Selam!
Sizlere, @gurkanuluchan kaleminden çıkan ve Şerife tarafından yayımlanan #CadıNeşteri ile geldim.
Bu hikâyede rotamızı 80'li yılların Kıbrıs'ına çeviriyoruz. Eğer 80'ler denince aklınıza yalnızca renkli, eğlenceli ve nostaljik bir atmosfer geliyorsa, yanılıyorsunuz. Çünkü bu roman; nostaljiyi korku, gerilim ve intikamla ustalıkla harmanlıyor.
Gürkan Uluçhan'ın kendine özgü ve cesur bir kalemi var. Yazar, akran zorbalığına ışık tutarken günümüzde de sıkça karşılaştığımız şiddet, küçümseme ve psikolojik baskı gibi konuları etkileyici bir şekilde ele alıyor. Kelimelerle kurduğu atmosfer sayesinde gerilimi ve korkuyu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Gelelim Kitabımıza...
İnanç, arkadaşları tarafından uzun süredir ağır bir zorbalığa maruz bırakılmaktadır. Kendilerine "Mahşerin Dörtlüsü" adını veren grubun üyeleri arasında yalnızca Besime, yapılanlardan rahatsızdır. Radiye ise sahip olduğu gücün ve ailesinin nüfuzunun arkasına sığınırken, Faika ve Emetullah da onun etkisinden çıkamaz.
Bir gün İnanç, arkadaşlarına verdiği anket defterini geri almak için onların toplandığı eve gider. Ancak onu burada korkunç bir son beklemektedir. Yaşanacakları öğrenen Besime ve Timur engel olmaya çalışsalar da çok geç kalırlar. İnanç, yaşanan olaylar sırasında yüksekten düşerek hayatını kaybeder.
Radiye'nin ailesi ve diğer güçlü ailelerin devreye girmesiyle olay örtbas edilir. Timur bursuyla, Besime ise tehditlerle susturulur. Polisler bile İnanç'ın ailesini ciddiye almaz. Oğlunun acısına dayanamayan annesi de yaşamına son verir.
Fakat hikâye tam da burada başlar.
Bu gençlerin hesaba katmadığı karanlık bir gerçek vardır: Hayatına son verdikleri çocuk sıradan biri değildir; çok güçlü bir cadının torunudur.
Sitare, Nazi kamplarında ailesini kaybetmiş, çocuklara yapılan korkunç
Salt ayak hareketleriyle bile orijinal bir isim.Duygusal yapısı var.Çokça kalın bir kitap.Kitabı elime alınca bile gizemli bir ruhun kitabı demiştim.Britney Spears ile düeti güzel.
KORKMA BU AKŞAM GELİP ÇALMAM KAPINI / PERİHAN MAĞDEN
Bu kitap Perihan Mağden'in okuduğum ikinci kitabı, ilki Tehlikeli Temayüller'di, onu beğendiğim için bu kitabını okudum.
Kitap, Mağden’in Radikal Gazetesi’ndeki köşe yazılarından derlenmiş ve seçilen 35 makaleye bir de Mağden'in bu kitap için yazdığı bir yazı eklenmiş. Dolayısıyla günlük gazetede yazılan köşe yazıları olduğu için o dönemde gündelik hayatta yaşananlar ile ilgili yaptığı eleştirileri kapsamakta. Bu kitabın bir özelliği var. O dönemde satılan en ucuz kitap olması, ama basılan diğer ucuz kitapların aksine baskı, kağıt ve kitap üretim kalitesinden ödün verilmeden ucuza basılan ve satılan ilk kitap.
Kitap ile ilgili yapılan yorumların çoğu olumsuz ama bu kitaptan ne bekledikleri ve kendilerinin kitap, yazar, dönem konusunda ne kadar bilgili olduklarıyla ilgili bence. Okuduğu kitabın içeriği, yazarın tarzı hakkında bir fikri olmayan okurlar (tabii o dönemi yaşamamış, bilmeyen) acımasızca eleştiri yapmışlar. Bu demek değil ki ben yazara hayranım, her yazdığında haklı. Yazdığı eleştirilerin çoğuna katılsam da katılmadıklarım olduğu gibi katıldıklarımda da abarttığını düşündüğüm yazıları var. Ama oda yazarın görüşüdür, tarzıdır saygı duyarım. Kitabın adının içerikle ilgisi olmadığı için eleştirenlerde vardı. Mağden kitaplarının adını genelde şarkı sözlerinden seçiyor. Bu bilgiyi öğrenen birkaç kişi bu şarkıyı bilmiyoruz demiş. Bilemezler çünkü yaşları tutmuyor, şarkı adı değil içinde geçen bir söz. Bu mısra Ajda Pekkan'ın söylediği 'Kimler Geldi Kimler Geçti' adlı şarkıdan.
