Puan vermedi·168 syf.·
2026 19. kitabı
Türklerin nasıl İslam'la tanıştığı ve Müslüman olduğuyla ilgili çok fazla görüşten öne çıkan iki temel görüş var. Birincisi Türklerin kılıç zoruyla yani dönemin Müslüman Araplarıyla olan savaşı kaybedip Müslüman olduğuna dair. İkincisi ise bu görüşe karşı çıkıp Türklerin medeni ve ticari ilişkiler yoluyla Müslüman olduğunu savunuyor. İşte bu kitap Türklerin İslam'la tanışma ve Müslümanlaşma sürecini tarihi veriler ışığında ele alıyor. Kitap, Türklerin İslam ile tanışma ve Müslümanlaşma süreci üzerine çok fazla araştırma ve eser olmadığı eleştirisiyle başlıyor. Bugüne kadar konuyla ilgili yazılmış olan önemli kitapların genel okuyucu için derlenerek ortaya çıkarıldığı belirtiliyor. Lise yıllarında Türk tarihini ayrı İslam tarihini ayrı bir ünite olarak gördüğümüz için haliyle bu ikisi arasında bağ kuramıyoruz. Tufan Hoca güzel bir yol izlemiş ve bu iki tarihi eş zamanlı işlemiş. Yani bir yandan Orta Asya/Türkistan bölgesinde Türk devletlerinin birbirleri ve Çin gibi komşularıyla olan siyasi ve askeri ilişkilerini ele alırken diğer yandan da Hz. Muhammed'in(sav) dünyaya gelişi, peygamber oluşu, dört halife dönemi, Emeviler ve Abbasiler dönemi gibi İslam dünyasındaki olayları işlemiş. Kitap her ne kadar Türklerin İslamlaşması üzerine yazılsa da tarihe iz bırakmış Türk devletlerinin daha önceki dini inançları üzerinde de durmuş. Mesela Bulgarların Hristiyan olması, Uygurların Maniheizm etkisi altında kalması gibi. Tabii ki Türklerin genel inanışı olan Gök Tanrı inanışına da yer vermiş. Kitabın en etkileyici kısımlarından biri Oğuzlar'ın dini inançlarını toplumsal ilişkilere çok fazla karıştırmaması ancak zora kaldıkları zaman "Bir Tanrı" diye dua etmeleriydi. Bununla birlikte Şamanizm'in Türklerin dini inançları arasında olmadığı da vurgulanmış. Gelelim Türklerin nasıl
Kur'an ve KılıçTufan Gündüz · Yeditepe Yayınevi · 2018250 okunma
10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 149. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:00
"BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE" "Herkes hayatın ağırlığından, acılarından ve düzensizliğinden şikâyet ediyor ama kimse hayatı düzene sokmak ve daha iyi bir hâle getirmek için parmağını bile kıpırdatmak istemiyor. Sanki hepimiz hayatımıza dışarıdan bakıyormuşuz gibi ama içten içe her şeyin hâkimiyiz. Herkes büyük işler, büyük adamlar ve büyük sevinçler umar ve bekler ama kimse kendi veya çevresinin alçak, amaçsız ve değersiz yaşamını bir milimetre bile yükseltmeyi düşünmez." Bir zamanlar Avrupa’nın en fakir, en geri kalmış coğrafyalarından biriydi Finlandiya. Bataklıklarla kaplı, cehaletin karanlığına gömülmüş, yoksulluk içinde kıvranan bir ülke… Peki bu ülke nasıl oldu da kısa sürede kalkınmış, modern bir ulusa dönüştü? Sorunun cevabı, bu kitapta saklı. Mustafa Kemal Atatürk, bu eseri o kadar önemsemiştir ki, 1930 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın kitabı basmasını sağlamış ve tüm öğretmenlere hediye edilmesini istemiştir. Ona göre bu kitap, sadece bir milletin kurtuluş hikâyesi değil, aynı zamanda Türk milletinin kendi aydınlanma yolculuğu için bir yol haritasıydı. Fin halkının mucizevi uyanışının temelinde şu unsurlar yatmaktadır: · Bilinçli bir avangart kadro: Toplumun önde gelen aydınları, öğretmenleri ve din adamları, halkın içine girerek değişimin tohumlarını ekti. Halka kendi değerlerini ve potansiyelini fark ettirme çabası · Sıradan insanların olağanüstü çabası: Mucizevi dönüşümün kahramanları, tanınmış liderler değil; gece gündüz demeden çalışan, çocuklarını okula gönderen, bataklıkları kurutan sıradan Fin insanlarıydı. · Eğitimi sadece okulla sınırlamamak: Eğitim, okul duvarlarının ötesine taştı; tarlalarda, evlerde, atölyelerde, her yerde devam eden bir yaşam biçimi haline geldi. · Bataklıklarla mücadele: Sadece fiziksel bataklıklar değil, cehalet, tembellik
Edebiyat
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Temel Tarih Kitaplığı · 2025124,9bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Şevket Süreyya Aydemir - Suyu Arayan Adam
