EĞİTİMİN YÜZEYSELLİĞİ ve ATEİZM...
Hakikate ulaşmak isteyenler için dikey yaratılmıştır. Aldanmak isteyenler içinse yüzey. Fakat, bir saniye, bu kadar yukarıdan başlamayalım. Son söyleneceği ilk söylemeyelim. Şöyle bir yerden konuşalım: Yıllar önce okumuştum. Gözlerinizden birisini yitirdiğinizde, Allah korusun, derinlik algınızı da yitirirmişsiniz. Yâni derinlik algısını oluşturan şey iki gözle birden görebilmenizmiş. Küçümsemeyin kardeşlerim. Zîra gözleriniz, her ne kadar birbirlerine pek yakın dursalar da, başka görüş açılarına sahipler. Arada, ne kadar miniminnacık olursa olsun, bir burnunuz var. Bu ikili bakış hoş nazarınıza bir avantaj sağlıyor. Beyin bu farklı görüntüleri birleştirdiğinde, acaba beyin midir birleştiren, size derinliği de gösterebiliyor. Eğer tek bir gözünüz olsaydı bu derinliği anlamayabilirdiniz. Bu arada: Tek gözümü kapadım ama mevzuu tecrübî anlamda bir noktaya getiremedim. Okuduğumu nakletmekle yetineceğim sadece. Yok. Yetinmeyeceğim. Asıl mevzu başkaydı. Bu "derinlik yitimi" meselesinin bana kazandırdığı bir bakış açısı var. Ahirzamanla ilgili, özellikle Deccal'le ilgili, rivâyetlere bakarken daha zengin düşünmemi sağlıyor. Zaten mürşidimin de bu rivayetleri ele alış tarzı beni destekler gibi duruyor. O diyor ki meselâ: Bu zamanın mimsiz medeniyeti maddeperesttir. Dehası tek gözlüdür. Her şeyi maddede görmeye/çözmeye çalışır. Mâlûmunuzdur: Deccal'le ilgili rivâyetlerde de onun bir gözünün kör olacağı söylenir. Ben de, pek tabiî mürşidimin ayakizlerini takip ederek, Deccal'in tek gözlülüğünden maddeperest medeniyete, oradan da "derinlik yitimine" doğru yürüyorum. **"Mânâ-i harfî" ve "mânâ-i ismî" ıstılahlarının ders verildiği her yeri bu körlüğe çalınmış merhemler gibi algılıyorum/okuyorum. "Bir şeye o şeyin kendisi için bakmak yüzeyde takılmaktır!"
Eğitim Sistemi
NECİP FAZIL BUGÜN ÖLDÜ
O ve Ben adlı otobiyografisinde kaydettiğine göre 25 Mayıs 1905’te İstanbul Çemberlitaş’ta cinayet mahkemesi reisliğinden emekli büyük babası Mehmed Hilmi Efendi’nin konağında doğdu. Babası Mekteb-i Hukuk mezunu ve bazı memuriyetlerde bulunmuş Abdülbâki Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanım’dır. Baba tarafından Maraşlı olan Kısakürekoğulları ailesinin kökü Dulkadıroğulları’na dayanmaktadır. Asıl adı Ahmed Necip olan Necip Fazıl okuma yazmayı büyük babasından öğrendi. Çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir öğrenim hayatı geçirdi. Önce Gedikpaşa’da bir Fransız, sonra aynı yerde bir Amerikan mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Büyük Reşid Paşa Numune, Vaniköy Rehber-i İttihad mekteplerinde okuduktan sonra Heybeliada Numune Mektebi’nden mezun oldu. Aynı yıl Heybeliada Bahriye Mektebi’ne kaydoldu. Burada da beş yıl okudu, ancak diploma alamadan ayrıldı. 1921’de İstanbul Dârülfünunu Felsefe Şubesi’ne yazıldı. Bu öğrenimini de tamamlayamadan kazandığı devlet bursu ile felsefe tahsili için Paris’e gitti. Fakat Paris’te de düzenli bir öğrenci olamadı, kısmen sanat çevrelerinde bulunduysa da kendini daha çok eğlenceye ve bohem hayatına verdi. Türkiye’ye dönüşünde İstanbul ve Anadolu’da bazı bankalarda memuriyet ve müfettişlik yaptı. Bir Fransız mektebinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Robert Kolej’de çeşitli dersler okuttu. Bu arada felsefe öğrenciliğinden beri girmiş olduğu basın çevresini daha çekici ve eser vermeye daha uygun bir ortam olarak gördüğünden 1942’den itibaren memuriyetlerini bırakıp geçimini yazılarından ve yayıncılıktan sağlayamaya başladı. Son yıllarına kadar Büyük Doğu dergisinin ve Büyük Doğu yayınlarının sahibi ve yazarı olduğu gibi bazı günlük gazetelerde fıkra ve makaleleri de yayımlanmaktaydı.
