Ne zaman güzel bir gülümseme ya da düşünceli bir bakış görsem (bakan ya da gülenin kim olduğuna aldırmadan), hemen bu gülen yüzün ya da bakışların ardındaki ruhun derinliklerinde hangi politikacının bizi satın almaya çalıştığını ya da hangi orospunun satın alınmak için uğraştığını düşünürüm.
1930’iardaki Ekonomik Bunalım sırasında New England’daki bir ayakkabı fabrikasında bir ustabaşı işten çıkarılmıştı. Ustabaşının, liseyi yeni bitiren oğulları Dick ve Mac, evlerinin yakınında iş bulamayacaklarını anlamışlardı. Ülkeyi boydan boya geçmiş ve California’da karşılarına parıldayan bir güneş, kendileri gibi yeni gelen insanlar, küçük kasabalar, dar yollarda ilerleyen hantal otomobiller ve Hollywood çıkmıştı. Bir süre geçimlerini film setlerini bir yerden bir yere taşıyarak kazanmışlardır. Ardından bir sinema salonu işletmişler ama zar zor geçinebilmişlerdi.
O dönemde, bunalıma rağmen yeni bir girişim türü biçimleniyordu. Durmadan bir yerden bir yere giden insanların karnını doyurmak için otomobille girilen lokantalar ortaya çıkmıştı. Bu lokantalar, bir otomobilleri varsa her yere otomobille giden California’lılar arasında epey yaygındı.
1937’ye gelindiğinde Dick ve Mac, Los Angeles’ın dışında bir sosisli sandviç tezgâhı işletiyordu. Üç yıl sonra kentin biraz daha içlerinde, Mojave Çölü’nün kenarında daha büyük bir yer açtılar. Bu lokantanın, müşterilerin mutfağı görmesini sağlayan tavandan tezgâha kadar inen paslanmaz çelikten pek çok penceresi vardı. Müşterilere genç garson kızlar hizmet ediyordu. İki kardeş lokantanın ön cephesine soyadlarını yazmıştı: MCDONALD’S.
İşleri gelişip büyüse de kardeşler hoşnut değildi. Daha iyi bir düzen kurabileceklerinden emindiler. Henry Ford’un otomobil üretirken yaptığı şeyi, yiyeceklerin sunulmasında kendileri de küçük çapta yapabilirdi.
1948’de kapılarını kapadılar ve üç ay sonra yeniden açtıklarında bir “Hızlı Servis Sistemi”ni uygulamaya koydular. Mönülerini daralttılar: Burgerler, patates kızartması, milkshake ve tart dışında pek fazla bir şey sunmuyorlardı. Böyle basit bir mönüyle bir yiyecek üretim hattı
‘It’s like making a milkshake without the lid on,’ wrote a Turkish Twitter user, trying to describe the impossibility of having a proper political discussion with Erdoğan supporters.