Selamlar. Bu kitabı sevdim mi sevemedim mi bilmiyorum. Okurken keyif aldım, kitap akıcıydı ama diğer yandan bazı şeyler önceki kitaplara nazaran çok hızlı işlenmiş gibi geldi bana.
Ben önceki kitapları dark romance’ten çok psikolojik gerilim olarak nitelendirmenin daha doğru olduğunu çünkü bu kitaptaki karakterlerin de olayların da romantize edilmemesi gerektiğini düşünüyordum. Bu kitapta ise olaylar tamamen romantizme dönüyor. İki kitap arasındaki bu değişimin böyle birden olmasını ben pek sevemedim
Elder ve Pim’in ilişkisinin gelen olarak ne kadar tartışmaya açık olduğu hepimizin malumu. Bir önceki kitabın sonunda yaşananlardan sonra Pim’in Elder’a bir mektup yazması ve otelden ayrılmasını okumuştuk. (Pim’in yanına hiçbir şey almadan oteli terk etmesi saçmalıktı ama bu kısmı geçeceğim.) Pim’in yaşadığı aydınlanma çok ani geldi bana. Bir önceki kitapta Pim “Yalnız başıma bu dünyada ayakta kalamam” gibi bir motivasyonla Elder’ın yanında kalmaya kararlıyken bu kitapta Elder’a inanılmaz aşık olduğunu fark ediyor ve ona bu işkenceyi çektiremeyeceğini düşünerek gitmeye karar veriyor. Hangi ara bu kadar aşık oldun ?! Hadi onu da geçtim neyine aşık oldun ? Sana sürekli ültimatom veren, benim gemimde kalacaksan benim dediğimi yapacaksın modunda takılan, düşüncelerini sanki hakkıymış gibi talep eden, sana tecavüz etmiş bir adamın neyine, hangi ara bu kadar aşık oldun ? Yani bütün bu yaşananlar düşünüldüğünde Pim’in bu aşık halleri ve ben onu iyileştirebilirim tripleri bana inanılmaz saçma geldi. Önceki kitaplarda Pim’in gücüne, kararlılığa, ayakta kalma ve adapte olabilme yeteneğine ne kadar hayran kaldıysam bu kitaptaki birbirinden manasız düşüncelerine o kadar sinir oldum. Pim zeki bir kadındı. Bu kitapta ise inanılmaz aptalca kararları var.
Pim’le ilgili saçma bulduğum
"Kader bazen bizi istemediğimiz yerlere götürebilir,ancak sonrasında eylemlerimizi kontrol edemez."
"Ya sana bütün dünyada yalnızca elli silo olduğunu ve bizim de o dünyanın mini minnacık bir parçasında bulunduğumuzu söylesem?"
Wool serisinin ilk kitabı Silo,zehirli atmosfer ve kum fırtınaları yüzünden insanlar artık Dünya'nın yeryüzünde yaşayamıyor. Onun yerine yeraltına yaptıkları,yüzlerce kat derinliklere uzanan büyük bir siloda yaşıyor. Yetkililerin bulunduğu En-Tepe hariç dış dünyayı görebilecekleri bir yer yok. Silo da yaşayan insanların antlaşmaya uygun olarak belirli kurallara uymak zorundalar. Eğer kurallara uymazlarsa dış dünyaya temizliğe gonderiliyorlar. Tecrübeli Şerif Holston siloda çignenmemesi gereken en büyük kuralı çiğniyor ve dışarı çıkmaktan söz ediyor. Holston'un yerine şerif adayı olarak gösterilen Mekanik mühendisi Juliette oluyor. Tabi işler bu karardan sonra çok değişiyor. Ben yıllar önce bu serinin önce dizisini izlemiştim ve bayılmıştım. Daha sonra kitabında da aynı duyguları mi hissedeceğimi merak ederek serinin bütün kitaplarıni aldım. Ve iyi ki okumuşum bu kitabı. Yazarın kalemini ilk defa okudum ve bu güzel kurguyu akıcı bir şekilde yazmış. Bazı yerlerinde olaylar yavaş işlenmiş ama konunun gidişatına çok uyan bir akış olmuş. Kitap bilimkurgu ve distopya türünde çok güzel yazılmış. Bazı sırların açığa çıkmaması için kimlerin feda edildiğini,insanlardan saklanan gerçekleri ve geçmişte neler yaşandığını okuyoruz. Juliette karakterini genel olarak sevdim. Hayatta kalmak için o çabaladığı yerleri okumak çok heyecanlıydı. Bernard karakterinden ise bu kitapta nefret ettim . Sırf kendi doğrularını korumak için bir sürü insanın hayatıyla oynamış. Kitabın dördüncü ve beşinci bölümü temponun daha yüksek olduğu kısımlardı. Serinin ikinci kitabını
Bir gün yeniden Ayşegül Devecioğlu okumak kaçınılmazdı sanki. evet, çünkü Kuma Daireler Çizen kitabı, böyle olmamasını imkânsız kılıyordu. Bu yüzden, Anatomi Dersi kitabını okumayı seçtim.