Puan vermedi·407 syf.··
2026 1. kitabı
Eser otobiyografidir. Çok sade ve akıcı bir Türkçe ile yazılmıştır. Yazar eserde anlatılan ilk dönemlerde Türkçüdür. Eserde soyadını da okuduğu bir romanın Türkçülük uğruna Kafkaslara gidip herkesi affetmesiyle bilinen Aydemir isimli bir karakterinden etkilenerek aldığını anlatır. Sonrasında geçirdiği ideolojik değişime rağmen eser içerisinde Türkçü olduğu zaman da solcu olduğu zaman da kendi iç dünyasını anlatırken objektifliğini korur, yani insan ilk başlarda yazarın sonradan solcu olabileceğine asla ihtimal vermezken sonradan da önceleri Türkçü olabileceğine ihtimal veremez. Atatürk gibi cephede bile okuyacak kadar entelektüel bir adamdır. O dönemde, eğer Rusya bu sınıf meselesine bu kadar saplanıp kalırsa ve Amerika aynı hızla yozlaşmaya devam ederse Çin asrının geleceğini söylemiş ve bence haklı da çıkmıştır. Yazar, Rumeli kaybedilmeden uzun yıllar önce aslında çocukların oyunlarında bile Hristiyan - Müslüman Savaşı'nın, içten içe tebalar arası bir kinin olduğunu belirtir. Yani onlar için Rumeliden atılmak sürpriz olmamıştır. Ağabeyi de kendisi de asker olmuşlardır ve nispeten bilinçli ve eğitimli bir insan olduğu için bu ricatın doğasını eserden de anlaşılacağı üzere çok iyi anlamıştır. Yazar Dersim'den bahsederken oranın daima aslında bizim gibi görünüp hiç bizim olmadığını, çevre illeri baskı altında tuttuğunu ve bunların hem Osmanlıya hem Dersim'e vergi vermek zorunda olduklarını söyler. Fıratı geçip doğuya savaşa gittiklerinde buradaki tek köprü olan İliç Köprüsü'nü Kürtler kesmiş ve devletin askerini karşıya geçirmemişlerdir. Bunlar Ruslara da bize de pusu kurup yiyecek ve cephanemizi almaya çalışmışlardır. Kafkas cephesi baştan beri ricat şeklinde gelişmiş ve yazarın aktardığına göre Karadeniz'den İran'a bütünsel bir çekilme gerçekleşmiştir. Yazar Sarıkamış
Suyu Arayan AdamŞevket Süreyya Aydemir · Remzi Kitapevi · 20215,1bin okunma
8/10
·752 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
571 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 12:33
Kitabı bitirdiğimde ilk izlenimim, ortaya konan emeğin büyüklüğü oldu. Özellikle kaynaklar, dipnotlar ve döneme ait belgelerle birlikte değerlendirildiğinde son derece titiz ve kapsamlı bir çalışma olduğu görülüyor. Yazarın uzun yıllar süren araştırmasının ürünü olduğu her sayfada hissediliyor. Kitabın en güçlü yönü, Kurtuluş Savaşı'nı kronolojik bir bütünlük içerisinde ve çok geniş bir perspektiften ele alması. Cepheler, siyasi gelişmeler, diplomatik süreçler ve toplumsal atmosfer ayrıntılı biçimde aktarılıyor. Bu yönüyle eser, bir romandan ziyade ciddi bir tarih çalışması niteliği taşıyor. Bununla birlikte, kitapla ilgili bazı eleştirilerim de var. Öncelikle askeri detayların yoğunluğu zaman zaman okuma akışını zorlaştırabiliyor. Birlik hareketleri, cephe değişimleri, komutanlar ve operasyonlara ilişkin ayrıntılar o kadar sık veriliyor ki, dikkatli ve düzenli okunmadığında okuyucu olay örgüsünü takip etmekte zorlanabiliyor. İkinci olarak eser genellikle "tarihi roman" olarak tanıtılsa da, bana göre romandan çok belgesel niteliğinde bir tarih anlatısı. Kurgusal unsurlar oldukça sınırlı. Örneğin Nesrin ve Faruk arasındaki ilişki kitapta yer alsa da son derece yüzeysel işlenmiş. Oysa savaşın bir askerin, bir annenin, bir çocuğun ya da sıradan bir Anadolu insanının gözünden daha fazla anlatıldığı bir yapı tercih edilseydi, okuyucu olaylarla daha güçlü bir duygusal bağ kurabilirdi. Benzer örnekler çoğaltılabilir. Bu nedenle roman akıcılığında tarih öğrenmek isteyen bazı okuyucular hayal kırıklığı yaşayabilir. Kitapta bilgiler çoğunlukla kronolojik ve peş peşe aktarılıyor; bu da zaman zaman akademik bir tarih kitabı hissi veriyor. Bir diğer eleştirim ise yazarın Sultan Vahdettin'e yaklaşımıyla ilgili. Günümüzde Vahdettin hakkında genel olarak iki farklı yorum
Şu Çılgın TürklerTurgut Özakman · Bilgi Yayınları · 202324,6bin okunma
