Öncelikle, okunacak yığınla şey ve insana nefes aldıran temiz havadan içime çekmem gereken sağlık sıhhat vardı. Bankacılık, kredi ve yatırım araçları üstüne yazılmış ciltlerce kitap satın aldım ve darphaneden yeni çıkmış para gibi kırmızı ve altın sarısı renkleriyle, bir tek Midas'la Morgan'ın ve Maecenas'ın bildiği parlak sırları açığa vurma vaadiyle, rafımdaki yerlerini aldılar. Ayrıca pek çok başka kitabı da okumak gibi yüce bir niyetim vardı. Üniversitedeyken edebî yönüm oldukça ağır basıyordu -bir sene Yale News için bir dizi fazlasıyla ağırbaşlı ve anlaşılır başyazı kaleme almıştım ve artık bu tür şeylerin tamamını yaşantıma geri getirecek ve bütün uzmanlar içinde en sınırlısına, "çok yönlü" insana dönüşecektim yeniden. Salt nükteli bir söz etmek adına söylemiyorum bunu; yaşama tek bir pencereden bakmak, çok daha fazla başarı getiriyor sonuçta.
Bizler kaçınılmaz olanlarız. Toplumsal ve endüstriyel yanlışların tepe noktasıyız. Bizi yaratan topluma saldırıyoruz. Çağın başarılı başarısızlıklarıyız. Geriliyen medeniyetin felaketiyiz. Çarpık toplumsal seçilimin ürünleriyiz. Güce güçle karşılık veririz. Buna sadece en güçlü olan dayanabilir. En güçlü olanın hayatta kalmasına inanıyoruz. Ücretli kölelerinizi çamura gömüp hayatta kaldınız. Savaş kumandanları sizin emrinizle tıpkı işçilerinize kanlı grevlerde olduğu gibi köpekler gibi vuruldular. Demek istediğimiz iyi dayandınız. Bunun sonucunda yakınmıyoruz çünkü varlığımız aynı doğal kanunlara dayanıyor...
Yunanca mythos sözcüğünden, Latince mutus (sessiz), içsel konuşma sözcüğü türemiştir. İnsanın suskunluğu, dilsizliği varlık dünyasının önündeki en büyük engeldir. Bu nedenle mutus biraz da yokluk demektir, varlık dünyasına taşınmamışlıktır, dil öncesi insanı betimler. İnsanın konuşmaya heveslenmesi var olmak içindir. Sapiens bu yüzden konuşmaya yazgılıdır. Bildiğini, öğrendiğini, bedeni kabul etmez, onu içinde bir suskunluğa mahkum edemez, onu dile getırmek, çıkarmak başkasının da bilmesini sağlamak zorundadır. Midas'ın eşek kulaklarını gören berberin dilemması Homo sapiens sapiens'in trajedisidir. Yaşamını sürdürdüğü dünyanın geçici ve hayata atıldığı bedeninin ölümlü olduğunu bilen insanın bildiğiyle yaşaması mümkün değildir. Korktuğuna dil yoluyla mitler yakarak anlam vermelidir. Evren kuran mitlerin, hikâyelerin ve hatta dilin ivme kazanmasını sağlayan temel motivasyon budur. Ancak konuşmak için ağzını açtığında insanın anlattığı, kendinin değil toplumun birlikte yaşam yasalarını içeren hikâyesidir. Bedenin ölümlü olma gerçeğini hikâyeler sayesinde sözün ölümsüz dünyasına ta-şımak, insan yaşamının asıl gailesini oluşturur. Çünkü dilsiz bir doğa/hayat sapiens için kaotiktir, açıklanmaya ve bilinmeye ihtiyaç duyar. Dile dahil olan insan, yabancılaştığı evreni kendileyebileceği ve yaşamını konumlandırabileceği bir mitle varlık dünyasına taşımıştır.