Kitaptaki altı öykü, öncelikle yazarın kaleminin ne kadar iyi olduğunu gösteren çok nitelikli örneklerle dolu. İlk dört öykü muazzam, özellikle Siyah Moli, kitabın zirvesi ve ayrıca önceki iki hikâyeyi düşündüğümüzde yazarın nereye yöneleceğinin ilk işareti de bu hikâyede görülebiliyor diyebiliriz. Bu dört hikâye eğer kitap sonuna dek devam edebilirse Tahsin Yücel'in Komşular kitabı kadar müthiş bir okuma zevki verecek bize diye düşündürdü önce. Ancak Devecioğlu Siyah Moli'den itibaren ama özellikle bu hikâyeden sonra rotasını değiştiriyor. "İlginç" yazmak, yazabilmek; ilgi çekici hikâye konuları bulabilmek iyi bir şey olabilir, öyledir, ama sonuçta bir kitabın tamamının aurası, atmosferi, bütünlük hissine bu yeni seçimlerin, yeni konuların, taşlamaların vd iyi oturup oturmadığına da bakmamız gerekir. Bence yazar 4. hikâye ile birlikte seçtiği bu yeni yolun hakkını onları anlatabilmek anlamında veriyor ama kitabın ilk üç öyküsünün derinliği, niteliği ve lezzetinin yanına değil uzağına bile ulaşamıyor bu hikâyeler .Baş Daima Dik Olmalı hikâyesi inandırıcı olamaması anlamında ilgi çekici bir hikâye, zorlama ve bunu çok belli ediyor, bunun bir sebebi bence kendince bir polisiye muammaya tutunmuş olması. Son iki hikâyede de artık bu çizginin sürdüğünü görüyoruz. Böylece Anatomi Dersi kitabı iki ayrı lezzet barındıran, iki ayrı kitap tadı veriyor. Son üç öyküde sadece Baş Daima Dik Olmalı ilk üç öyküye yakın bir yerde duruyor. Yazarın bu seçimi neden yaptığını bilmiyorum, anlamadım açıkçası; ama kendi adıma, kitabın tadını bozan, vasat hikâyeler bunlar. Daha doğrusu; bu hikâyeler
Öncelikle mini uyarı ilk kitaba dair SPOİLER içerebilir!
İlk kitaba zaten bayılmış, karakter derinlik, çeşitlilik ve birbirini tamamlayışları hem de dünya kurgusuyla çok çok keyif alan biri olarak bu kitap seri için on numara bir gelişme kitabı olmuş. İlk kitapta evreni ve karakterleri tanıdık, akademide yaşananlarla gayet doğal ve kaliteli bir şekilde karakter iplikleri birbirine bağlandı ve sonu da mükemmel bir şekilde girişi tamamlayıp gelişmeye pası atmıştı. Bu kitapla da tam da bıraktığı yerden alıp hem aksiyon hem de hisleri daha da zirveye çıkarıyor. Ve "Bunun da ötesine gitmez be abi" diyerek hem ters köşe hem de entrikalarla çıtayı bir tık daha yukarı çıkarmayı başarıyor bu kitap. Kızıl Yükseliş bitince hemen başlamamak, başlayınca her sayfada çaresizce bitmeden duramamak ile akan bir kitap.
Karakterlere ayrı birer sayfa açacak olursak. Sevro, Ragnar ve tabii ki Kısrak'a bayıldık mi bayıldık. Ragnar Volarus... Çok konuşmaya ihtiyaç duymayan adamların hakiki sadakati... Sevro, kendi iç çarpıklığından çekinmeden sahip olduğu kişiliği ortaya koyan ve olduğu gibi kabullenilişiyle ve onu da iyiliğine ikna edince sarsılmak bir dosta dönüşüşü. Kısrak ablamız zaten ilk kitaptaki gibi kalite kokuyor. Erkekler akıllı kadın sevmez saçma ve yanlış klişesini bozan karakterlerden biri. Erkekler ego savaşını sevmez ama akıllı kadın kadar tatlı az şey vardır dünyada. Victra ise ayrı bir kısmı hak ediyor. İnsanların çoğu sahip olmadığı aidiyet ve sevgiyi göz boyaya boyaya sunup photoshop ile büyütmeye ve parlatmaya çalışırken; Sen ve Onlar ne düşünürsen düşün sadece kendi olarak ve sadece sevdiği için, başka hiçbir gerekliliği ve menfaati olmadan salt sevgi ve sadakatten oluşan bir bağ. Kendimi bildim bileli hep insanları doğdukları ortam, kültür ve kabullerden öte görmeyi
Altın OğulPierce Brown · Pegasus Yayınları · 20151,658 okunma
mini minnak Totoro ve koca kaya adamlara hükmeden, kalbi gün geçtikçe kararacak borog kadını Borostos... bakalım ikinci kitap neler getirecek :) o vakit macera yeniden bsşlasın ;)
Yazar asker kökenli olduğundan kendisinin ve arkadaşlarının Güneydoğu operasyonlarında yaşadıklarını çeşitli anıları mini öyküler halinde kitaplaştırmış. Hızlı okunan ve ders alınacak noktaları çok olan bir kitap.