Hayata Dair
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
bugün 19 mayıs.. fırtınalı bir gecede, kendi başına aldığı bir kararla, imkansızlıklar içinde, gizlice ve canını hiçe sayarak çürük bir vapurla samsuna çıkan ve tek başına memleketi kurtaran şu meşhuur "süper kahraman" efsanesinin sene-i devriyesi.. hepimizin ilkokul yıllarından beri dinlediği şu tanıdık hikaye.. hitlerin propaganda bakanı goebbels, "yeterince büyük bir yalanı sürekli tekrar ederseniz, insanlar sonunda buna inanmaya başlar" demişti. haklıydı.. artık goebbels mi onlardan ilham aldı, yoksa onlar mı goebbelsten bilinmez; ancak kamalizm dininin ruhbanları o kadar fazla yalanı o kadar çok tekrar ettirdiler ki, bu süper kahraman senaryoları yüz senedir kapalı gişe oynuyor. Bu da o senaryolardan sadece biri.. neyse, "büyük bütçeli, pahalı bir prodüksiyon, emeğe saygı" dedik, bugüne kadar yuttuk, eyvallah (!) yalnız, bu süper kahramanımız da biraz kaprisliymiş zannımca.. zira anadoluya gitmek için nazının niyazının bini bir para. istek listesi ise epey kabarık: 2 adet binek otomobil, kafi miktarda benzin ve lastik, 15 bin kuruşluk maaş, fevkalade masraflar için ek ödenek, ve tüm bunlara ek olarak, 3 aylık maaşının peşin ödenmesi.. üstelik süper kahramanımız isteklerine anında cevap verilmediği için de bir hayli sitemkar. bir de şart koşuyor: eğer bu talepleri yerine getirilirse, kahramanımız lütfedip 3 gün içinde yola çıkacakmış.. peki, kaynak ne? genelkurmay başkanlığı.. bu "kaprisli" süper kahramanımızın harbiye nazırlığı ile günlerce süren yazışmalarının orijinal boyutlu vesikaları, genelkurmayın eylül 1952den beri yayımladığı "harp tarihi vesikaları dergisi"nin henüz 1. sayısında açıkça yer almaktadır. bu belgelere milli savunma bakanlığının resmi sitesinden ulaşabilir ve pdf olarak indirebilirsiniz. söz konusu dergiler günümüzde de ocak ve temmuz
Mustafa Kemal Atatürk

Amine

@Kalem_ve_Kelam
·
19 Mayıs gerçeği. Gelen yorumlara cevap vermeye gerek duymuyorum, çünkü neyi savunduğumun gayet farkındayım. Fikir özgürlüğü diye yırtınıyor bazıları işlerine geldiği vakit. Prim kasmak demiş bir hanımefendi! Bir davam ve bir yüzüm var hakikate dönük, elhamdülillah. Sözüm ona "prim kasmak", birilerine şirin görünmek için hem şu hem buyum demiyorum. Tarih bilgisi bir kaç sayfadan ibaret olanların düşünceleri de hükümsüzdür. "Deli"dedikleri adamın tırnağı kadar bu din namına çaba vermeyelerin sözleri ise hakikate kör olmaktan başka bir şey değildir! Hamd olsun Allah Azze ve Celle'ye ki hakikate açık kılmış gözlerimizi. Ya hem kör hem de birileri bizi dışlamasın, sevsin diye yüz değiştirenlerden olsaydık...
