Kitabı bitirdiğimde tüylerim diken dikendi. Açıkcası böyle bir son beklemiyordum. O kadar duyguluyum ki… Sadece lütfen okuyun demek istiyorum sizlere dostlar
Yeşilçam filmlerini aratmayan bir kitap. Edebiyat severler için güzel duygulu ve anlamlı bir kitap denebilir. Ancak ufkunuzu açan bir kitap olduğunu söyleyemem.
"Gelecekte yine yalnızlık, yine o yavan, o gereksiz yaşam var." ~Dostoyevski
Şahane bir Sabahattin Ali kitabı
Şeytan dediğimiz mahluğun, nefsin mağlup olduğu çeşitli kötülükleri insan kulağına fısıldayıp yapması için zorladığını düşünürüz değil mi? Hatta daha fenası akıl almaz bir çok fenalıkların, irade dışı diye düşündüğümüz bir çok tavırların, esas sahibinin bu hodbin kafalı şeytan olduğunu söyleriz. Ne acaiptirki hep suç içimizdeki şeytandadır. İşte sevgili arkadaşlar buraya kadar hep düşündüklerimiz. Peki esas olan nedir?
Burada işin içine İçimizdeki Şeytan kitabı ile Sabahattin Ali giriyor: ilk olarak pek manidar bulduğum bir Macide ile Ömer hikayesi karşınıza çıkacak. Ömer'den önce macidenin çocuk kalbine piyano öğretmeninin ayak basıp iz bırakarak geçip gittiğini görecek fakat aradan geçen onca zaman sonra tekrar hayatlarının bir noktada kesiştiğini göreceksiniz.
Peki kitabın ismi niçin "İçimizdeki Şeytan" diye soracak olursanız; Macide ile Ömer aşkında geçim sıkıntısı çekerken bulundukları konumu titreten bir takım fenalıklar olur. Ömer bu sıkıntı içerisinde tekin olmayan yollara başvurur bundan kaçmaya çalışır. Ve bu ters yollara sebep olanında içindeki şeytan olduğunu düşünür. Bundan sonrası öyle güzel cümlelerle tasvir edilmişki Sabahattin Ali'ye bir kez daha hayran kaldım. Şu aşağıya yazacağım cümleleri kullanarak aslında içimizdekinin şeytan olmadığını söylemiş ve kendi iradi suçlarımızın kabahatini bakın nerede bulmuş:
Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... içimizde şeytan yok. İçimizde aciz var. Tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçma itiyadı var...
Hiçbir şey üzerinde düşünmeye hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle
Ne zaman kitap okusam, kitabın insanı içine çeken kokusu ile o meçhul gizemli aleme dalıveriyorum. Zaten vicdansızlığın, cinayetin, riyakârlığın kol gezdiği şu fani dünyada kim yaşamak isterki. Bende hem vicdanları kuruyarak içleri kokuşmuş, sevgi göstermekten aciz insan robotlarının yaşadığı boğucu havadan kurtulmak, hem de kafamın içindeki o dayanılmaz gürültüden kaçmak için kitapların yaşadığı alemi kendime mesken etmeye başlamıştım. Yine bir gün kitap alemine yolculuğa çıkmak istediğimde, Livaneli'nin Elia ile yolculuğunu duydum ve ben de bu iki münevver insanın arasına katılarak yola çıktım.
Livaneli'nin "Kardeşimin Hikayesi", "Huzursuzluk" ve "Serenad" adlı her biri buram buram melal kokan kitaplarını okuyunca 'Elia ile Yolculuk' kitabını tereddütsüz okumaya başladım. Bu kitabı okurken New-york'da ünlü sinema yönetmeni ve kitap yazarı olan Elia Kazan'ın biyografisini okuyacak, aynı zamanda sinema yönetmeni, şair, kitap yazarı, şarkı besteleri yazan Ömer Zülfü Livaneli'nin hayatından kesitlere tanık olacaksınız. Sadece bu iki ünlü adamın yolculuğuna katılmakla kalmayacaksınız. Anadolu'nun çetin günlerinin geçtiği yolculuğa da katılacaksınız. Tehcir kanunu ile göç eden Ermenilerin çetin yolculuğundan mı bahsedeyim yoksa imzalanan Lozan ant. ile Türk-Rum mübadele göçünün kimlerin hayatından neler aldığından mı bahsedeyim. Elia'nın yaşamının bir kısmı ile bu yıllara gidip gelmiş olacaksınız.
Elia kazan Rumların Yunanistan'a zorunlu yapılan mübadele göçünde giden ailenin 4 yaşındaki bir çocuğu idi. Kendisi ellerinin ve ayaklarının çizgileri ile koca bir çınar gövdesini andırıyor, bu çizgilerini oluşturduğu yılları New york'ta geçirmişti. Ama kendisi kendini bir Anadolulu gibi hissediyordu. Bakın sevgili okur dostlarım bu adam sadece 4 yılını İstanbul'un
Bu incelemede birazcık keçileri kaçırmış olabilirim o yüzden ne diyoruz Aman DIKKAT diyoruz
Yapıcağım incelemenin bir başlığı da olsun dedim ve düşündüm taşındım buna karar verdim:
Balina OLDUM DEMEYİN civciv OLACAĞIM DEYİN
Bir civcivken balina olan balina olunca da civcive dönen bir kül civcivin masalıydı bu. Civcivi balina yapan keloğanmış. Balina yapıp balo ya göndermiş. Saat 12 yi geçmiş bizim civciv daha eve gelmemiş. sonra civciv o sırada kırmızı başlıklı kurttan kaçmaya çalışıyormuş. kaçarken ayakkabısı düşmüş. Kurbağa ya dönen prens ayakkabının sahibini arıyormuş. Bulmuş bizim civcivi ayakkabıyı giydirmiş. Ayakkabı olmuş muydu civcivin ayağına. (Olmamış yedi cüceler zor giydirmiş.)
Neyse Charles Dickens amcanın kemiklerini daha fazla sızlatmayalım. Ve asıl konuya gelelim kırmızı başlıklı kurt civcivi yutmuş. Kurbağa prens olacakken prenses olmuş. Keloğlanın saçı çıkmış. evet masalın sonu bu. Aman tanrım dediğinizi duyar gibiyim. Ve YALANLARIN sonu gelmez doğrusu ne demedikçe. O yüzden ne diyoruz DOĞRUSU NE?
Doğrusu şu ki sevgili okurlarım, Büyük Umutlar kitabı boş yere Dünya klasikleri listesine girmemiş çünkü gerçekten bir şaheser (mübalağa yaptım şaheser tabiki de kürk mantolu madonna. Ve şahyazar Sabahattin Ali ). Charles Dickens amca bu kitabında büyük mesajlar vermiş mesela bir bölümünde Pip(kitabın baş karakteri) zindandan kaçan mahkuma yemek ve ayaklarındaki zinciri kesecek eye getirince ileride bu adam sayesinde zengin oluyor. Evet mesaj çok açık zindandan kaçan mahkumlara yardım edin mutlaka .
Akıcı bir kitap olmasının yanında Charles'ın kalem yeteneği sayesinde ufkunuzu açan bir kitap(sende çok açmış keçileri kaçırmışsın) demeyin sakın cidden ufku açıyor.
Sağlıcakla kalın Altını çize çize okuyun. Bol bol okuyun okuyun okuyun
Ve delirin. deli