Kitaba dönersek; bir çok müzik, film ve yazardan bahsediyor. Gipsy Kings, Jay Jay Johansen, Black, Frank Sinatra gibi, çoğunu o dönemde dinlemiştik, tabii Frank Sinatra başka o tüm zamanların en iyilerinden, daima dinlenir. İzlediği
"CADI NEŞTERİ"
Cadı olmak sadece kadına bahsedilen bir ayrıcalıktır. Bunun sebebi kadının doğurganlık özelliğidir. Güçlü büyüler doğurganlık özelliği olan insanlar tarafından yapılmalıdır. Efendi'nin yolunu kabul etmiş olan kadına "Cadı" denir. Efendi'nin yolunu kabul eden erkekler ise "Yoldaş" veya 'Satanist' olarak adlandırılır. Cadılar ve Satanistler, Efendi'nin dünyadaki temsilcileridir.
Kitabı okurken bir anda kendimi 1986'nın soğuk bir Ocak gününde, Lefkoşa Türk Lisesi'nin koridorlarında buldum. Ama bu sıradan bir okul hikâyesi değil. Burası, akran zorbalığının bir cana mal olduğu, zengin ailelerin gölgesinde cinayetin örtbas edildiği bir yer. Bir yandan 1980'lerin Kıbrıs'ında kayboluyor, dönemin gazete manşetlerini okurken tarihin tozlu sayfalarını aralıyoruz. Kabarık saçlar, dönemin kültür-sanat olayları, yaşam tarzı... Yazar tüm bu nostaljik öğeleri öyle bir işlemişki satır aralarına incelikle serpiştirmiş. Bu da okurken kendimizi bildiğimiz bir anı deryasının içinde bulmamızı sağlıyor.
Ama asıl mesele şu: O masum görünen 1980'ler atmosferi, Gotik Edebiyat'ın en önemli figürlerinden biri olan Cadı ile buluşunca işler değişiyor. Ölen genç, sıradan biri değil; çok güçlü bir cadının torunu. Ve intikam için Goetika adlı kadim bir büyü kitabındaki şeytanlar çağrıldığında, nostalji yerini kanımızı ısıtan bir korkuya bırakıyor. Hepimiz biliyoruz aslında bu hikâyeyi: Kenar mahallede oturan, elleri kınalı, fal bakan kadınlar... Çocukken korkar, büyüyünce "boş işler" der geçerdik. Peki ya o kadınların bildiği bir hakikat varsa? Ya da daha önemlisi, onların ötekileştirilmesi, aslında toplumun kendi karanlığından korkmasıysa?
İnanç'ın anneannesi Sitare işte tam olarak bu. Çingene, cadı, büyücü... Ne derseniz deyin. Ama kitap boyunca soruyoruz kendimize: Sitare
Kapaktan da anlaşılacağı üzere Galler Prensesi Diana ve onun yaşadıklarını anlatan bir hikaye. Evliliğinde yaşadığı sorunlar bir yana kraliyetin onu bir türlü kabullenmemesi Kraliyetin ağır yaptırımları ilgisiz bir koca istenmeyen gelin, sonrasında Camilla ile gelen aldatma Diana’yı yalnız bir kadın yapmış zaten ürkek saf ve temiz olan yüreği onu Blumia hastalığına sürüklemiş çocukları william ve Henry ‘in doğması bile bu yaşantıyı ve evliliği değiştirmemişti. Diana yalnız bir kadındı güçsüzdü savaşamazdı. İşte bu kitapta sevgiyi arayan ve onu yüzbaşı James Hewitt ‘e bulan Diana’nın ve James’in yaşadıkları gizli aşkı, kameralar arkasındaki hayatlarını anlatıyor. Ben Diana’yı tv de izlerken hep üzülmüştüm Michael Jackson ‘dan Dirty Diana şakısını söylemesini istediğinde Michael ona kraliyete saygımdan söyleyemem dediğinde o şarkıyı çok sevdiğini söylemişti ve ben hep Tv’ de o ürkek bakışları gördüğümde yada prens Charles ile beraber yaptıkları röportajlarda onu nasıl incittiğini üzdüğünü aşağıladığını gördüğümde bunun zaten sevgiye dayalı bir evlilik olmadığını anlamıştım gerçekten çok zor psikolojik bir süreç. Ayrıldıklarında mutluluğu bulacağını düşünürken, erken gelen vefatı ardında milyonlarca seveni varken onu bu hayattan mutsuz bir şekilde uğurladı
Prensesin AşkıAnna Pasternak · AD Yayıncılık · 199545 okunma
henüz okuyorum ama çeviriyi 8 yaşındaki kuzenim daha iyi yaparmış keşke orijinalini alsaydım b2+ ingilizceyle bu a0 türkçeden daha kolay anlaşılır bir şekilde okumuş olurdum