1000Kitap
Atamın çocukları Yaşanan ömrün bir hesabı var hafız, Yoksa bu kadar insan, Kafa dinlemek için ölüyor olamaz.. Murat @_murat_21 Atatürk'üm sarı saçlım mavi gözlüm Ne çok severdin çocukları iyi düşündüm Bir hesabı var infak edilmeyen ömrün Neden insanları zamansız buluyor ölüm Çocuk sevgisi insan sevgisi için ihtiyaçtır." Fıtrat ile yetişirse cocuklar millet dik kalır Ulu atam gençler mirasını koruyacaktır Atamız ömrünü milletine adamıştır Bugün 19 Mayıs kutlayalım hep birlikte Cumhuriyeti Atamız kurdu ise Gençlerimiz yükseltecek iman inanç ile Hafızım her ömrün hesabı yazılır deftere Çocuklar geleceğimizin güvencesi Ayrımcılık bilmez onlar soldurmaz güneşi En çok sevdiğimdir çocuk gülümsemesi Onlardı anne ve babaların yaşama sevinci Bugün 19 Mayıs atam sen yoksun Sözlerini yazdık kalbe bize nur olsun Tüm diller müminler sana fatiha okusun Ön yargılar son bulsun vatan dik dursun
Diyarbakırspor'un Tarihsel kronolojisi
Ahmedspor Süper Lig'e yükseldi. Futboldan ziyade ülkenin fay hatlarını tetikleyen bir spor kulübüdür Ahmetspor. Tribünlerdeki siyasi mesajlarıyla, deplasmanlarda yaşanan vurdulu kırdılı olaylarla falan özellikle etnik siyasetiyle tartışılan bir spor kulübü. Kürt meselesinin simgesi haline getirilen bir spor kulübü. Etnik kimliği formayla özdeşleştiriyorlar. Açılım sürecini, PKK'yı, Abdullah Öcalanı kulüple özdeşleştiriyorlar. Tribünlere, Diyarbakır caddelerine işte bu yönde pankartlar asıyorlar. Ahmetspor'u ideolojik aidiyet olarak sunuyorlar. Dem Parti'nin spor kulübü olarak sunuyorlar. Bizzat eski kulüp başkanı söylüyor bunu. Ahmetspor bir spor kulübü olmaktan çıktı diyor. Peki ne oldu? Milli kimliği temsil eden milli takıma dönüştü diyor. Neresinin milli takımı olmuş oluyor? İnternet platformunan açık açık söylüyorlar. Kürdistan milli takımı diyorlar. Ahmetspor'u tebrik edersen eğer demokrasiden yanasın. Barıştan kardeşlikten yanasın. Amedspor'u tebrik etmezsen ırkçısın, faşistsin, savaş yanlışsı falan böyle sunuyorlar. Etnik kimlik üzerinden tribün kavgalarına hatta ticari itiş kakışlara bile sebep oluyorlar. Bursa'yı hatırlayalım mesela. Bugün Amedspor olarak telaffuz edilen spor kulübünün orijinal adı yani kuruluş adı Melik Ahmet Turanspor. Melik Ahmet Turanspor. Çünkü 1972 yılında Diyarbakır'ın Melik Ahmet Semti'nde kuruluyor. Semtin adıyla kuruluyor bu kulüp. Melik Ahmet Semt Suriçinin Urfa kapıya doğru uzanan en eski ve en geniş caddesi. Aynı zamanda Melik Ahmet Paşa camisi var o cadde üzerinde. Muhit'in ismi de o camiden geliyor. Melek Ahmet Paşa aslında orijinali bu ama halk arasında Melik Ahmet denir. Amedspor'un 1972 yılındaki kuruluş isminde yer alan Melik Ahmet Turanspor'un Melik Ahmeti buradan geliyor. Peki kimdir bu Melik Ahmet? Melek
HALIKIŞLAK İLKOKULU 23 NİSAN merasimi ÖLÜRÜM TÜRKİYEM -KDY
HEY GİDİ ÜNİVERSİTE YILLARI SELİM GÜRBÜZER Üniversite yılları kendimi bulduğum yıllardı. Çünkü üniversite öncesi çileli bir hayat söz konusuydu. Kâh tuğla ocaklarında, kâh tarla tumpta, kâh inşaatlarda çalışmakla üniversiteyi kazanamama riski doğuracağı endişesi tüm benliğimi içten içe saran bir duyguydu. Geçimini çiftçilik ve at arabacılık yapmakla geçindiren bir ailenin çocuğuydum. Ailenin en büyüğü ağabeyim kendini Fransa'ya atmakla geleceğini kurtarmıştı. Benimde bir şekilde kendimi kurtarmam gerekiyordu, aksi takdirde baba himayesi altında kendi kendime kurguladığım hedeflere erişmek mümkün olmayacaktı. Hayalimde kurguladığım tutku öyle çok büyüktü ki, her defasında tarlada tırmık çekip deste yaparken Bayburt Trabzon kara yolu hattı üzerinde Ankara ve İstanbul’a doğru otobüsler seyir halinde geçtiklerinde içimden uzak diyarlara gitme arzusu bürürdü hep. Liseyi bitirmiştim ama ilk sene kazanamamıştım, bu böyle devam edemezdi elbet. Mutlaka harçlık biriktirip gelecek sezon için yeniden üniversite sınavlarına hazırlanıp kazanmam gerekiyordu. Üstelik bu hazırlık hem dershanesiz, hem de sınavı kazandığımda üniversite için harçlık biriktirmeye yönelik alın teri bir bedeni hazırlık olmalıydı. Değim yerindeyse bir taşta iki kuş vurmaya yönelik hedefti bu. Fakat bu hedefin gerçekleşmesi Bayburt’ta pek mümkün gözükmüyordu. Çünkü doğup büyüdüğüm memleketimde kışın inşaat çalışmasına elverişli iklim şartlarına sahip değildi. Malum, karasal iklimde kışın ne tarla ekilir, ne de inşaat çalışması olurdu. Neyse ki, Bayburt’ta yaz sezonu inşaatlarda zaman zaman beraberce çalıştığım bir arkadaşın bir gün bana Giresun organize sanayi inşaatında Bayburtlu hemşehrilerimizin çalıştığından söz