissettim. Sanki gerçek hayatımda var olan bir tanıdığım bir arkadaşım gibiydi. O yüzden Selim’i kaybetmenin hüznü bu kadar ağır çöktü üstüme.. Romanın merkezinde Selim var gibi görünse de aslında benim için kitabın asıl
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
Reklam
Reklam