GÜVENİLİR BİR KALEMİN GÖZÜNDEN ATATÜRK VE BİZE KATTIKLARI
8/10
·480 syf.··
2026 62. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 11:35
Takvimler 19 Mayısı gösterirken yakışır bir kitap okuması oldu bu hafta. İlber Ortaylı kaleminden Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, kronik kitaptan 480 sayfalık, kaynakçalara her bölümde yer verilerek oluşturulmuş , araştırma inceleme türüne de dikkat edilerek kaleme alınmış İlber hocanın ilk tarihi biyografi romanı... 15 Mayıs'ta Yunanlıların, İngiltere desteğiyle İzmir'e çıkışı üzerine, Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal de Bandırma Vapuru'yla iki gün içinde Samsun'a hareket etti. 19 Mayıs Pazartesi günü sabah saatlerinde Samsun'a geldi. Sandallarla Reji İskelesi'ne çıktılar. Resmi görevli olması sebebiyle bir heyet tarafından karşılandı. Samsun, kurtuluş mücadelesinin fitilinin ateşlendiği şehir oldu. Nitekim seneler sonra o günü anlatırken, "Ben Samsun'u ve Samsun halkını gördüğüm zaman memlekete ve millete ait bütün tasavvurlarımın, kararlarımın yerine getirilebilir olduğuna bir defa daha kuvvetle inanmıştım. Samsunluların hal ve durumlarında gördüğüm, gözlerinden okuduğum vatanseverlik, fedakârlık, ümit ve tasavvurlarımı müspet bir inanca götürmeye yeterli olmuştu" diyecektir. “Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mâni olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir. Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk nasıl ele alınabilir? İlber ortaylı kaleminden kıymetli bir tarihçi kaleminden desek daha doğru olur bu soruya cevaplar bulacağız satır aralarında. Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, 1. bölümde 1880'liler kuşağı, Balkan coğrafyasının durumu ve Mustafa Kemal'in doğum tarihi soyağacı en son aile kökeni ile başlıyoruz kitaba. 2. bölümde Atatürk’ün askeri eğitimi ve
Gazi Mustafa Kemal Atatürkİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 201813,5bin okunma
Hayalci Ülkülerden Millî Devlete: Atatürk’ün Siyasî Yaklaşımı
7/10
·273 syf.··
2026 20. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 14:08
Mustafa Kemal Paşa’nın Turancılık Karşısındaki Tutumu Üzerine Bir İnceleme XIX. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti’nde gelişmeye başlayan Türkçülük fikri, başlangıçta kültürel bir uyanış hareketi olarak ortaya çıkmış, zamanla siyasî ve ideolojik bir mahiyet kazanmıştır. Özellikle Balkan milletlerinin milliyetçilik hareketleri karşısında Osmanlıcılık ve İslamcılık siyasetlerinin yetersiz kalması, Türkçülüğün güç kazanmasına zemin hazırlamıştır. Ancak bu fikir akımı, II. Abdülhamid döneminde ciddi bir baskıyla karşılaşmıştır. Abdülhamid’in Panislamist siyaseti doğrultusunda yalnızca gayrimüslim unsurların değil, Türk milliyetçiliğinin de denetim altına alınması hedeflenmiş; Türk dili, tarihi ve kültürü üzerine yapılan çalışmalar sınırlandırılmıştır. Buna rağmen Türkçülük düşüncesi tamamen ortadan kalkmamış, özellikle II. Meşrutiyet sonrasında yeniden yükselişe geçmiştir. Bu süreçte Türkçülük fikri içerisinde farklı yorumlar ortaya çıkmıştır. Ziya Gökalp Türkçülüğü kültürel bir milliyetçilik olarak ele alırken, Hüseyin Nihal Atsız gibi ikinci kuşak Türkçüler daha sert, daha siyasî ve daha geniş coğrafyayı hedefleyen bir Turancılık anlayışını savunmuştur. Turancılık, yalnızca Anadolu’daki Türkleri değil, bütün Türk topluluklarını tek bir siyasî veya kültürel birlik altında toplama idealine dayanıyordu. Özellikle Sovyet hakimiyeti altında yaşayan Türk topluluklarının varlığı, bu düşüncenin uluslararası boyut kazanmasına yol açmıştır. Ancak Mustafa Kemal Atatürk, Türkçü düşünceye yakın olmasına rağmen Turancılık konusunda son derece temkinli bir tavır benimsemiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın yaklaşımı, ideolojik romantizmden ziyade devlet aklına ve jeopolitik gerçekliğe dayanmaktadır. O, Osmanlı Devleti’nin uzun yıllar boyunca hayalci politikalar nedeniyle
Türkçü MuhalefetÖmer Arda Özbilek · Mavi Gök Yayınları · 20253 okunma